10 Ağustos 2012 Cuma

Hasan Tunç

Karadeniz müziğinin temel çalgıları, kemençe ve tulum. Karadeniz sahilinin uzun bir bölümünde kullanılan kemençenin yay kullanımı ve akoru, bölgeden bölgeye değişiklik gösteriyor. Böylelikle, çalış ve tavır da farklılaşıyor. Elbette kemençenin bir okulu yok. Bu çalgıyı çalmaya çok küçük yaşlarda başlanıyor, genellikle. Yöre havaları, ustalardan öğreniliyor. Yaş ilerledikçe, türkü atmaya da başlıyor kemençeci. Hasan Tunç için de öyle olmuş. 

Hasan Tunç - Divane Âşık Gibi

Hasan Tunç 1912 yılında Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı Örnekalan köyünde doğmuş. Babası İbrahim Bey, annesi Ayşe Hanım. Yoksul bir aileymiş onlarınki; Hasan Tunç ancak ilkokulun üçüncü sınıfına kadar okuyabilmiş. Tahsilsizliğinin ötesinde, bir diğer şanssızlığı da, dokuz yaşındayken geçirdiği bir kaza sonucu sağ gözünü kaybetmesi olmuş.

Uzun yıllar annesiyle birlikte yaylacılık yapmış Hasan Tunç. Annesine göre, hovarda bir yapıya sahipmiş. “O ufak yaştan beri sevdalık edeyi,” dermiş annesi. Bu yüzden olsa gerek, türkü söyleyip kemençe çalmaya koyulmuş. O zaman 12 yaşında olduğu söyleniyor. İlk denemelerine, kastel denen olgunlaşmış mısır fidanından kesilerek yapılan ve ince sesler çıkaran basit bir çalgıyla başlamış. Kemençe öğrendiği bir ustası yoksa da, birlikte çalıp söylediği dostları olduğunu biliyoruz. Bunlar arasında Salim Akpınar ve Ocaklı köyünden Fehmi Alan, nâmı diğer “Kuru Fehmi” vardı. Çok güzel ve yanık bir sesi olan annesinin, tarlada çalışırken söylediği türkülere kemençeyle eşlik edermiş. Sonraları, eğlence yerlerinde, düğünlerde de çalıp söylemiş.

18 yaşındayken aile ortamından, köy yaşamından kopuyor Hasan Tunç. İstanbul’a gidiyor. Zaten “gurbet” demek, öncelikle İstanbul demektir Karadenizli için. İstanbul’da, kendisinden önce buraya gelen babasının Kocamustafapaşa’daki yorgancı dükkanında çıraklığa başlıyor. Zaten eski dönemlerde İstanbul’a giden her Maçkalı üç meslekten birini seçermiş: Yorgancılık, kalaycılık ya da bakırcılık.

Dokuz yılını yorgancılığa vermiş Hasan Tunç. Bu meslek ona şans kapılarını açmış bir bakıma. Yorgancı olarak çalıştığı mahallede, dönemin gözde sanatçısı Hamiyet Yüceses oturmaktaymış… Bir vesileyle tanışmaları, hayatında bir dönüm noktası olmuş ve Hasan Tunç, Hamiyet Yüceses aracılığıyla İstanbul Radyosu’na “mahalli sanatçı” olarak kabul edilmiş. Kemençesinin bugüne kadar ulaşmasını sağlayan dönem de böyle başlamış. Radyoda kayıt almaya başladıktan sonra, Odeon şirketine birkaç taş plak da doldurmuş. Gerek plak çalışmalarında, gerekse radyoda, Sadi Yaver Ataman, Cemile Cevher, Ahmet Yamacı, Fatma Türkan Yamacı, Ömer Akpınar, Metin Eryürek gibi sanatçılarla yakın dostluk kurmuş.

Hasan Tunç, ilk evliliğini 25 yaşlarındayken, halasının kızı Havva Hanım’la yapmış. Bu evlilikten, Mehmet adında bir oğulları olmuş. Ancak evlilikleri uzun sürmemiş, boşanmayla sonuçlanmış. Daha sonra, teyzesinin kızı Emine Hanım’la ikinci evliliğini yapmış Hasan Tunç. Bu evlilikten Bahtiyar, Mahture ve Yılmaz adlarında üç çoçukları olmuş. Artık yorgancılığı bırakan, Haseki Hastanesi’ne memur olarak giren Hasan Tunç, oradan Çapa Tıp Fakültesi’ne geçerek, aralıksız 34 yıl çalışarak ve 1973 yılı başlarında emekli olmuş.

Hasan Tunç’un sanat yaşamında hiç unutamadığı olaylardan biri, polis marifetiyle Beylerbeyi Sarayı’na çağırılarak, Atatürk tarafından dinlenmiş olması. Sahnede, Maçka’nın Sevinç köyünden bir ekip, onun çaldığı kemençe eşliğinde horon oynamışlar.

Müzik çalışmalarına 1960 yılında nokta koyarak, kemençesini de Radyoevi’ne hediye etti Hasan Tunç. 1983 yılında, Karadeniz kültürüne ve Türk halk müziğine yaptığı katkılardan ötürü, Kültür Bakanlığı’nca ödüle layık görüldü. 1 Mayıs 1986’da, geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti. Mezarı, Yedikule’deki aile kabristanındadır.

Hiç yorum yok: