1 Ağustos 2012 Çarşamba

Yıldıray Çınar


Yıldıray Çınar gerek kişiliği, gerekse kendine özgü ses tonu ve yorumuyla, yaşadığı dönemde büyük ün kazanmıştı. Sevenleri onun söylediği türküleri hâlâ tutkuyla dinlemeye devam ediyor.

Yıldıray Çınar - Bad-ı Sabah Selam Söyle O Yâre

Yıldıray Çınar, 28 Aralık 1940’da, dört çocuklu bir ailenin ikinci erkek evladı olarak Samsun’da doğdu. Annesi Ayşe Hanım’ı iki yaşında kaybetti. Babası Bekir Çınar, halk şiiri tarzında, bestelenmeye uygun şiirler yazan biri olarak, genç yaşlardan itibaren, oğlunun müzikle uğraşmasını teşvik etmiş. Saz çalmaya ilkokul ikinci sınıfta başlayan Yıldıray Çınar, ardından devam ettiği Anadolu Samsun Sanat Enstitüsü’nde sesiyle ve sazıyla hep sahnedeydi. 1960’da vatani görevini tamamladıktan sonra Samsun’da müzik aletleri satan bir dükkan açmış, ayrıca saz dersleri vermeye başlamıştı.

Yıldıray Çınar, babasını kaybettikten kısa bir süre sonra, 1 Mayıs 1962’de Ankara Radyosu’nun açtığı sınavı kazandı. Böylece onun, hem Ankara Radyosu’nun, hem de Türkiye’nin en sevdiği sanatçılardan biri haline geldiğini görüyoruz. İlk kez 1965’te Lunapark Gazinosu’nda sahneye çıktı, aynı yıl ilk turnesini yaptı. Sahnelerde kaldığı 25 yıllık sürede, neonların en tepesinde hep onun ismi yer aldı.

İlk televizyon programına 1966’da çıkan Yıldıray Çınar, 1965’te “Aman Dünya Ne Dar İmiş” adlı filmde oynadı. Yeşilçam’da, sonradan 53 film daha çevirdiğini biliyoruz.

Yıldıray Çınar, “Çarşamba’yı Sel Aldı” gibi türkülerdeki büyük yorum başarısının yanısıra, 250’den fazla derlemesi ve bir o kadar bestesi bulunan bir müzik adamıydı. Hayatı boyunca 12 kez Altın Plak ödülü almış, 1999’da kendisine “Devlet Sanatçısı” unvanı verilmişti.

Yıldıray Çınar 2007 yılının 29 Mayıs günü Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde, ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olan ALS yüzünden, 68 yaşında hayatını kaybetti. Sıddık Akbayır, İletişim Yayınları’ndan çıkan “Memleket Garları” adlı kitapta türkücümüz hakkında şunları yazmış:

“Çocukluğunu, 1960’ların ortalarından 1980’li yılların sonlarına kadar yaklaşık 25 yıllık dönemde yaşayanların mutlaka birkaç türküsünü dinlediği, birkaç filmini seyrettiği Yıldıray Çınar aramızdan ayrılmadan önce, kendisiyle yapılan bir söyleşide, çocukluğuna dair unutamadıkları sorulur. Çarşamba-Samsun trenini ve Samsun Garı’nda geçen saatlerini unutamadığını söyler.

“Türkü dinlenilen her mekânda birkaç cızırtılı plağının döndüğü, kapak rengi solmuş,şeridi yıpranmış birkaç kasedinin başa sarıldığı, CD marteklerde kendisine küçük de olsa bir yer ayrılan yerli yapımlar arasında birkaç filminin bulunabildiği Yıldıray Çınar’ın türkülere ses veren uzun soluklu serüveni, en çok da kaybolan trenlere, unutulan garlara benzer.

“Türkülere, onun bıraktığı yerden hiç kimsenin onun sesiyle başlayamadığı; konserlerinde stat duvarlarının yıkıldığı, filmlerinin haftalarca kapalı gişe oynadığı, sokaktan geçmesinin bile olay sayıldığı “türkü adımlı” bir adam, silinen gölgeler gibi geçen bir ömre; seferden kaldırılan Samsun-Çarşamba hattı gibi, terk edilmiş kasabalara dönüşen Samsun Garı gibi, Karadeniz kıyısından, sessizce bakarak gider.

“Onun türküleri, bir kuşağın içinde büyüttüğü leylak rengi bir fırtınadır; raylar boyu uzayan “kanayan bir ıslık”tır dudaklarda.”

Hiç yorum yok: