28 Haziran 2014 Cumartesi

İyi Kapaklar, Kötü Kapaklar...

Nabokov, Youtube'a konmuş bir buçuk dakikalık videoda, Lolita'nın çeşitli ülkelerde basılmış edisyonlarını gösteriyor. Eline ilk aldığı kitap için, "Hangi dilde olduğunu bilmiyorum... Acaba... Evet, Türkçe," diyor. Bir erkekle kadının betimlendiği son derece yavan bir çizim var kapakta. "Hangisinin daha yaşlı olduğundan emin değilim," diye devam ediyor. Kimini gülünç bulduğu, kimini beğendiği başka edisyonlara geçiyor.


Lolita, Nabokov'un en popüler romanı olduğu gibi, değişik kapak tasarımlarıyla gündemden düşmeyen kitabı aynı zamanda. Hâlâ Lolita kapakları için yarışmalar düzenleniyor, ortaya birbirinden ilginç fikirler ortaya çıkıyor. Aşağıda böyle bir yarışmaya katılan birkaç tasarım var. Bazılarının tedirgin edicilik düzeyleri hayli yüksek.


 

 


 

  





  

 

Lolita'nın Olympia Press'ten çıkan ilk baskısı, dümdüz bir kapağa sahipti oysa. Aşağıda 1955 tarihli bu baskı yer alıyor.



Nabokov araştırmacısı Dieter Zimmer'in internet sayfasında da, çeşitli ülkelerde basılmış Lolita kapaklarının bir derlemesi görülebilir:

http://www.dezimmer.net/Covering%20Lolita/LoCov.html

İletişim Yayınları'nın ilk kez 1988 yılında basılan Lolita'sında, beyaz zemin üzerindeki büyük bir kelebeğin alt-orta kısmını kapatacak şekilde, Nabokov'un kelebek avlarken çekilmiş, mavi tonla boyalı fotoğrafı yer alıyor. Bu tasarım (kelebek üzerinde Nabokov fotoğrafı), yayınevinin sonradan bastığı tüm Nabokov kitaplarında kullanıldı. Demek 26 senedir Nabokov kitapları, aynı kapaklarla basılıyor.



Bu yazıyı yazmaya başladığımda, yukarıdaki rakamın ayırdında değildim: 26 yıl. Çeyrek asırdan fazla fazla süre deyince, daha çarpıcı geliyor. Bu kadar süre içinde bir dizinin kitapları niçin hep aynı kapakla basılır? Bu durum bende bir ihmal hissi uyandırıyor. Çok başarılı kapak tasarımlarının bile, bir süre sonra değiştirilmesi gerekmez mi? Üstelik, resim ya da grafik eğitimi almadım ama, İletişim'in Nabokov kitaplarındaki grafik değerlerin pek yüksek olmadığı kanısındayım. Bu düşüncemde yalnız olmadığımı biliyorum. Örneğin Hamdi Koç, Solgun Ateş hakkındaki övücü yazısının bir yerinde, kitabın kapağını hiç beğenmediğini belirtmeden edemiyor: 

http://vatankitap.gazetevatan.com/yazar/tuketilmesi_imkansiz___basli_basina_bir_roman_turu-hamdi_koc/211/0 

Neden böyle? Maliyetten mi kaçılıyor? Olabilir. Acı ama gerçek: Selçuk Altun'un sevdiğim tabiriyle "Sığlıkistan"da, Nabokov kitapları çok satılmıyor. (Nabokov'a hayranlığını her fırsatta dile getiren kimi popüler yazarların kitapları çok satılıyor oysa!) Ama bu açıklama da beni tatmin etmiyor. Çok fazla satması beklenmeyen, üstelik yayınevine büyük bir prestij de sağladığını tahmin etmediğim Türkiyeli yazarların kitaplarına yapılan kapak tasarımlarına bakınca, yirminci asrın en büyük isimlerinden birine de aynı özen gösterilmeli diye düşünüyorum ister istemez. 

Aynı ihmal duygusu, kitapların elden geçirilmeye muhtaç tanıtım cümlelerinde de yakamızı bırakmamakta:

"Soylu bir Rus ailesinin oğlu olan Nabokov’un Lolita’sı için özetle cinsel tutkunun dünya çapında en önemli klasiklerinden biri denebilir. Okurların yabancısı olmadığı Nabokov yine dili ustalıkla kullandığı romanında, “beyaz ırktan dul bir erkeğin” küçük “su pericikleri”ne tutkusunu anlatıyor."

Yererken kantarın topuzunu kaçırmamaya çalışayım. İletişim'in kelebekli kapakları için hiç mi uğraşılmıyor? Aslında, pek göze çarpmayan bir emek söz konusu. O kelebekler gelişigüzel konulmuyor; seçiliyor. Konuş, Hafıza'daki Parnassius Mnemosyne, hafıza tanrıçasının ismini taşıyor sözgelimi. Solgun Ateş'in kapağındaki kelebek, romanın "kahramanlarından" Vanessa Atalanta'dır. 

Nabokov'un Türkiye'deki kapakları böyle de, her yerdeki kapakları muhteşem mi? Öyle olmadığını, yazarın yukarıda bağlantısını verdiğim filmi ispat ediyor. Solgun Ateş'in İngilizce baskıları için tasarlanmış kapakları, eski tarihli bir başlıkta derlemiştim. Başarılı ve vasat kapaklar bir arada. Merak eden, bakabilir. Favorim, birinci sıradaki:

http://nabokovblog.blogspot.com.tr/2014/05/pale-fire-kapaklar.html

Dileğim, İletişim Yayınları'nın Nabokov dizisini yeni bir görsel anlayışla, yeni bir tasarımla yeniden okurla buluşturması. Buna bir yerden başlamaları gerekiyor. 

Bu blogda, ağırlıklı olarak Türkçe'deki Nabokov çevirilerinin sorunlarına yer veriyorum. İletişim Yayınevi'nin ve Nabokov çevirmenlerinin, bu 26 sene içinde Nabokov'u Türkçeye kazandırmak için gösterdiği çabayı takdir etmesem olmaz.  Ama gördüğüm eksiklik ve yanlışlıkları, birilerinin canını sıkmak pahasına dile getirmezsem de, buradaki emeğim, çabam boşa gider. Bir dost, Nabokov Günlüğü tarzındaki blogları bir tür sosyal hizmet gibi gördüğünü söylemişti. Bense buna, kültür-edebiyat haberciliği diyorum. George Orwell'in sözünü biraz değiştirerek kendime uyarlıyorum: Gazetecilik, birilerinin canını sıkmak pahasına doğruları söylemektir. Gayrısı, halkla ilişkilerdir.




Hiç yorum yok: