27 Eylül 2012 Perşembe

Tango ve İlk Tangocularımız


1917 yılında, Uruguay’da bir grup üniversite öğrencisi, kirasını ödeyemedikleri lokali boşaltmak zorunda kalmış ve karnaval günü bir veda yemeği vererek eğlenmişler. İçlerinden biri, bu gece için özel olarak bestelediği melodiyi piyano ile çalmış. Grubun coşkusu artınca, bu melodi eşliğinde karnaval geçidine katılmışlar ve melodiye, karnaval alayı ve karnaval giysilerinden esinlenerek “La Komparsita” adını vermişler.

 Karnaval sonrasında, Ricordi isminde bir adam, halkın dilinden düşmeyen bu melodinin tüm haklarını satın almış. Arjantinli piyanist Roberto Firpo, parçayı tango olarak düzenlemiş ve ilk  plak, 1917 yılında Victor plak şirketi tarafından kaydedilmiş. Parçanın asıl bestecisi olan gençsese, telif bedelinin tamamını, at yarışlarında çarçur etmiş.

O günlerden bu yana popülaritesini kaybetmeyen La Komparsita, Türkiye’de, ayrıcalıklı bir yere sahip. Ülkemizde her düğün Komparsita’yla açılıyor. Pek aklımıza gelmeyen bir şey, Komparsita’nın bir tango parçası olduğu. Tangolar belli bir dönem dünyada ve ülkemizde çok popülerdi.

Günümüzde yeniden hatırlanan tango, müziğinden ayrı düşünülemeyen dansıyla, balo salonlarının, gösteri merkezlerinin gözbebeği. Bu haliyle, bugün seçkinlerin müzik ve dansı haline gelmiş ama, aslında yoksulların, göçmenlerin yarattığı bir müzik. 19.Yüzyıl ortalarına doğru Arjantin’e gelen göçmenlerin dansı olan tango, kendisini amaçsız ve geleceksiz gören insanların ifade biçimi, kimlik edinme yoluydu. Belki de, yeni evlerinde kendilerine ait bir kültür yaratma isteğinin yansımasıydı. Göçmenler, kendilerine ait bir müzik ve dans geliştirdiler. Tangoyu, “hüznün dansı” olarak bugüne kadar taşıdılar. 1912’de alt tabaka olarak tanınan göçmenlere oy kullanma hakkı  tanınmasıyla, iki kültür sınıfsal olarak birbirine yakınlaşmaya, göçmen kültürü Arjantin sosyetesini de kendi içine çekmeye başladı. Tangonun kabare ve tiyatrolarda gösterime sunulmasından sonra, tango müziği, profesyonel besteciler tarafından geliştirildi. Bu noktadan sonra tango, evrensel bir fenomen olarak tüm dünyaya yayıldı. Türkiye de bundan nasibini aldı.

Ülkemizde tango denince akla gelen ilk isimlerden biri, Seyyan Hanım. Kendisi 1913 senesinde İstanbul'da doğdu. Orta tahsilini bitirdikten sonra İstanbul Konservatuar'ına giderek Mösyö Talariko'dan ders almaya başladı. Henüz onaltı yaşındayken, hocası Kaptanzâde Ali Rıza Bey'in 1914 - 1920 arasında yaptığı ilk Türk Operet çalışmalarından oluşan, bir dizi konser verdi. 50'ye yakın plağı var. Ölümünden önce birkaç radyo programına katılan Seyyan Hanım, 1989 yılında İstanbul'da vefat etti.  


İlk tango bestecimiz ise, Necip Celal Antel. 1908 yılında İstanbul'da doğdu. Genç yaşlarda geçirdiği bir hastalık sebebiyle, gözleri ileri derecede bozuldu. Tedavi için Almanya'ya gönderilen Necip Celal, burada keman çalmaya ve müzikle yakından ilgilenmeye başladı. Bu ilgi ve yetenek sonunda, pek çok sazı çalabilecek düzeye erişti. Bestelediği olduğu 11 kadar tango, Türk tango dağarcığının en gözde eserleri olarak kabul ediliyor. “Mazi” tangosu yazılan, ilk sözlü Türk tangosudur. Bu tango, besteciyle birlikte, okuyucusu Seyyan Hanım'a da büyük şöhret sağladı.

http://www.youtube.com/watch?v=p7rSsnDTzZs

Sanatçının bir diğer ünlü eseri de “Özleyiş”ti. Bu şarkının değişik dillerde yorumları da yapılmıştı.

http://www.youtube.com/watch?v=SkJyjxLItXM


Bir diğer ünlü tangocumuz, Şecaattin Tanyerli. 1921 yılında İstanbul'da dünyaya gelen sanatçı, İstanbul Erkek Lisesi'nden mezun oldu. Tango'ya olan ilgisi Eminönü Halkevi'nde koro çalışmaları yaptığı senelerde başladı. 1941'de liseyi bitirip Hukuk Fakültesi'ne kayıt olan Tanyerli, bir yandan da Beyoğlu Halkevi'nde şan eğitimine devam etti. 1949 yılında ilk plağını yapan Tanyerli'nin, 30'u aşkın taş plağı var. 1949 yılında, meslektaşı ve dostu Necdet Koyutürk’le birlikte, İstanbul Radyosu'nda haftalık programlar yaptı. Özellikle Necdet Koyutürk’ün bestelediği tangoların, 60'lı yıllarda ortaya çıkacak olan Türk Popu'nun temelini attığı söylenebilir. “Papatya gibisin beyaz ve ince” dizelerinin geçtiği unutulmaz çalışmasını, hepimiz biliyoruz. Besteler tam anlamıyla tango formunda bestelenmiş olsalar bile, Türkçe söylenmiş olmaları, bize son derece uygun melodik yapıları ve herkesin gönlüne seslenebilen dizeleriyle, kısa sürede sevildiler. 

http://www.youtube.com/watch?v=qUJPIyt6Z9E

Tango dedince, Esin Engin’i anmadan geçmek olmaz. 1943 doğumlu sanatçımız, çok küçük yaşta mandolin ile müzik öğrenmeye başlamış, daha sonra kânun ve udla birlikte köklü bir alaturka müzik eğitimi aldı. Lise yıllarında Batı müziği eğitimine başladı. Konservatuarın şan bölümünde eğitimini sürdürdü. Müzikseverler onu önceleri orkestra solisti olarak, ardından yüzlerce Türk filminde seslendirdiği şarkılarla tanıdılar. Gerçek anlamda tanınması, türkçe tangolar'ı yeniden yorumlamasıyla oldu. Ama hiçbir zaman fazla şarkılı plak çıkarmaya çalışmadı. Beste, düzenleme, müzikal, tiyatro oyunları, film, dizi film, reklam müzikleri üretmek, onun müzikten esas zevk aldığı yönlerdi.

Esin Engin kendi adına 24 adet 45'lik plak ve 15 adet uzunçalar yaptı. Kendi seslendirdikleri hariç 300 civarında beste ve düzenlemesi var. Çeşitli filmlere, tiyatro oyunlarına, müzikallere müzik yönetmenliği, beste ve düzenlemeler yaptı. 4 Mayıs 1997'de vefat etti. Yarım kalan "Benim Tangolarım" albümünü dostları Hurşid Yenigün ve Osman İşmen bitirerek müzik dünyasına hediye ettiler. Bu albümde yer alan ve Çalıkuşu dizisinden hatırladığımız “Hayallerim” adlı parçada, tango ritmiyle Türk müziğinin ruhu kaynaşmış...


Tango müziği, Endülüs ve İtalyan folklorundan izler taşıyor. Hareketli ve canlı ritminin yanısıra, son derece hüzünlü ve mutsuz bir müzik. Büyük kentte düş kırıklığına uğrayan göçmenlerin kırılan umutları, sıkıntıları, başkaldırıları, bu müzik ve ona eşlik eden dansla dışa vurulmuş. Tangoyla ilgili her tür bilgiyi, Fehmi Akgün’ün “Yıllar Boyunca Tango” adlı kitabında bulmak mümkün. Kitabın “Türkiye’de Tango” başlıklı son bölümünde, ülkemizde tangoya hayat veren bütün isimler tek tek sıralanmış. Bu alanda bir ya da birkaç örnek verenler bile unutulmamış. Selmi Andak’ın, Sezen Aksu tarafından seslendirilen “Ben Her Bahar Aşık Olurum” adlı bestesi de atlanmamış...



Hiç yorum yok: