24 Eylül 2012 Pazartesi

Çay ve Simit



Sait Faik, 1952’de basılan “Havuz Başı” adlı kitabında, bir yazısını “simit ve çay”a ayırmış... Diyor ki:

“Yalnız simitten, sabahın o leziz, insan icadı yemişinden söz açmalıydım. Ama ne yaparsın, çaya kıyamadım. Simidin yanında, o da ikinci planda kalıyor, ama doslukları da samimi bir dostluktur. Hiçbir kahvaltı simitle çayın yerini tutamaz...”

Ne diyorsunuz bu sözlere?... Tabii zengin insanları böyle sıradan bir kahvaltı pek kesmez... Sait Faik de biliyor bunu; daha çok kendi gibi, bizim gibi sıradan insanlar adına konuşuyor. Ve devam ediyor:

“Çayı simitle içtikten sonra, sokağın çamuruna karışır, dişlerimizde hala susam kırıntıları, oradan oraya koşabiliriz. Sokakta yağmur yağar, alnımızdan ter damlar. Dişlerimizde susam tanesi, çayın kokusu hala burnumuzdadır...”

Sait Faik, bu leziz kahvaltıyı bir ziyafete dönüştürmek için  bir dilim peynire ihtiyaç olduğunu da bilir elbet. Der ki:

“Sarı bakkal kağıdında yatan bu sarışın şey nedir? Kaşar peyniri midir, kat kat baklava, tel kadayıf mıdır? İşte koparmaya kıyamadığımız yumuşak, taze iki simit. İşte Acem Hasan Efendi’nin ince belli, kırmızı benekli çay fincanı. İşte susamın kırıntıları! Doldurun avucunuza masanın mermerinden elinizin kenarıyla! Atın ağzınıza! Sonra kibrit kutusunun kapağından ufak bir parça koparın! Dişlerinizin arasından susamları ayıklayarak mesut, işinize gidin! Sabahın büyük ziyafeti bitmiştir. Bir cigara yakabiliriz şimdi...”

Konuya daha bilimsel bir edayla yaklaşmak isterseniz, İstanbul tarihinin levanten kaynaklarından Vili Sperko’nun yazdıklarına bakın. Diyor ki 50’li yıllar için:

“İşçiler, hatta alt derecede memurlar, açlıklarını simitle giderirler. Bir bardak çayla iki simit, bir kahvaltı veya bir yemek yerine pekala geçebilir. Bunun içindir ki, gezginci simitçiler sabahın erken saatlerinden ona, öğleden sonra da saat dörtten gecenin dokuzuna kadar ‘simiiit, taaaze simiiit’, ‘akşam simidiiii” diye bağırır dururlar”...

O zamanlar, sadece İstanbul’da okul zamanı 250 bin simit satılırmış. Bilirsiniz, ister sabah, ister öğleden sonra olsun, öğrenciler simidi çok sever...

Osmanlıyla ilgili her araştırmanın değişmez adresi Evliya Çelebi, 16’ncı yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’da simit yapan 30 fırın bulunduğunu, bunlarda toplam 70 neferin çalıştığını yazmış. Eski zamanlarda genellikle Kastamonu ve Safranbolu ahalisinin mesleğiymiş simitçilik. Bu eski ustalara göre, simitin kaliteli olması için, piştikten sonra 22 ayar Osmanlı altını rengini alması gerekirmiş... Çeşit de çokmuş simit fırınlarında... Bakıyoruz, Anadolu sarması var, susamlısı, sütlüsü, şerbetlisi var, var Allah var... 50’li yıllarda, bu kez çay bolluğu hâsıl olmuş. Okkası 90-100 kuruş çaylardan beğendiğini al... Seylan çayı mı istersin, Cava mı, Çin mi... İstersen bunları gönlünce harman ettir, keyfince iç... 1930’lu yılların Babıâli’sinde, çay ve simidin birlikteliğini gerçekleştirmek için akşam beş sularını beklemek gerekmekte... Bu saatlerde, öğle yemeğinin zaaflarını gidermek için bir simite ihtiyaç duyuluyor. İnce belli kadehinin içindeki çay, başındaki buğudan sorgucuyla, gazeteciler için yalnız bir ilham kaynağı değil, çalışmaya devam etmek için bir kudret menbaı oluyor...

Artık büyük kentlerde simit de sınıf atladı. İnsanın sevgilisiyle, eşiyle, arkadaşıyla gelip küçük taburelere tüneyerek simit yiyebileceği yerler açıldı. Zeytinlisinden kaşarlısına türlü çeşit simit satıyorlar; her kesimden insan gelip simit yiyor buralarda. Ama Trabzon’un, Rize’nin özgün simidi İstanbul’un, Ankara’nınkine benzemiyor pek... Trabzon’un şehir merkezinde, Uzun Sokak boyunca mevzilenmiş simitçiler, camekânlar içinde, birkaç kez yiyende alışkanlık yapan çok güzel, çok taze, yumuşacık simitler satıyor. Öte yandan, yolunuz Rize’ye düşer de, aklınızdan bu şehrin geleneksel simitlerinden tatmak geçerse, biraz şaşırmanız olası. Çünkü Rize’de pişen simit ince ve küçük, susamsız, sert hamurlu, koparması ve yemesi acemiye hayli zor gelen bir simittir, bizden söylemesi… 

2 yorum:

alkım dedi ki...

Sait Faik'in Simitle Çay'ı ne güzeldir. Ama ben simidin yanına beyaz peyniri daha çok yakıştırıyorum.
Trabzon'un, Rize'nin simidini merak ettim. Ben en çok Ankara simidini severim, gevrek ve ince olur. Pastane simidine ise bir türlü ısınamadım.

YİĞİT YAVUZ dedi ki...

Beyaz peynirle simit ilişkisi konusunda, sizinle hemfikirim!