19 Kasım 2008 Çarşamba

Vedat Nedim Tör'ün Ağzından, Bir Zamanlar İstanbul Radyosu

1 Haziran 1943’te, saat 19:15’ten başlayarak, İstanbul Radyosu bir ay süreyle deneme yayınlarına başlamıştı. İstanbul Radyosu, 1960 metre ve 153 kilosaykıl’da çalışacaktı. İstanbul’un, Ankara’dan yapılan Türkiye Radyosu yayınını gereğince dinleyememesi nedeniyle başlayan bu deneme yayını çok yetersiz şartlar içinde başlatılmıştı. İstanbul Radyosu’nun deneme yayınını açan spiker Vedat Nedim Tör, yayın ortamıyla ilgili yetersizlikleri, bir yazısında şöyle dile getirmiş...

“Giderilmesi elde olmayan bazı sebepler yüzünden, Ankara istasyonunun İstanbul’dan, yani memleketimizin hem nüfus, hem dinleyici bakımından en yoğun bin bölgesinden iyi dinlenmemesi, Matbuat Umum Müdürlüğü’nün büyük bir sıkıntısıdır.

Bu durum karşısında, akla gelen ilk tedbir, hiç şüphesiz, eski İstanbul Radyosunu yeniden işletmekti. Fakat bu kadar kolayca söyleniveren bu olayın uygulaması, hiç de öyle basit değildir. Çünkü İstanbul Radyosu, bir defa çok ihtiyarlamıştır. Gerçi İstanbul Radyosu kurulalı anca 17 yıl olmuştur ama, radyo tekniğinin bu 17 yıl içinde baş döndürücü bir çabuklukla geçirdiği inkılaplar, onu dünya radyo istasyonlarının adeta Zaro Ağa’sı haline sokmuştur. ... Bir zamanların borulu gramofonu, ilk model Ford otomobili, ilk radyo makinaları bugün ne kadar geri, ilkel, hatta gülünçseler ve bunları modernleştirmek ne kadar olanak dışıysa, İstanbul Radyosu’nu gençleştirmek de o kadar olanak dışıdır. O, yine ara sıra arızalar yapacak ve sesi daima nezleli ve biraz hımhımca çıkacaktır.”

“Bunun en kestirme ve en doğru yolu, şüphe yok ki, İstanbul’a yepyeni bir radyo istasyonu kurmaktır. Zate Türkiye gibi bir kıt’a memleketin tek istasyonla idaresi mümkün değildir. Uzmanların söylediklerine göre, yurdumuzun çeşitli bölgelerinde, daha en aşağı dört yeni istasyona ihtiyaç vardır.”

“Bir istasyonun normal bir tarzda işletmeye açılabilmesi için yalnız teknik şartların temini yetmez. Stüdyo binası ister, teşkilat ister, tahsisat ister.”

“Bugün İstanbul’da, Galatasaray postanesinin ikinci katında stüdyo işi gören odacıklar da, istasyonun kendisi kadar ilkeldir. Pencereleri birtakım kontrplaklar ve kumaşlarla sımsıkı örtülü olmasına rağmen, caddenin gürültüsünü, otomobillerin “bart-bartlarını” ve tramvayaların “dan-dan”larını, bu günün, en hafif nefes alışlarını bile büyüten hassas mikrofonlarından kaçırmak mümkün değildir. Üst katta işleyen telgraf makinelerinin tıkırtıları ve ahşap döşemelerin gıcırtıları da stüdyoda mükemmel duyulmaktadır. Bu itibarla stüdyo, canlı bir prorgram uygulamasına elverişli değidir. Onun içindir ki, şimdilik sadece plaklarla yetinmek ve söz yayınını Ankara’dan vermek zarureti vardır. Ankara-İstanbul telefon hatları bozulunca buna da imkan yoktur. Ki, yapılmakta olan deneme yayını sırasında birkaç kere bozulmuştur.”

“Görülüyor ki, ancak bir stüdyo binası ve bunun içinde çalışacak teknik, idare ve sanat teşkilatı kurulmadan, İstanbul dinleyicileri tatmin edilmiş olmayacaklardır. Onun için, biraz daha sabır.”


Vedat Nedim Tör’ün kaleminden aktardığımız bu satırlar, 1943 yılında deneme yayınlarına başlayan İstanbul Radyosu’nun, 6 yıl sonra, şimdi yayın yaptığı Habriye’deki güzel binasına geçmeden önceki durumunu yansıtıyordu...

Hiç yorum yok: