8 Temmuz 2010 Perşembe

Radyo Röportaj Cihazları

Mikrofon

Radyo dendiği zaman, aklımıza önce mikrofon geliyor. Gerçekten, mikrofon radyo donanımının kalbidir. İyi mikrofonlar oldukça pahalı olabilir. Radyocular, kullanış yer ve amaçlarına uygun hizmeti verecek mikrofonlar arasından, bütçelerine uygun olanı seçmeye çalışırlar. Genellikle piyasadaki, kendini kanıtlamış birkaç profesyonel mikrofon firmasının modelleri arasından seçim yapmak zorunda kalırız. Elbette, radyo röportajlarının temel cihazı mikrofondur. Röportajlar canlı yayın ya da kayıt stüdyolarının yanında, dış mekânlarda yapılabilir. Mikrofonlar da, stüdyo mikrofonları ve dış mekânda kullanılan mikrofonlar olarak ikiye ayrılabilir. Stüdyoda kullanılmak üzere tasarlanmış mikrofonlar, bir ayak ya da askıya monte edilerek kullanır. Çoğunlukla el mikrofonlarından daha büyük ve duyarlıdırlar. El mikrofonları ise, kolayca elde tutulacak kadar küçüktür. Bunlar oldukça dayanıklıdır ve el hareketlerinden fazla etkilenmezler.


Mikrofonları, mekanik ve elektronik yapılarına göre de sınıflandırabiliriz. Radyoculukta kullanılan mikrofonlar, teknik yapıları bakımından üç tiptir:

- Dinamik mikrofonlar
- Kapasitif mikrofonlar
- Şeritli (ribbon) mikrofonlar

Dinamik mikrofonlarda, ince bir zar olan “diyafram”, ses dalgalarıyla titreşir ve kendisine bağlı bir tel bobinini harekete geçirir. Bobinin hareketi, mikrofon içindeki mıknatısların yarattığı manyetik güç alanı içinde bir “elektromanyetik endüksiyon” yaratır. Böylece, ses enerjisinin titreşim sıklığı (frekansı) ve gücü doğrultusunda şekillenen bir elektrik akımı üretilir. Dinamik mikrofonlar göreceli olarak ucuzdur, farklı ses alma ortamlarında kullanımları kolaydır ve uzun ömürlüdürler. Bu yüzden, dış mekan röportaj mikrofonu olarak, kapasitif mikrofonlara tercih edilirler.

Kapasitif mikrofonlarda, kapasitör (veya kondenser) denen bir elektrikli birim kullanılır. Elektrik akımını depolayan bu birimin yüzeyindeki levhaya, diyaframın hareketine göre değişen miktarlarda akım gider. Bu elektrik akımını sağlamak için, kayıt cihazının pilleri ya da ses masasındaki 48 voltluk güç kaynağı kullanılır. Kapasitif mikrofonlar yüksek frekanslı sesleri çok iyi algılar ve sarsıntılara, şeritli mikrofonlardan daha dayanıklıdırlar. Tek mikrofonun kullanılacağı kalabalık konuk ortamlarında tercih edilirler. Hassas ses duyarlılıklarından ötürü, bazı istenmeyen gürültüleri de yayına yansıtabilirler. En önemli dezavantajları ise daha pahalı olmalarıdır.

Bir mıknatısın kutupları arasına yerleştirilmiş ince metalden bir şeritin, ses dalgalarıyla uyumlu olarak titreşmesiyle çalışan şeritli mikrofonların ise kullanımı giderek azalmıştır. Bu mikrofonların ses duyarlılığı çok yüksektir. Ancak kolay hasar görürler, ayrıca rüzgara ve aşırı gürültü yüklenimine karşı hassastırlar.


Radyocu açısından, mikrofonun en önemli özelliği yönselliğidir. Yönsellikten kastımız, mikrofonun hangi yönden gelen sesleri algıladığıdır. Yönsellikleri bakımından temel mikrofon tipleri şunlardır:

- Çok yönlü (omni-directional) mikrofonlar
- Tek yönlü (uni-directional) mikrofonlar
- İki yönlü (bi-directional) mikrofonlar

Çok yönlü mikrofonların yönsellik düzeni daire şeklindedir. Her yönden gelen sesleri eşit düzeyde alırlar.















Tek yönlü mikrofonlara, kardiodid ya da “kalpsel” de denir. Bu ad, yalnızca tek bir yönden gelen sesleri alan ve yönsellik düzeni kalp biçimini andıran mikrofonlar için kullanılır.


















İki yönlü mikrofonlara, yönsellik düzenlerinin çizimi dolayısıyla “sekizlik” de denir. Karşılıklı iki yöndeki sesleri alırlar.
Yönsellik düzeni, mikrofonun ses duyarlılık bölgesini gösterir. Mikrofonun, konuşan kişinin sesini yeterince yüksek ve kaliteli şekilde alması için, bu duyarlılık bölgesi içinde bulunmak gerekir. Bunu garanti etmek için, röportaj sırasında kulaklık takılabilir. Mikrofona gereğinden fazla yaklaşmak ise ağız şapırtısı, nefes sesi, yutkunma gibi seslerin fazlaca duyulmasına sebep olabilir.
Mikrofona doğru konuşurken ortaya çıkabilecek bir diğer sorun, sert ünsüzlerde, örneğin “p” sesindeki patlamalardır. Bunun önüne geçmek için mikrofondan biraz uzaklaşmamız ya da ağzınızı mikrofonun merkez ekseninin dışına doğru açılandırarak konuşmanız gerekir. Mikrofona bir sünger başlık geçirmek ya da bir “patlama” filtresi (pop-filter) kullanmak da iyi bir çözümdür. Açık hava röportajlarında mutlaka sünger başlık kullanmak gerekir. Çünkü mikrofona çarpan en küçük bir esinti, hoparlörlere gökgürültüsü benzeri bir patlama olarak yansıyacaktır.

Canlı Bağlantılar


Stüdyo dışındaki yerlerden canlı yayına ses taşımanın en ucuz ve yaygın yolu, cep ya da sabit telefon hatlarıdır. Ses kalitesinden taviz vermek pahasına, dünyanın neredeyse her yerine telefon aracılığıyla ulaşmak mümkündür. Telefon bağlantıları, stüdyolar arasındaki ISDN (Integrated Services Digital Network - Tümleşik Hizmetler Sayısal Şebekesi) kullanılarak yapıldığında, çok yüksek bir ses kalitesine ulaşılmış olur. Öte yandan, ülkemizde yeni yeni kullanıma giren 3G veri iletim teknolojisi de, dış mekânlardan stüdyoya kaliteli ses iletimi için yeni imkânlar sunmaktadır.
Bunun dışında, uydu bağlantılı yayın araçları ve ülkemizde kullanımı yaygınlaşmamış olan telsiz bağlantılı yayın arabalarıyla da, dış ortamdan yayınımıza ses taşıyabiliriz.

Kayıt Ortamları

Stüdyo dışında, sonradan yayınlamak üzere bir röportaj yapıp kaydetmek istiyorsak, bant, kaset ya da dijital belleğe kayıt kapan taşınabilir cihazlar arasında seçim yapmamız gerekir. Eskiden radyocuların tek seçeneği, makara bantlı kayıtçılardı. Bu kaydedicilerin kayıt kalitesi yüksekti, ama taşımayı zorlaştıracak derecede ağırdılar ve bantları kısa süreli olduğu için, sık sık bant değiştirilmesi gerekirdi. Kasetli kayıtçılar, ses verimleri daha düşük olmakla birlikte, hafiftirler ve kaset değiştirmeden uzun süreli kayıt imkanı sunarlar. Dijital kayıtçılar ise, artık gerek sağladıkları ses kalitesi, gerekse uzun süreli kayıt imkanı sunmaları ve boyutlarının küçüklüğüyle, tercih edilir hale gelmiştir. Üstelik böyle bir kaydedicinin fiyatı, sunduğu hizmete göre son derece makuldür.


Dijital ses kayıtçıları, codec adı verilen, ses verilerinin kodlanması ve kodaçımlanmasını (coding-decoding) gerçekleştiren yazılımlar yardımıyla çalışır ve çeşitli ses dosyası formatları kullanır.
Bu ses dosyası formatları aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:

- Sıkıştırma yapmayan formatlar (WAV, AIFF, AU)
- Kayıpsız sıkıştırma yapan formatlar (FLAC, Monkey’s Audio / APE, WavPack / WV, Shorten, TTA, Apple Lossless, Windows Media Audio / WMA)
- Kayıplı sıkıştırma yapan formatlar (MP3, Vorbis, kayıplı Windows Media Audio / WMA, AAC)

Temel kayıpsız dosya formatı, Windows içinde .wav uzantısıyla görünen PCM’dir. WAV dosyaları CD kalitesinde ses kayıtları gerçekleştirmek için kullanılır. FLAC gibi kayıpsız sıkıştırma yapan codec’lerse, 2’ye 1 oranında bir sıkıştırma oranı kullanır.
Kayıplı sıkıştırma yapan formatlar arasında yer alan WMA, Microsoft tarafından geliştirilmiş popüler bir dosya formatıdır. Ayrıca, insan kulağının duyamadığı ses bölümlerini eleyerek sıkıştırma yapan MP3 (MPEG Layer-3) codec’i sayesinde de, bir WAV dosyasının onda biri kadar yer tutan ve iyi bir ses kalitesi sunan ses dosyaları elde edebiliriz.

Dış Mekân Röportajlarına Çıkmadan Önce Dikkat Etmeniz Gerekenler:

- Açık havada mikrofon kullanarak yapılan yayınlarda, çevre seslerini ne ölçüde almak istediğinize bağlı olarak mikrofon seçimi yapmalısınız. Rüzgarın etkisini unutmamak önemlidir; rüzgarlı ortamlarda mikrofon çok yüksek bir gürültü kaydeder ve sağlıklı ses alımı mümkün olmaz. Bu yüzden açık havada ses alırken, daha önce de belirttiğimiz gibi süngerden yapılma bir başlığı “rüzgar filtresi” olarak kullanmayı ihmal etmemek gerekir.
- Mümkün olduğunca çok bant ve kaset bulundurun.
- Pilinizin şarj durumundan emin olun ve yanınıza yedek pil alın. Ayrıca, dış güç kaynağından yararlanmanız gerekebileceğinden, priz adaptörünü almakta fayda vardır.
- Mikrofonların arızalanması pek görülmemekle birlikte, kablo arızaları günlük sorunlar arasındadır. Sağlamlığından emin olduğunuz bir yedek mikrofon kablosu bulundurmayı ihmal etmeyin.

* Bu yazı, Yiğit Yavuz’un “Radyonun Abece’si” (Ütopya Yayınları, 2008) kitabından derlenmiştir.

4 Temmuz 2010 Pazar

Önemli Bir Kitabın Yeniden Basımı

Şirket Telsizinden Devlet Radyosuna
Uygur Kocabaşoğlu

Uygur Kocabaşoğlu, 1926-1964 yılları arasında Türkiye’de radyonun yeri ve işlevini irdelediği çalışmasında sadece radyonun tarihsel gelişimini resmetmiyor. Bugün, epey bir kısmı arşivlerde dahi bulunmayan, radyoya ilişkin, örgütsel, yönetsel, teknik vb. verileri de tasnifliyor. Unutulmuş ayrıntıları, yasal düzenlemeleri, çeşitli tartışmaları, tanzim ve denetleme çabalarını özetliyor. Bu geniş dönemi iki ayrı bölümde inceliyor, ilkinde devletin güdümünde olmakla birlikte 1926-1936 yıllarındaki bir özel şirketin yaklaşık on yıl süren radyoculuk deneyimini, ikincisindeyse 1936’dan, 1964 yılında TRT’nin kuruluşuna kadar geçen süre içinde “Devlet Radyosu” kavramıyla simgelenen radyoculuk uygulamalarını, özellikle Ankara Radyosu çerçevesinde ele alıyor. Cumhuriyetin siyasi ve kültürel dönüşümlerini, tutku ve hezeyanlarını radyo bağlamında betimliyor.Şirket Telsizinden Devlet Radyosuna otuz yıl sonra yeniden yayımlanıyor.Türkiye’de radyoyla ilgili araştırma yapmak isteyen herkesin temel kaynağı olan bir çalışmadan söz ediyoruz. Mesafeli, ufuk açıcı ve aşılamayacak ölçüde kapsamlı bir tarih çalışması… Yayımlandığı dönemden bu yana “İletişim Tarihi” alanının vazgeçilmez referanslarından biri...

25 Haziran 2010 Cuma

Radyo Günlerim

CÜNEYD ORHON ANLATIYOR: RADYO GÜNLERİM, Bülent Aksoy (Yay. Haz.)
Bu kitapta “Radyo Günlerim” adı altında yayımlanan metin bir radyo mülakatıdır. On altı oturum sonunda ortaya çıkan bu mülakat 1999-2000 ve 2000-2001 yayın dönemlerinde Açık Radyo’da (Istanbul, 94.9 FM) “Radyo Anıları” adıyla yayımlanan uzun bir dizinin bir bölümüdür.Kitabın ekindeki CD’de sözü geçen programlardan bir seçki bulunmaktadır.“Türk musıkisi açısından bambaşka bir anlamı vardır devlet radyosunun. Radyo en az elli yıl boyunca bu musıkinin en etkili yayın kurumu ve icra ortamıydı. Kendi icracısını kendi yetiştirmek zorunda kalan radyo, bu yöndeki faaliyetiyle zaman zaman bir okul kimliği de kazanmıştı. Radyonun musıki programları yeni bir icra biçimi de getirmiştir. Kısacası, “radyo musıkisi” diyebileceğimiz yeni bir icra şekillenmiştir musıki hayatında.“Radyo günleri”ni bu kitapta toplanan on altı saatlik bir söyleşi içinde dile getiren Cüneyd Orhon sadece bir radyo icracısı değil, Ankara, İstanbul, İzmir radyolarının, daha sonra da TRT’nin hemen hemen her kademesinde resmi görevler yüklenmiş bir radyo yöneticisi, bir radyo adamıydı.Osmanlı-Türk musıkisinin devlet radyosu çatısı altında süren icrası bu musıkinin tarihinde mutlaka incelenmesi gereken bir yeni dönemeçtir. Radyo tarihi hakkında bugüne kadar çeşitli kitaplar yayımlandı. Ama bu kitabın onlardan önemli bir farkı var: Cüneyd Orhon, devlet radyosu bünyesinde yürütülen musıki çalışmalarını benzerine pek az rastlanabilecek ölçüde ayrıntılı bir biçimde, radyonun içini dışını bilen bir yetkili olarak tanıtıyor. Radyo tarihinin sayfaları bu söyleşilerde bir bir çevrilirken, üstü kapalı konuları gözler önüne sermekten sakınmıyor, yeri geldikçe de bizi radyo dünyasının atmosferine sokuyor.”