25 Aralık 2008 Perşembe

Dünyada ve Ülkemizde Radyonun Gelişimi

Birçok araştırmacı, radyonun tarihini, 1876’da Graham Bell’in telefonu bulmasıyla başlatır. Gerçekten de telefon, birçok icat gibi radyonun da geliştirilmesine yardımcı olmuş. Yine de, radyonun gerçek babası, genellikle İtalyan Guillermo Marconi olarak biliniyor.

Marconi’nin ilk başarısı, radyo dalgalarının kullanarak alt kapının zilini çaldırmayı başarmaktı. Yıl 1896’ydı ve mucit henüz 22 yaşındaydı. Daha sonra buluşunu geliştiren ve bir telsiz sistemi üreten Marconi, İtalyan Posta ve Telgraf Bakanlığı’ndan gerekli izinleri alamayınca, 1899'da Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Burada kurduğu şirketinde, gemiler için telsiz üretmeye başladı. 1910 yılındaysa, Amerikalı mucit Lee De Forest, New York Metropolitian Orkestrası’nın sesini uzaktaki insanlara dinletmeyi başararak, radyo yayıncılığının başladığının habercisi oldu.
Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk radyo, 1920 yılında Westinghouse şirketi tarafından kuruldu. Bundan sonra radyolar, birçok ülkede ard arda açılmaya başladı. İngiltere'de 1922'de, Fransa'da 1925'te, Japonya'da 1926'da, Latin Amerika'da 1930'larda ilk radyolar yayın hayatına atıldı.
Adolf Hitler'in 40’lı yıllarda radyoyu kullanım şekli, yayıncılık tarihinde bir dönüm noktası kabul edilir. Bu dönemde Führer’in elinde radyo, güçlü bir propaganda aracına dönüşmüş ve kitleleri yönlendirmekte önemli rol oynamıştı. Radyonun gücünü örneklemek için anlatılan ünlü bir olay da, Amerika’da yaşanmıştı: Ünlü oyuncu ve yönetmen Orson, yaptığı radyo programında "Uzaylıların İstilası" üzerine bir tiyatro oyunu yayınlamıştı. Yayın o kadar etkili olmuştu ki, vatandaşların işgal olayını gerçek sanması sonucu, kentte bir panik havası yaşanmıştı.
60’lı yıllarda tevevizyonun ortaya çıkmasıyla gücünü ve dinlenirliğini kaybetmeye başlayan radyo, çareyi yeni yayın içeriklerinde buldu. Eğlence ve müzik yoğunluklu programlar çoğalmaya başladı. 1979'da Japonya'da uydu yayınına geçildi. 80'li yıllarda, yayıncılıkta büyük kuruluşların tekeli kırıldı, birçok şehirde yerel radyolar açılmaya başladı. 90'lardaysa yayıncılık daha da geliştirildi. Ses sistemlerindeki teknolojik atılımlar, dijital yayın, internet radyoculuğu gibi yenilikler, radyonun çehresini tamamen değiştirdi...

Türkiye’de ilk radyo yayınının tarihi 1927 yılı olarak kabul ediliyor. Türkiye Radyoları’nın tarihi kısaca şöyle: Cumhuriyet Hükümeti, haberleşme sistemlerindeki gelişmeleri görmüş ve Türkiye’de modern bir haberleşme sistemini kurmağa karar vermişti. İstanbul’un Eyüp ilçesine bağlı Osmaniye semtinde, Ankara’nın da Babaharman semtinde iki “Telsiz-Telefon” istasyonunun yapımı bir Fransız şirketine ihale edilmiş, ama istasyonların yapılışı sırasında şirket iflasın eşiğine gelmişti.

Yapımına 1925 yılında başlanan istasyona, Avrupa’nın en güçlü istasyonu gözü ile bakılıyordu. Kuruluşun asıl görevine ek olarak, ikisine de 7 kilovatlıklık birer lamba konmuş, radyo difüzyon için modülasyon tertibatı eklenmişti. Yapımı iki yıl sürdüğüne göre, radyo yayınlarının 1926 yılında deneme niteliğinde başlamış olduğu söylenebilir. Bu iki istasyon, 5 kilovat çıkışlı küçük postalardı.

Kurucu şirketin malî sıkıntısını gören Türkiye İş Bankası, Anadolu Ajansı ve bazı özel kuruluşlar, isme yazılı hisse senedi çıkartarak bir anonim şirket kurdular. Daha sonra zamanın hükümetine başvurarak, bu radyo difüzyon istasyonuna talip oldular. Durumu inceleyen yetkililer, 8 Eylül 1926 tarihinde “Türk Telsiz-Telefon Anonim Şirketi” adındaki bu şirketle on yıllık bir anlaşma imzaladı. Bu şirket böylece iki istasyonu kendi ve “Posta-Telgraf-Telefon Genel Müdürlüğü” adına işletecekti. 1927 yılının ortalarına doğru ilk stüdyo, İstanbul’daki Büyük Postaneye taşındı. Ankara’da da ilk stüdyoyu aynı şirket, bir yıl sonra, 1928 yılında açtı. Önce Millî Savunma Bakanlığı’nın yakınında Mûsikî Muallim Mektebi’ne yakın bir dairede çalışmaya başlayan Ankara stüdyosu, sonra Ankara Palas’ın zemin katına, ardından Sağlık Bakanlığı’nın arkasında kiralanan tek katlı bir binaya taşındı.

Sonradan yapılan anlaşmanın değişmesi nedeniyle İstanbul’daki Büyük Postaneden çıkarılan stüdyo, Beyoğlu’nda kiralanan bir apartman dairesine yerleştirildi. Bir süre böylece idare edildikten sonra, gittikçe malî durum bozuldu. Abone ücretleri masrafları karşılamıyor, kaçak çalışan alıcılar tesbit edilemiyordu. Hükümet ve ortaklarının yardımına rağmen, şirketin durumu 1936 yılında daha da bozulmuştu. 1938 yılında süresi dolan anlaşma yenilenmedi. Şirket tasfiye edilerek, her iki istasyonun işletmesini devlet üzerine aldı. Bu verici sistemin ihtiyacı karşılamadığı dikkate alınarak, dünyanın o zamanki ünlü firmaları ile temasa geçildi. Bunlardan en uygunu olan Markoni şirketine, yeni Ankara Radyosu’nun yapımı ihale edildi. 22 Temmuz 1938 tarihinde, bugünkü bina hizmete girmiş oldu.

Bu şirket “Telsiz” adında bir dergi çıkartırdı. Telsiz’in 4 Temmuz 1928 tarihli sayısında verilen radyo programına bir göz atarsak, şu sanatkârların Türk Mûsikîsi’ne hizmet ettiğini görürüz: İzak Elgazi, Udî Cemal Bey, hanende Hikmet Hanım, Kemençeci Anastas, Neyzen Tevfik, Kemal Niyazi Seyhun, Mesud Cemil, Kemani Reşad Erer, Piyanist Cemal Bey, Nebile Hanım, Hâfız Burhan, Münir Nureddin Selçuk ve diğerleri...

Bu konuda Cevdet Kozanoğlu şu bilgileri veriyor: “O zamanlar İstanbul Radyosu’nda haftada üç gün keman, klârnet, kânun, ud ve iki okuyucuyla, altı kişilik fasıl heyeti çalışırdı. Bu heyetleri piyasadan ben temin ederdim. Aynı zamanda hanendelik de yaptığım için, beş kişiyle idare ederdik”.

Ankara Radyosu, 1938 yılında bugünkü binasına taşındıktan sonra, ciddî öğretim yapan, sanatkâr yetiştiren, Türk Mûsikîsi’nin sorunlarına eğilen, bütün bu işleri sıkı bir disiplin içinde yürüten bir öğretim kurumu olmuştu. Hizmet bir bütün olarak ele alınmış, öğretim programı hazırlanmış, çalışmalar bunlara göre yönlendirilmişti. 1936 yılında hizmete açılan Ankara Devlet Konservatuarı öğretim kadrosundan da yararlanılmıştı. Diğer taraftan, Türk Sanat Mûsikîsi repertuarı ile ilgili çalışmalar başlatılmış, Fahri Kopuz nota kütüphanesini kurmakla görevlendirilmişti. Bugün bile kullanılan pek çok nota, Fahri Kopuz’un yazdığı notalardır.
Bir saz ve söz arşivi olmadığından, canlı yayınların dışında, plâk yayınları piyasadan sağlanan kaliteli plâklarla karşılanırdı. Sanat değerlerine göre sınıflandırılan bu plaklardan, zamanla büyük bir arşiv meydana gelmişti. Bu değerli arşiv 1960 yıllarında, anlaşılmaz bir sebeple hurda fiyatına plâkçılara satıldı. Daha sonraki yıllarda bir plâk kayıt stüdyosu açılmış ve iyi icra örnekleri arşiv için plağa alınmıştı. Ankara Radyosu kütüphanesi kurulduktan sonra, ünlü mûsikîşinasların özel koleksiyonları satın alındı.

Zamanın ünlü mûsikîşinasları Ankara Radyosu’nda toplanmıştı: Refik ve Fahire Fersan, Cevdet Çağla, Vecihe Daryal, Fahri Kopuz, Zühdü Bardakoğlu, Osman Güvenir, Hakkı Derman, Şükrü Tunar, Hayri Tümer, Veli Kanık, Şerif İçli, ve daha pek çok sanatkâr...
Türk Mûsikîsi’ni tanıtmak amacıyla on beş günde bir hazırlanarak yayınlanan “İzahlı Müzik” saatleri, çok yararlı olmuştu. Bu programı sunan Ruşen Ferid Kam, makam ve usûlleri tanıttıktan ve sabit perdeli bir sazla, perdeleri gösterdikten sonra klâsik repertuarımızın en güzel örneklerini icra ettirirdi.

Bu değerli çalışmalar uzun yıllar sürdürüldükten sonra, 1949 yılında yeni İstanbul Radyosu hizmete girdi. Hemen arkasından, önceleri deneme yayınları yapan İzmir Radyosu, 1951 yılında çalışmaya başladı. Türkiye Radyoları, 1964 yılına kadar Basın ve Yayın Genel Müdülüğü’ne bağlıydı. Nihayet 2 Ocak 1964 tarih ve 359 sayılı yasayla, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu - TRT kurulmuş oldu.

Türkiye Radyoları’nın geçmişiyle ilişkin bu bilgileri, Tahir Aydoğdu’nun eserinden alıntıladık...

Hiç yorum yok: