15 Ekim 2009 Perşembe

İçinden Ramazan Geçen Türkü - Yiğit Yavuz

En sevilen Karadeniz türkülerinden biri:

“Oy Trabzon Trabzon
İçi kalaylı kazan
Efkârlı günlerimde (Sevdalı günlerimde)
Geldi çattı Ramazan…”

Bir türkü ki, hızlı söylenirse neşe verir insana; Karadeniz türkülerinin çoğu gibi. Yavaş söylenirse hüzünlendirir. Her iki türlü de yorumlandı bu türkü; hem yavaş, hem hızlı. Doğrusu hangisidir? Bir halk türküsünün tek bir “doğru” okuma şekli var mıdır, yoksa ağızdan ağıza, kulaktan kulağa, gönülden gönüle geçerken şekil değiştirmesini olağan karşılamak mı gerek? Neyse, bu yazıda meselemiz o değil. Meselemiz, türkünün sözlerinde gizli mânâ.

“Oy Trabzon Trabzon
İçi kalaylı kazan…”

Şehir, içi kalaylı bir kazana mı benzetiliyor, yoksa Trabzon’da ortaçağdan beri varolan bakırcılık sanatına, bakır kazanlara mı atıfta bulunuluyor? Belki ikisi de. Kimbilir bu türkü ne zaman yakıldı… Trabzon’un işlek bir liman kente olduğu, çok sayıda ülkenin burada konsolosluklar kurduğu eski parlak günlerde mi acaba? O zamanlar gerçekten kalaylı bir kazan gibi parlıyordu herhalde bu şehir.

Tabii türkünün doğrudan buradaki bakırcılık sanatını kastediyor olması da mümkün. Ama türküyü yakanın asıl derdi başka. Ne diyor?

“Efkârlı günlerimde (Sevdalı günlerimde)
Geldi çattı Ramazan…”

Demek efkâr var, sevda var serde. Bu efkârla, bu sevdayla geçirilip sonlandırılması gereken bir Ramazan var. Türkü, İlhan Başgöz’ün dediği gibi “bir yer karasında, bir gök mavisinde” kanat vuruyor; oyun oynuyor bizimle adeta. Belki de, belli koşullar içinde belli bir duyguyu anlatmak için söylenen bir türküye, biz yeni anlamlar yüklüyoruz; Yine İlhan Başgöz’ün deyişiyle, “metin ötesi bir anlam” yaratıyoruz. Öyle mi, bilemeyiz… Öyle de olsa günah bizde değil; türkünün sözleri hayal gücümüzü öyle baştan çıkarıcı nitelikte ki. Nedir bu efkâr, bu sevda, insan merak ediyor ister istemez. Siz merak etmiyor musunuz? Yoksa siz hiç efkârlıyken, sevdalıyken Razan’ın hikmetiyle buluşmadınız mı? O ruh haliyle niyet edip, iftar vaktine karmaşık duygularla ermediniz mi?

Her yıl gelmesi özlemle beklenen Ramazan’a söz olur mu? Sabahtan akşama iştahımızı gemleyip, kem düşünceyi, ağır sözü dilimizden uzak tuttuğumuz; ufak tefek kötü alışkanlıklarımızı rafa kaldırdığımız, ayların sultanı bellediğimiz Ramazan, elbet yük değildir imanlıya. Gel gör ki dava başkadır; davamız sevdalıktır. Şu Ramazan ayında günlerin böyle zor geçmesi, sıcaktan değil sevdalıktandır.

“Askaros deresinin yan tarafı derindur
Bu gün de böyle geçti, yarın Allah kerimdur…”

Hey gidi Trabzon, içi kalaylı kazan… Ayrılsak da hep içimizde taşırız seni. Sıcak, nemli Ağustos’ta bir Ramazan günü... Akşam saatlerinde sofralar kurulmuş, kulaklar TRT Trabzon Radyosu’nda… Spiker “Trabzon için iftar vakti” dediğinde, “Allahuekber”le bir yudum su, kuruyan dudaklara değecek... Ha bu sevdalı uşağın yanan yüreğini, hangi sular serinletecek? Onun aklında hâlâ aynı türkü:

“Oy Trabzon Trabzon
Senden ayrılacağım
Yâr aklıma gelende
Düşüp bayılacağım…”

Hiç yorum yok: