15 Ekim 2009 Perşembe

TRT’nin Bölge Radyoları Var!.. - Yiğit Yavuz (TRT Radyo Vizyon Dergisi'nin ilk sayısında yayınlanan yazı)

Yazının başlığı malumu ilâm olmuş, yani zaten bilinen bir şeyi söylemişsin, derseniz haklısınız. Ama ne yazık ki, Trabzon Radyosu’nda görev yaptığım süre boyunca, konuştuğum büyük kent sakinlerinden zaman zaman, “Orada TRT’nin radyosu mu var?” sorusunu işitmişimdir. İçim hafiften burulmuştur bu soru sorulduğunda. Demişimdir ki, var canım efendim, var elbette; olmaz mı… Erzurum’da, Trabzon’da, Diyarbakır’da, Antalya’da, Mersin’de, TRT’nin ayrı ayrı radyoları, burada çalışan radyocular var. Hem de kaç senedir!.. Öyle ya, soruyu soran kişinin yaşından da eski olabilir bölge radyolarımızın tarihi.

Lakin, yeterince tanınmıyor demek bölge radyolarımız. Neden? Bunun en önemli sebebi herhalde, bu radyoların tanımları gereği bölgesel olmaları. Yayın alanları kısıtlı, her yerden dinlenemiyorlar. “Dinlenemiyorlardı” demek daha doğru aslında; bir süredir uydu üzerinden yayına başladığımız için, bu kısıtlılık bir ölçüde aşıldı, hele yakın zaman sonra internet yayınlarımız başladığında, çok daha fazla fazla insan bölgesel yayınlarımızı dinleyebilir hale gelecek. Bir de, bu yılın başından beri, Radyo-4 yayını içinde bize ayrılan süreyi kullanma şansına sahibiz. Böylece çok daha fazla insan duyuyor, duyacak artık sesimizi.

Tabii, ülke çapında dinlenebilir olmakla, bölge radyolarının temel işlevi değişmeyecek. Nedir o temel işlev? Anadolu’daki bölge radyoları ne için kurulmuştur, varlık amaçları nedir? Radyoculuğun kaynağını Ankara, İstanbul ve İzmir gibi merkez kentlerden öteye taşıyabilmektir… Yayınları “yerinden” gerçekleştirerek illerimizde, köylerimizde, kasabalarımızda olan biteni yakından izleyebilmek; burada yaşayanların dertlerine, tasalarına, sevinçlerine umutlarına yakın durmak; onların radyodan beklentilerine daha iyi yanıt verebilmektir… Gerçek anlamda, ülkemizdeki herkesin sesini, sözünü mikrofona taşıyabilen bir radyoculuğu kurmak, büyütmek ve yaşatmaktır…

Bölge radyolarında çalışanlar olarak, başarabildik mi işlevimizi yerine getirmeyi? Büyük ölçüde başardık ki, yayın stüdyomuza telefon edip, radyomuzun onlar için ne kadar önemli olduğunu ifade eden, radyoyu yaşam biçimlerinin ve kimliklerinin bir parçası olarak gören, zaman zaman bizi stüdyomuzda ziyaret eden ya da postayla çam sakızı çoban armağanı gönderilerini aldığımız onca insan var. Başardık ki, TRT bölge radyolarının adıyla aradığımız herkes saygı ve güvenle kabul ediyor röportaj taleplerimizi… Yayıncılık anlamında başaramadığımız, eksik bıraktığımız, daha iyi yapabileceğimiz şeyler de vardır elbet. Ama yayınlarımız bir yana, eksiklerimizden biri, kendi reklamımızı yapmakta biraz yetersiz kalmaktı galiba. Radyoculuğun doğasından kaynaklanan bir mütevazılığın gölgesinde yaptık işimizi. İlan panolarında programlarımızın duyuruları yer almadı, radyo adeta televizyonun küçük kardeşi gibi algılandı matbuatta.

Bir süredir, bu durumun değişmekte olduğunu görüyor, umutlanıyoruz. Elinizdeki dergi böyle bir değişimin habercisi sanki. 1940’larda, daha TRT bile kurulmamışken yayımlanan “Radyo” dergisi gözümün önüne geliyor. Bunca zaman sonra sadece “radyo”ya ayrılan bir yayının hayata geçecek olması beni heyecanlandırıyor.
Evet, radyo var; geçmişte de vardı, gelecekte de var olacak. Bölge yayıncılığı, bölge radyoları da onlara duyulan ihtiyaç sürdüğü müddetçe var olmaya devam edecekler.

Ne yapıyoruz, nasıl yayınlar gerçekleştiriyoruz bölge radyolarında?.. Sorumluluk alanımızda yaşayanları ilgilendiren haberlere, röportajlara, metinlere yer veriyoruz. Bölge insanının kültürüne ait, onların beğenilerine uygun müzik eserleri yayınlamaya gayret ediyoruz. İçinde bulunduğumuz yıla kadar, yedi yıl boyunca, günde 12 saatlik bölgesel yayınlarımız vardı. Şimdi ise, Radyo-4 postası içinde, kimisi bölgesel olarak, kimisi de ülke çapında dinlenen programlar hazırlıyoruz. Tüm programlarımızda yerel unsurlar ön plana çıkıyor; güzel bir isimlendirmeyle “Anadolu Kuşağı” denen, tüm bölge radyolarının sırasıyla devraldığı yayın dilimi içinde, yerelliklerin nasıl güzel bir ulusal renkler tablosunun vazgeçilmez parçaları olduğunu, işitsel olarak ortaya koyuyoruz. Hem yöre türkülerini, hem de nitelikli pop müzik ürünlerini ve zengin müzikal mirasımızın vazgeçilmez parçası olan klasik Türk müziği eserlerini sunuyoruz dinleyicimize. Yöresinden uzak düşmüş, kendini gurbette duyumsayan insanlar, sıladan duydukları sesle ferahlatıyorlar yüreklerini. Başka bir yörenin kültürüyle yetişen dinleyicilerimiz ise, farklı seslerin, ülkesinin uzak bir köşesine ait zenginliklerin farkına varıyorlar. Böylece bölünmez bütünlüğümüzün; bizi biz yapan, Türkiye Cumhuriyeti’nin evlatlarını birleştiren kültürel bağların, bilgi birikiminin, gönül telimizi titreten şarkıların, türkülerin önemini yeniden, daha güçlü şekilde kavrıyoruz.

Mustafa Kemal’in, Kurtuluş Savaşı yıllarında söylediği ünlü söz, böylece yeni bir anlam kazanıyor bizler için… “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” demişti ya büyük önder… Biz TRT yayıncıları, nerede görev yapıyor olursak olalım, belli hatlar içinde sıkışmış görmüyoruz kendimizi. Yayın hattımız değil, yayın sathımız vardır bizim. İster bölgesel, ister ulusal çapta yayın yapalım, bizim için o satıh vatan topraklarıdır; hatta daha da ötesi: Nereye giderse gitsin vatanı hep içinde taşıyanların gönül topraklarıdır.

Hiç yorum yok: