8 Mayıs 2014 Perşembe

Nabokov'un Yazdığı En Güzel Cümle

Brian Boyd, "Pale Fire": The Magic of Artistic Discovery adlı kitabında şöyle der:

"Nabokov is rightly renowned as a master sentence-maker, and many concur that perhaps the finest sentence he ever wrote is the one ending the first chapter of Speak, Memory."

Türkçesiyle,

"Nabokov bir cümle kurma ustası olarak haklı bir ün kazanmıştır; Konuş, Hafıza'nın ilk bölümünün bitimindeki cümle, birçok kişiye göre onun yazdığı en güzel cümledir."


İşte o bölüm ve o cümle:

"From my place at table I would suddenly see through one of the west windows a marvelous case of levitation. There, for an instant, the figure of my father in his wind-rippled white summer suit would be displayed, gloriously sprawling in mid-air, his limbs in a curiously casual attitude, his handsome, imperturbable features turned to the sky. Thrice, to the mighty heave-ho of his invisible tossers, he would fly up in this fashion, and the second time he would go higher than the first and then there he would be, on his last and loftiest flight, reclining as if for good, against the cobalt blue of the summer noon, like one of those paradisiac personages who comfortably soar, with such a wealth of folds in their garments, on the vaulted ceiling of a church while below, one by one, the wax tapers in mortal hands light up to make a swarm of minute flames in the mist of incense, and the priest chants of eternal repose, and funeral lilies conceal the face of whoever lies there, among the swimming lights, in the open coffin."

"Bir anda, batı yönündeki pencerelerimizin birinde hayret verici bir uçuş sahnesi görürüm. Babam anlık olarak, rüzgarda dalgalanan yazlık beyaz elbisesi içinde, havaya anlı şanlı biçimde yayılmış, kolları-bacakları tuhafça rastgele açılmış, ağırbaşlı yüzü gökyüzüne dönmüş vaziyette belirir. Göremediğimiz güçlü kollar onu üç kez bu şekilde uçurur, ikinci fırlatışta babam ilkinden daha yükseğe çıkar; son ve en azametli uçuşunda, bir yaz mevsiminin öğle vaktindeki kobalt maviliğe karşı, tonozlu kilise tavanında kıvrım kıvrım elbiseleriyle süzülerek uçan cennetlikler gibi, sanki bir daha kalkmayacakmışcasına bedenini geriye yatırır; aşağıdaki ölümlülerin yaktığı bir sürü mum, tütsü dumanları içinde ince alevlerle titreşirken ve rahipler ebedi istirahata dair şarkılar söylerken, cenaze töreni için getirilmiş zambaklar, tabutunda ışıklar içinde yatan kişinin yüzünü gizlemektedir."

Hiç yorum yok: