19 Aralık 2008 Cuma

İstanbul Radyosu: Bir Kahramanlık Öyküsü


Tarihi bilgiler kesin olmasa da, ülkemizin ilk programlı ve düzenli yayınlarının, 6 Mayıs 1927 günü başladığı kabul ediliyor. O günlerin hikayesini, Gökhan Akçura’nın “Roll” dergisindeki yazısından kısaltarak aktaracağız şimdi size...

İstanbul’da bir radyonun kurulması fikri; bir gazeteci, karikatürist ve girişimci olan Sedat Nuri İleri’ye aitti. Sedat Nuri Bey, dönemin İş Bankası Genel Müdürü ile birlikte Celal Bayar’a teklifte bulunmuş, bu teklif daha sonra Gazi Mustafa Kemal’e ulaştırılmıştı. Gazi’nin çağrısı üzerine Ankara’ya giden girişimciler, bir radyo alıcı cihazıyla Çankaya’ya, bir rivayete göre de Orman Çiftliği’ne gittiler. Alet kuruldu, o dönemin belli başlı istasyonları taramaya başladılar. Birden Mustafa Kemal, “Susun arkadaşlar!” dedi. Tabii herkes sustu. Sofya radyosunun neşriyatına kulak verildi. Gazi’nin kulağı, Sofya’da askeri ataşe olarak bulunduğu zamanlardan Bulgarcaya aşinaydı. “Bakın, kendi hesaplarına ne güzel propaganda yapıyorlar!” diye işaret etti.

İşte bu sözler, İstanbul radyosunun kuruluşu için emir yerine geçmişti.

İş Bankası, Anadolu Ajansı, Gümüşhane Milletvekili Cemal Hüsnü Taray, Falih Rıfkı Atay ve Sedat Nuri İleri tarafından, 150 bin Türk lirası sermayeyle, 8 Eylül 1926 tarihinde Türk Telsiz Anonim Şirketi kuruldu. 1927 yılının Mart ayı başlarında ilk deneme yayını yapıldı. Bu yayın, Sirkeci’deki İstanbul Büyük Postanesi’nin kapısının üstüne yerleştirilen bir hoparlörden halka dinletilmişti. 27 Mart 1927 gecesi Türk sanatçıları radyoda ilk konserlerini verdiler. Bu tür deneme yayınları, nisan ayı boyunca sürdü. 6 Mayıs tarihinde ise, ilk düzenli yayınlara geçildiği sanılıyor.

İstanbul Radyosu’nun ilk idare müdürü Sedat Nuri, ilk teknisyeni Halit, ilk spikeri ise Sadullah Gazi beylerdi. Kuruluşun ardından radyoya katılan ve çok daha sonraları İstanbul Radyosu’nun başına geçecek olan Mesud Cemil Bey ise saz heyetlerinde tambur, kemençe ve lavta; orkestrada ise viyolonsel çalmasının yanısıra spikerlik, program şefliği, stüdyo memurluğu, idarecilik, notacılık, kütüphanecilik gibi birçok işi tek başına yürütüyordu.
İstanbul Radyosu yayına başladığı sırada Türkiye’de, biri teknik müdür Hayrettin Bey’in, öbürü Bahriyeli Enver Bey’in, geri kalan beş tanesi de Türkiye’deki yabancıların getirttikleri cihazlar olmak üzere, sadece 7 radyo alıcısı vardı. Bu sayının artması için çeşitli girişimler gerçekleştiriliyordu. Örneğin Posta Telgraf Okulu salonlarında, halka kendi alıcılarını yapmayı öğreten kurslar açılmıştı. Ayrıca şirketin yayın organı Telsiz dergisi de, promosyon olarak radyo dağıtıyordu. Dönemin radyo alıcıları pahalıydı. Bu yüzden radyo cihazı sahibi olmak zordu. Radyo sahibi olunsa da, bunu kurmak ve dinlemek kolay değildi. Sedat Nuri Bey’in yeğeni Râsih Nuri İleri, o zamanlar küçük bir çocuk olmasına rağmen bu günleri hatırlıyor ve şöyle anlatıyor...

 “Evde yayını anlatabilmek için, bir tenekenin içine kurşun dökülüyor ve bu teneke toprağa gömülerek tenekeden eve bir bakır telle hat çekiliyordu. Bir de evin çatısına gayet büyük –diyelim 50 metrelik- bir anten konuyordu. Bu cihazda yayın, ya çanak şeklindeki hoparlörle ya da kulaklıkla işitiliyordu. Hatta benim bir fotoğrafım olacak, bu fotoğrafta kocaman bir hoparlör, çanak şeklinde; ben de onun önünde eğilmiş, yayın dinlemeye çalışıyorum. Kulaklıkla dinlenen şekliyle İstanbul Radyosu’nun ilk yayınını hatırlıyorum. Büyük bir heyecanla dinlemeye uğraştık. Ve birtakım cızırtılar gelmeye başladığı vakit, havaya uçtuk sevincimizden, ses geliyor diye...

Hiç şüphesiz, kuruluş kararı aşamasından başlayarak, radyo tarihimizde Atatürk’ün oldukça güçlü bir yeri var. İlk naklen yayın da Atatürk’ün isteğiyle, 3 Şubat 1932 tarihinde Ayasofya Camii’nden yapılmıştı. Bu bir Kadir Gecesi yayınıydı. Postaneyle cami arasına kablo çekilmiş ve Ayasofya’ya mikrofon kurulmuştu. O günün kısıtlı şartlarında yapılan yayın, yine de çok başarılı olmuştu. Mesud Cemil Bey’in ifadesiyle, o sıralar radyo postası 5 kilovat gücünde olduğu halde, en kuvvetlisi 10-12 kilovat olan diğer memleketlerin postaları arasında, İstanbul Radyosu’nun yayını Amerika’dan Hindistan’a kadar mükemmelen duyuluyordu. Nitekim, ertesi günden itibaren, haftalarca her taraftan takdir ve tebrik mektupları, telgraflar yağdı.

İstanbul Radyosu’nun tarihi biraz da parasızlıklarla dolu bir tarihti. Telsiz Telefon Şirketi’nin büyük ortağı İş Bankası’nın karşılıksız para yatırmaktan usanarak desteğini çekmesiyle, 3 Aralık 1927 tarihinde yayınlara ara verilmek zorunda kalındı. Sanatçıların ücretleri ödenemiyor, ödenemeyen faturalar nedeniyle Elektrik Şirketi tarafından cereyan kesiliyordu. Sonraları, Türkiye’de radyo alıcısı pazarlayan bir şirketin, satışlarını garantilemek için İstanbul Radyosu’nun 4-5 aylık masrafını karşılamasıyla, düzenli yayınlara yeniden başlanmıştı. Şirket 10 yıl boyunca İstanbul’da düzenli yayın yapmış, buna karşılık Ankara’da aynı başarıyı gösterememişti. Ankara Radyosu ancak 1933’ten sonra düzenli yayına geçebilmişti. Mali sorunlarla boğuşmaya devam eden Telsiz Telefon Şirketi, 13 Haziran 1937 tarihinde yapılan genel kurulda kendini tasfiye etmeye karar verdi. Radyo yönetiminin devlete devredilmesiyle, radyoculuğumuzda yeni bir dönem, “devlet radyoculuğu” dönemi başlamış oluyordu. 1927’den 1937’ye kadar olan 10 yıllık dönem ise, yazar Gökhan Akçura’nın deyimiyle, radyoculuğumuzun temellerinin atıldığı bir “kahramanlık öyküsü” olarak tarihteki yerini aldı…

1 yorum:

bora dedi ki...

İlginç bir yazı olmuş ben de radyo ve televizyon okuyorum iletişim fakultesi ogrencisiydim ve sanırım bu hikayeyi tezimde kullanabilirim ;). Türkiye'de radyo hakkında epey bir bilgi edindim sayenizde.

Paylaşımınız için teşekkür ederim