31 Temmuz 2012 Salı

Muharrem Ertaş'ın Ardından


Ünlü halk ozanımız Muharrem Ertaş, 1913 yılında Kırşehir’in Yağmurlu büyükoba Köyü'nde doğdu. Annesi Ayşe Hanım, babası zurnacı Kara Ahmet'ti. Ataları, Anadolu'nun bir çok yerinde profesyonel müzisyen olarak karşımıza çıkan Abdal Aşiretleri’ndendi. Göçer bir aşiret olan Abdallar, daha sonraları Kırşehir havalisine yerleşmişlerdi.
Ertaş'ın ilk ustaları, dayısı Bulduk Usta ve Yusuf Usta oldu. Küçük yaşlardan itibaren eline aldığı sazıyla köy köy dolaştı Muharrem Ertaş. Bazen sünnetçilerle, "düğün çalmaya" gitti, bazen köy odasındaki muhabbetlere katıldı sazıyla ve sesiyle...Her ne kadar "bozlak ustası" diye ün yaptıysa da, Orta Anadolu'nun yöresel melodilerini de repertuarında bulundururdu. Özellikle çalıp söylediği halaylar, birer şaheser niteliğindedir.

"Ustaların Ustası" Muharrem Ertaş, Bozlak geleneğinin en güçlü temsilcilerindendi. Ses genişliği, rengi ve tınısının yanısıra, gırtlak nağmeleri, kendine has ses kullanma teknikleri ve "yiğitçe edası" ile, gelmiş geçmiş en büyük Bozlak okuyucusu olarak kabul edilir. Onun için Bozlak, gökkubbeye salınan bir çığlıktır adeta. Karacaoğlan'dan, Kerem'den, Aşık Garip'den, Pir Sultan Abdal'dan ve Aşık Sait'ten okuduğu her türküyü, o anki ruh halinin bir gereği olarak, her seferinde yeniden yorumlar.

71 yılda biriktirdiklerini oğlu Neşet Ertaş'a aktaran Muharrem Ertaş, yedi-sekiz yaşlarında iken dayısı Bulduk Usta'dan bağlama dersleri almaya başlamış. O günleri şöyle anlatıyor:

"Çalıp söyleme merakım küçük yaşlarda başladı. Bulduk dayımın çok güzel sesi vardı. Bir köyde türkü söyledi mi, diğer köyde dinlenirdi. Hatta seferberlikte asker kaçaklarını yakalamak için, subaylar dayımı yanlarına alır, köy köy dolaşırlarmış. Dayıma türkü söylettirip, kendileri de pusuya yatarlar ve dayımın sesine dağlardan inen kaçakları yakalarlarmış. Bulduk Usta beni çok severdi, merakımı görünce beni yanına aldı. Her gittiği yere götürdü. Düğünlerde, bayramlarda, eğlencelerde yanından ayırmayarak ustalarından öğrendiğini bana da öğretirdi. Yedi yıl boyunca onunla çalıştıktan sonra artık tek başıma çalıp söylemeye başladım."

Bu dünyada 71 yıl yoksul, kendi halinde ve sessizce yaşayan Muharrem Ertaş, 1984 yılının 3 Aralık günü yine sessiz bir şekilde vefat etti. Son sözleri, gerisini tamamlayamadığı; "Sazımın emaneti..." oldu.

Muharrem Ertaş, 1970’li yıllardan itibaren, o yıllarda büyük bir şöhrete sahip olan ‘Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş’ olarak ismi daha çok duyulur olmuş, fakat hiçbir zaman layık olduğu gerçek şöhrete erişememişti. O şan şöhret için, büyük paralar kazanmak için sanat yapan biri olmadı hiçbir zaman; olamazdı da. Çünkü çalıp söylemek, onun için doğal yaşam biçimiydi. Bugün oğlu Neşet Ertaş, babasının bütün duygularının kendisine intikal ettiğini ve çaldığı havalardaki etkilerin büyük bir kısmının babasına ait olduğunu söylüyor. 

Hiç yorum yok: