19 Eylül 2012 Çarşamba

Hazan Mevsimi...


Eylül’ün son haftasına girmek üzereyiz; güz mevsimi kapıda artık. Eylül, yılın dokuzuncu ayı olmasına karşın, bu ayın Batı ülkelerindeki ismi, Latincede “yedi” anlamına gelen “septem” kelimesine dayanıyor. Niçin yedi? Çünkü eski Roma’da, Mart’la başlayan yılın yedinci ayıymış, Eylül. Bu ay, gece-gündüz eşitliği bakımından da önemli. “Ekinoks” adı verilen gece-gündüz eşitliği, 23 Eylül’de gerçekleşecek.

Eylül adı, Süryaniceden geçmiş dilimize. Tarihimizde, Birinci ve İkinci Viyana kuşatmaları Eylül ayında yapılmış. Hüsranla sonuçlanan bu iki kuşatmanın aksine, Preveze deniz zaferi yine Eylül’de kazanılmış. Edebiyatımızdaysa, Mehmed Rauf’un yine bu ayın ismini taşıyan “Eylül” romanı, 1900 senesinde yayımlanmış…

Dedim ya, Eylül ayıyla birlikte güz mevsimine girmekteyiz. Bilirsiniz güze, sonbahara, hazan da derler. Türk halk edebiyatında, baharla birlikte en çok yer alan mevsimdir, hazan. Bahar yahut ilkbahar, gençliği, canlılığı, diriliği ve yaşama sevincini ifade eder. Sonbahar yahut hazansa, yaşlılığı, bitkinliği veya ölümü hatırlatır. Bilhassa saz şairlerinin dilinde, halk türkülerinde, bu özellikleriyle yer almıştır hazan…

“Hazan ile geçti gülşen-i bostan
Eyle dertli bülbül zâr garip garip
Harâba yüz tuttu bezm-i gülistan
Ağla şimden gerü var garip garip…”

Halk edebiyatımızın tersine, divân edebiyatında güz mevsimi, baharın geniş kullanımına erişememiş. Divân edebiyatında yalnız bahar vardır denilebilir. Çünkü sonbahar ölülük, ihtiyarlık, bitkinlik ve yaşlılık timsali. Saçına kır düşmüş bir insan gibidir, sonbahar. Gül bahçesini harâba verir. Bu mevsimde goncanın içi karla dolar. Rüzgâr o tatlı esişini terk eder, ağaçlar yapraklarını döker. Ancak bu mevsimde yine de bir bolluk söz konusudur; meyvelerin, ekinlerin toplanma zamanı gelmiştir çünkü. Yapraklar altın rengine bürünmüştür. Bu renk, aynı zamanda âşığın hasta yüzünün rengidir. Âşığın ayva tüyleri de hazan rengini andırır.

Güz mevsimine dair bu yazıyı, Yaşar Nabi Nayır’ın “Sonbahar” adlı şiirine bağlayarak bitireceğim... 

“Altın rengi gözleri yanan bir semaverdi
Ilık bir çay kokusu akardı saçlarından.
Yanmanın lezzetini onda hissetim bir an
Ve yazın sevgisini bana önce o verdi.

Yaz gibi iri olgun meyveleri severdi,
Bir çocuk gibi şendi ve gülerdi her zaman
Bir mevsim gözlerinden içime doldu cihan
Ve güzel yaz günleri ne çabuk geçiverdi.

Artık donuk bir cam var mavi gökler yerinde.
Güneşi benden çalan o sıcak bakışlardır,
Ve yazı o götürdü mutlak beraberinde.

En güzel rüyaların bile bir sonu vardır:
Bir bahar rüzgârından alarak bir sabah hız
Mevsimlerin ömrünü yaşamıştı aşkımız.
Onu şimdi kaybettim ve şimdi sonbahardır.”

2 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Bu şiir şahaneymiş Yiğit, çok sevdim.
Cümlenize selam ederim ayrıca...

YİĞİT YAVUZ dedi ki...

Beğenmene sevindim. Benden de sizlere selamlar, sevgiler...