26 Kasım 2008 Çarşamba

Dünden Bugüne Ülkemizde Radyo

Yolculuğumuz 1961 yılında başlıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizde yönetime el koymuş, toplum hayatında yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönemdeki değişiklikleri ilk hisseden, radyolar ve radyocular olacaktır.

Türkiye’deki radyoculuğun toplumsal gelişmelere ayak uydurabilmesi için yeni bir yapılanmaya, bu dönemde girişilir. Temel fikir, siyasal iktidardan bağımsız, özerk, kendi kadrolarına ve kendi bütçesine sahip; Türkiye’deki radyoları tek çatı altına toplayacak bir yayın kurumunun oluşturulmasıdır. Bu kurum, artık dünyada hızla yayılan televizyon yayıncılığını da ülkemizde başlatabilmelidir. 1961 anayasasında yer alan 121. madde çerçevesinde başlayan bu çalışmanın sonunda, 1 Mayıs 1964’te, 359 sayılı yasayla Türkiye Radyo Televizyon Kurumu kurulur. Başına da genel müdür olarak Adnan Öztrak getirilir.

TRT’nin kurulmasıyla birlikte Türkiye’de radyoculuk açısından yepyeni bir dönem başlamıştır. Radyoların öncelikle personele ihtiyacı vardır. Bu nedenle sınavla spiker, prodüktör, metin yazarı ve uzman alınır. Bu personelin dünya radyocularıyla aynı düzeyde olabilmeleri için yurt dışına özellikle BBC’ye eğitime gönderilirler. 1965 yılında radyolardaki yayınları takip edebilmek için Türkiye Radyoları program dergisi çıkarılır. Aynı yıl radyo program birimleri arasında işbirliğinin sağlanması için üst düzeydeki yöneticiler ve yayıncıların katıldığı ilk koordinasyon toplantısı yapılır. Yayınlarla ilgili çeşitli konu ve görüşlerin tartışıldığı bu toplantıda, radyolar arasındaki koordinasyonun sağlanması için alınacak önlemler üzerinde durulur. 1964’te açılan Van il radyosunun ardından, 1967’de Erzurum, 1968’de Çukurova’nın Sesi Radyoları yayın hayatına merhaba der. Bu arada TRT kuruluş gerekçelerinden biri olan televizyon yayıncılığı için de çalışmalarını sürdürmektedir. 31 Ocak 1968 günü Ankara Televizyonu deneme yayınlarına başlar.

Televizyonun ülkemize gelmesiyle halkın ilgisi ve merakı bu görüntülü kutuya yönelir. Radyonun üzerine örtülen dantelden bir tane de adına televizyon denilen bu görüntülü kutunun üzerine örtülür. Zaman hızla akıp giderken radyo ve televizyon da birbiriyle yarışır…

1970’li yıllarda teknolojik alt yapının yenilenmesi, radyo postalarının yediden yapılandırılması, bölge radyolarının kurulması ve program planlamalarının merkezi sisteme bağlanması gibi gelişmelerle, Türkiye’de radyo yayıncılığı daha modern hale getirilir. 9 Eylül 1974’te Ankara, İstanbul, İzmir, Erzurum, Diyarbakır, Antalya ve Çukurova radyolarının katılımıyla TRT 1 postası oluşturulur ve 24 saat kesintisiz yayın başlar. 1 Ocak 1975’teyse TRT2 ve TRT3 yayın hayatına merhaba der. Ankara, İstanbul ve İzmir’deki radyo stüdyolarının yanı sıra Antalya, Çukurova, Diyarbakır, Erzurum, Trabzon bölge radyo stüdyolarında, bölgelere yönelik programlar yapar. TRT´nin kuruluşundan sonra yurt dışına yapılan yayınlarda 1975’te 250 kilovatlık verici hizmete girince dil sayısı artar, 1982 yılında Türkçe dahil yayın yapılan dil sayısı 15´e çıkarılır. Ankara Çakırlar'a değişik yıllarda kurulan yeni verici ve anten tesisleri ile 3 adet 250 kilovat ve 2 adet 500 kilovatlık verici ile kısa dalga yayınları yapılır.

Türk radyoculuğunun ilerleyen yıllarında FM verici sayısının artırılması kararı ile, TRT3 radyo postasıyla birlikte TRT1 ve TRT2 radyo postalarının da FM bandından yayın yapması planlanır. Uzun ve orta dalga vericileriyle birlikte FM bandında da yayın yapacak verici kurulması ile FM radyo yayınları yaygınlaştırılmaya başlar. 1987 yılında FM bandında TRT4 radyo postası Türk sanat ve halk müziği programlarını yayınlamak üzere sesini duyurur. 1990 yılında yurdumuza gelen turistlere hizmet vermek üzere Turizm Radyosu yayın hayatına merhaba der. Yurdun turistik bölgelerine kurulan FM vericilerle Antalya yayın merkezinden İngilizce ağırlıklı olmak üzere Fransızca ve Almanca, sonra Yunanca yayın başlar.

Uzun yıllar TRT, radyo yayıncılığını tekelinde tutar. Ancak dinleyiciler yurt dışındaki radyoları da alıcıları el verdikçe dinlerler. İngiltere’den, Almanya’dan, Irak’tan hatta Amerika’dan yayın yapan radyolar Türk dinleyicilerine ses verir. Ülkemizdeyse yalnız TRT radyoları vardır. Aslında yayın yapmaları anayasa gereği yasak olsa da, devletin kontrolünde yayın yapan Polis Radyosu ve Meteoroloji Radyosu adlı iki radyo daha kurulmuştur… Bu iki radyoya ilerleyen yıllarda üniversitelerin eğitim amaçlı kurdukları radyolar eklenir. Böylece radyo yayıncılığı çeşitlenmeye başlar.

1990’ların başında hem dünya da hem de Türkiye’de değişim rüzgarları esmektedir. Bu rüzgar iletişim dünyasında bir kasırgaya dönüşür. Teknolojik ilerlemeler birbirini izlerken, dünyada ulaşılamayan hiçbir yer kalmaz. 1927’de başlayan Türk radyoculuğu da yaşanan bu gelişmelerden etkilenir. Ülkenin dört bir yanında TRT radyolarıyla ilgisi olmayan, özel radyolar yayın hayatına merhaba der. Çünkü küçük bir verici, evin bodrum katına kurulan bir stüdyo radyo yayınını gerçekleştirmek için yeterlidir. Ancak radyocuların unuttuğu iki önemli nokta vardır. Birincisi Türkiye’de radyo yayına yapma hakkı sadece TRT’dedir. İkincisi ise bilinçsizce seçilen frekanslar hava ve deniz ulaşımını olumsuz etkilemektedir. Bu gerekçelerle 15 Nisan 1992’de tüm özel radyoların yayını durdurulur. Fakat dinleyici TRT dışındaki radyoların sesini duymuştur bir kez… “Radyomu istiyorum” sloganıyla arabaların antenlerine siyah kurdeleler bağlanır, halk tepki göstermektedir. Bu demokratik tepkiye dönemin başbakanı Tansu Çiller’in de katılmasıyla bir anayasa değişikliğine gidilir. Çok sancılı geçen iki yılın ardından 13 Nisan 1994’te 3984 sayılı kanunla özel radyo ve televizyonların nasıl kurulabileceği ve yayınlarında uymak zorunda oldukları kurallar belirlenir. Bugün Türkiye’nin dört bir yanından farklı frekanslarda 1000’in üzerinde yerel bölgesel ve ulusal kanal yayın yapıyor…

Hiç yorum yok: