25 Eylül 2012 Salı

Neşet Ertaş'ın Ardından

Neşet Ertaş'ı ortaya çıkaran geleneğin iki ana damarı vardır: Birincisi, Hacı Bektaş Veli'den başlayarak Yunus Emre'lerin, Aşık Paşa'ların, Ahmet Gülşehri'lerin, Hakk'ı ve halkı türkülerde dillendiren sade dilleri ve aydınlık gönüllerinin asırlardır sönmeyen ışığı. İkincisi de, çevre illerle birlikte yoğun bir Türkmen nüfusunu bünyesinde barındıran Kırşehir'deki, Orta Asya'dan gelme saf şiir ve müzik kültürü. Bundan altmış sene önce, Kırşehir dolaylarının en sanatkâr köşesi olarak bilinen Yağmurlu Köyü'nde, bozlakların en büyük ustası olarak bilinen Muharrem Ertaş doğmuştu.

MUHARREM ERTAŞ

Kırtıllar Köyü'nden Döne hanımla evlenen Muharrem Ertaş'ın bu evlilikten Necati, Neşet, Ayşe, Nadiye ve Muhterem adlarında beş çocuğu oldu.Neşet, daha altı-yedi yaşlarındayken kendisini yöre düğünlerinde, babasının sazı önünde köçeklik yaparken buldu; Muharrem Ertaş, düğünlerin aranan sanatçısıydı çünkü. Ömrü ekmek parası kazanmak için son derece zor şartlarda çalışmakla geçen, yoksul yaşayıp yoksul ölen Muharrem Ertaş, sözleri Dadaloğlu'na ait ünlü Avşar Bozlağı'nı bir televizyon programında okumuş, yurt genelinde yorumunun gücüyle yankı uyandırmıştı. Tok ve davul gibi gümbürdeyen bir saz eşliğinde, tiz, gür, parlak, bir o kadar da içli ve yanık bir sesin okuduğu bir Dadaloğlu gürlemesiydi bu:

"Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden iller bizimdir
Arap atlar yakın eder ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir"

http://www.youtube.com/watch?v=Y-1PFP9yBrI

Muharrem Ertaş, bir tür uzun hava olan bozlağın gerçek ustasıydı. Neşet Ertaş, babasının yolundan yürüse de, daha çok bir türkü ustasıdır. Türkiye'de iyi kötü tanınan bir sanatçı olduğu zaman bile babasının yanında saz çalıp türkü söyleyemediğini, hele bozlak hiç okuyamadığını anlatıyor Neşet Ertaş. Babasını taklit etmeye hiç çalışmayan, ama onun dehasını içselleştirip yeni bir teknik ve estetik ortaya koyan oğul Ertaş, ustalığını bozlaklardan çok, yepyeni bir ruhla yorumladığı ya da kendi bestelediği kırık havalarda ortaya koymuştu.

http://www.youtube.com/watch?v=6sF-J5NYKXY

ŞAİRİN ÜÇ BURCU

Behçet Necatigil, bir şairin hayatı boyunca üç burçtan geçtiğini söylemişti: Gurbet, hasret ve hikmet burçları. Gurbet burcunda şair önce bir sürü gurbeti yaşar; tam bilincinde değildir yazdıklarının. Taklit ve kendini arayışla geçer bu dönem. Sonra sıra hasret burcuna gelir. Artık şair kendi şiirini özlemeye başlamıştır; gurbette oyalanmanın zaman kaybından başka bir şey olmadığının farkına varmıştır. Özlemle dolar, yoğunlaşır. Sonra hikmet burcuna girer. Hikmet burcunda olgunlaşır, isyanın, şikâyetlerin yerini kabulün, vazgeçişin şiiri alır. Gurbetler bitmiş, hasretler geçip gitmiş, ebedi insanlık hali hikmet burcunda yaşamaya başlamıştır artık.

Necatigil'in şairden hareketle geliştirdiği bu düşünce, Neşet Ertaş için de geçerlidir. Onun Kırşehir ve köylerindeki düğünlerde saz çalıp, duyduğu hemen her türküyü seslendirdiği, babasından gizli bozlaklar okuduğu ve çalıp söylediklerinin kalitesi hakkında kesin bir fikre sahip olmadığı dönem, onun için bir gurbettir. Her yönüyle kendisini bulmak, özünü keşfetmek için yanıp tutuşarak hemen hasret burcuna geçer.

RADYO GÜNLERİ

İşte Neşet Ertaş bu hasret burcundayken, "Yurttan Sesler" programında akrabası Keskinli Hacı Taşan'ın sesini duyar bir gün. Yerinde duramaz olur. "Hacı emmimin türkülerine böyle kıymet verdiklerine göre, benim türkülerime de kıymet vermeleri gerekir," diye düşünüp, tutar Ankara Radyosu'nun yolunu. Muzaffer Sarısözen'in huzurunda bir deneme kaydı yapılır. Bundan sonra mahalli sanatçı olarak radyoda, ayda iki tane 15'er dakikalık program yapma hakkı kazanır.

Neşet Ertaş'ın radyoyla ve TRT'yle ilişkisi uzun yıllar boyunca devam eder. Artık şöhreti yayılmaya başlayacak, başta Ankara ve İstanbul olmak üzere büyük şehirlerde zaman geçirdiği bir döneme girecektir. Kolay değildir bu yeni döneme başlatmak. Cebinde azıcık parayla yola çıkar, İstanbul'a gitmeye niyetlenir. Ankara'ya kadar gelir; yolun kalanına parası yoktur. Terminalde bir çığırtkanın yanına gider, "Hemşerim, ben İstanbul'a gideceğim ama param yok," der. Çığırtkan bir ona, bir sazına bakar. "Sen bana bir saz çal, gerisi kolay," diye yanıtlar. Öğleden akşama kadar aç karnına saz çalar Neşet Ertaş. Sonunda gecenin bir saatinde, son otobüsün arkasında boş bir yer bulur çığırtkan. İstanbul macerası başlamıştır.

http://www.dailymotion.com/video/xdxyx1_neyet-ertay-neredesin-sen_music

İSTANBUL'A GİDİŞ

İstanbul'a varan Neşet Ertaş, şehrin tamamen yabancısıydı. Sorarak, bineceği vapuru öğrendi, Sirkeciye geçti, ucuz bir otele yerleşti. Sazını orada bırakıp, hemen iş aramaya çıktı. Önüne gelen yerlere, "Bana göre işiniz var mı?" diye soruyordu. Akşama kadar gezdi, yok, yine yok. Otelci ondan para istemesin diye ertesi sabah yine erkenden yollara düştü, akşama kadar iş aramayı sürdürdü. Böylece tam beş gün geçti.

Artık takati tükenmek üzereydi. Akşam yine otele dönerken, "Şençalar Plak" diye bir yazı gördü. Yerini belleyip sabah erkenden tuttu yolunu. Vardığında, Kadri ve İbrahim Şençalar bürodaydı. Onlar da çıkardıkları ilk plak olan Behiye Aksoy kırkbeşliğini dinliyorlardı. İsmail Şençalar ona, "Niçin geldiniz?" diye sordu. "Efendim saz çalarım," yanıtını verdi Neşet Ertaş. "Ee, çal da dinleyelim," dediler. Ertaş, babasının "Neden Garip Garip Ötersin" bozlağını seslendirdi. Ona mukavele imzalattılar. Kadri Şençalar, Beyoğlu Saz Evi'nde bir iş ayarlardı. Akşamları orada çalacak, yedi buçuk lira kazanacaktı. Saz Evi'nden çıktıklarında Kadri Şençalar elinden tuttu, "Okuman yazman var mı?" diye sordu. "Var efendim," dedi Neşet Ertaş. "Bak bunları unutma," diye tembihledi Kadri Şençalar; Beyoğlu'nun levhalarını gösterdi. "İneceğin yerin levhalarına iyi bak," dedi. Bu şekilde İstanbul'a yerleşen Neşet Ertaş, bir buçuk sene Beyoğlu Saz Evi'nde çalıştı.

Bundan sonra, anlatmakla bitirilemeyecek kadar renkli bir hayat başladı Neşet Ertaş için. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Anadolu'nun çeşitli kentlerinde çaldı, plaklar doldurdu. Tanıdık ezgiler, bulduk türküler bile onun sazında adeta yeniden doğuyor, yeni bir türkü gibi dinleyeni etkiliyordu. Bu şaşırtıcı etkinin gerisinde, Ertaş'ın babasından miras aldığı sesinin yanısıra, perde düzenini değiştirerek zengin bir tını kazandırdığı sazı vardı. Önce alta, daha sonra hem ortaya, hem de üste taktığı, bam teli de denen sırma teller, eskiden kullanılan sarı tellerden daha tok bir ses vererek icraya doğal bir zenginlik katıyordu. Üstelik Ertaş, tezene tuttuğu sağ elin baş ve işaret parmaklarını birlikte ve aynı anda sazın göğsüne vurarak adeta bir ritim saz etkisi elde ediyordu.

"BOZKIRIN TEZENESİ"

Bir gün Almanya'ya gidip orada konserler verme teklifi geldi ozana. Burada plaklar da okuyacaktı Neşet Ertaş. Kabul etti, Köln'deki bir stüdyoda kayıtlara girdi. Avrupa'nın ülkelerinde arabayla dolaşmaya başladılar. Yugoslavya'da, ehliyetsiz olarak araba kullanırken kaza yaptı. Üç ay hapis yatan sanatçı, bu süre boyunca Türkiye'den hiç haber alamadı. Bazı gazeteler, "Neşet Ertaş esrarengiz şekilde Yugoslavya'da hapse düştü," diye yazmıştı. Bir gün bir kitap geldi postadan. Gönderen, ünlü yazarımız Yaşar Kemal'di. "Bozkırın tezenesine geçmiş olsun" diye yazmıştı kitabın üzerine. Tezene, yani saz çalarken kullanılan mızrap.

http://www.youtube.com/watch?v=wUZsQg44mtg

Neşet Ertaş'ın hareketli, maceralı günleri içinde başından bir de evlilik geçti. Leyla adındaki hanımla yaptığı 7-8 yıl süren bu evlilik, kötü bir şekilde sona erdi. Neşet Ertaş'a içli, acılı Leyla türküleri söyleten bu maceranın sona ermesinde, eşinin hiç suçu yoktur ozana göre; her suç, her hata kendisindedir. Hem Leyla Ertaş, hem de Neşet Ertaş için bu evlilikten geriye kalan en güzel şey, Döne, Hüseyin ve Canan adındaki üç çocuk olsa gerek. Otuz yıl kadar Almanya'da yaşadı ozan. Neden gitmişti acaba bu gurbet ülkesine?

ALMANYA DÖNEMİ

İçkili yerlerde çalıp söylüyordu Ertaş. Bu ortamlarda bulunmanın koşulu, kendisi de içmekti; ne var ki sonunda parmaklarında uyuşmalar başladı, çalıp söyleyemez oldu. Bütün varlığı olan müzisyenlik yetisini kaybetmek üzereydi. Almanya'ya tedavi maksadıyla gitti, tedavi bittikten sonra çocuklarına iyi bir eğitim vermek isteğiyle burada kaldı. O günlerde bir okulun salonunda yapılan düğünde çaldı. Okulda sanat öğrenimi veriliyordu; konseri izleyen okul müdürü ona öğretmenlik teklifinde bulundu. Neşet Ertaş nota bilmediğini söyledi, "Olsun, önemli değil," yanıtını aldı. Ertaş bu okulda iki seneye yakın müddetle pratik olarak saz dersleri verdi. Pasaportuna "Saz Öğretmeni" diye yazıp mühürlediler. Neşet Ertaş'ın Almanya'daki mesleği, saz öğretmenliğiydi artık.

"Bozkırın Tezenesi" Neşet Ertaş'ın, Türkiye'de türkü söylediği, plak yaptığı yıllar boyunca sayısız kereler korsan kaseti piyasaya sürüldü, pek çok şarkıcı onun bestelerini söyleyip ünlü oldu. Ertaş bu furyadan asla nasiplenemedi. Onun emeğini haksız şekilde sahiplenenler büyük paralar kazanırken, Neşet Ertaş hep alçakgönüllü ve zor bir hayat sürdü.

Nihayetinde Neşet Ertaş'ın eserleri, halk müziği araştırmacısı Bayram Bilge Tokel'in yönetmenliğini yaptığı bir albüm serisiyle, Kalan Müzik tarafından piyasaya sürüldü. Böylece sanatçının türkülerine temiz ve düzenli bir derleme içinde sahip olmak mümkün hale geldi. Bu yazıdaki bilgiler de B. Bilge Tokel'in "Neşet Ertaş Kitabı" adlı çalışmasından derlenmiştir.

Hiç yorum yok: