27 Eylül 2012 Perşembe

Bıçak Oyunları


Pek fazla kişi bilmez, Trabzon folklorunda “bıçak oyunları” vardır. Bu oyunlarda, geleneksel zıpka, gugula ve gümüş düğmeli yelek giyen, zıpkasının önünden yine gümüşlü kaytanı sarkan iki, bazen de dört kişi, birbirine bıçak, daha doğrusu kama sallar. Kemençe eşliğinde ve adeta kemençeciyle yarışırcasına oynanan, müthiş bir devinim sergilenen bu oyunlarda, başkasına üstünlük gösterme çabası değil de, beceri aramak gerekir. Bıçak hareketlerindeki en ufak sapma, karşıdakinin ölmesine değilse de, önemli bir yara almasına sebep olabilir. Bıçak, yani kama boşlukta uçar, kıvrılır, döner, dikilir, iner, çıkar… Bir çalgıcının elinde yay ya da mızrap neyse, bıçak oyuncusunun elindeki kama da o odur. Oyuncular arasında sağlanan uyum, kurulan denge, başarılı bir müzik eserini çağrıştırır.

Bıçak oyunları yorucudur, çok uzun sürmez; buna karşın devinim hızlılığı yüzünden, etkisi kolay kolay silinmez.

Anlatıldığına göre, bu oyunlarda kullanılan, çok ince çelikten yapılma, birbirine dokundurulunca “çın çın” ses çıkaran kamaları, eski dönemlerde özellikle Karadenizli Ermeni ustalar yapardı. Kemik saplı, altınlı, gümüşlü kamalarda, el işçiliğinin en becerili süsleri bulunurdu. Kama sapları, genellikle kemik ya da boynuzdan yapılırdı. Bu kamaların kılıfları da ayrı bir beceri ürünüydü; süsleri çok alımlı, çok etkileyiciydi.

Kama sözcüğünün geçtiği türküler de var elbet. Örneğin,

“Kız sağa demedim mi
Yapma ha o işleri
Nasıl parlayi nasıl
Kamamın gümüşleri…”

Ya da,

“Kamamın sapı gümüş,
Kız nedir ettuğun iş
Kestim uçkurlarini
Başladı yeni cümbüş..”

Eskiden düğünlerde, yıllık derneklerde bıçak oyunları özel bir ilgi görür, etkinliğin vazgeçilmez bir ögesi sayılırdı. Bu arada kamalar birbirine sürtülür, hangisinin çeliğinin daha sağlıklı olduğu denenirdi. Kamaların birbirine vurularak denenmesinde kertilen kamanın sahibi yenik sayılır, o kama gözden düşerdi.

Eski bıçak oyunları giderek yerini çağdaş oyunlara bırakıyor. Eski kamalar öksüzleşirken, o kamalarla oynanan oyunları seyretmiş insanlar giderek seyreliyor, bir folklorik değerimiz daha yavaş yavaş tarihin karanlığında uykuya çekiliyor…

Hiç yorum yok: