7 Haziran 2014 Cumartesi

Nabokov'un Eserlerinde Türk Motifi

Vladimir Nabokov, Türkiye topraklarına hiç ayak basmadı. Ailesiyle Rusya'dan kaçarak, Nadejda (Umut) adlı gemiyle Karadeniz üzerinden Boğaziçi'ne varmışlar, fakat İstanbul'un (Nabokov'un kullanmayı tercih ettiği isimle "Constantinople"ın zaten mültecilerle dolu olması sebebiyle yolcuların karaya çıkmasına izin verilmemişti. Gemi iki gün boyunca bekledikten sonra, Atina'ya doğru yola devam etmişti. Nabokov'un anılarında kalan, güneşin Boğaz üzerindeki batışı ve uzaktan görebildiği minarelerdi sadece.

Nabokov Türkiye'ye gelmese de, Türkiye ve Türkler, eserlerine birçok kez girdi. Metinlerinde şaşırtıcı denebilecek kadar çok kere, "Turkey", "Turk", "Turkish" kelimeleri geçer. Otobiyografik eseri Konuş, Hafıza'da Türkiye'ye, "Constantinople"a hiç değinmez ama Rusya'daki kır evlerinde besledikleri danua cinsi köpeğin adının, "Turka" olduğunu söyler.

Nabokov'un metinlerindeki çoğu unsur gibi, Türklüğe dair bölümler de, suyun üstünde seken bir taş misali, hiç iz bırakmadan geçip gider. Anlamları, metnin yapısında ve Nabokov'un iç dünyasında nereye temas ettikleri, başlı başına bir araştırma konusudur bana kalırsa. Ne yazık ki, esasen Rus ve Amerikan edebiyatının mülkiyetinde olan Nabokov metinlerindeki "Türk" motifinin üzerinde, bildiğim kadarıyla hiç durulmadı; bu konuyu ele alan herhangi bir makaleye rastlamadım. Rusların tarih içinde Türklerle içli dışlı oldukları, onlardan etkilendikleri bilinir. Nabokov'un eserlerindeki değinmeler bu etkinin yansımalarından mı ibarettir? Türkiye'deki edebiyat âlimlerinin, bilhassa karşılaştırmalı edebiyat bölümlerinin, andığımız hususu ele alan çalışmalar yapmasını diliyorum.

Bu yazı için, Nabokov'un kurmaca metinlerinde "Turkey", "Turk", "Turkish" kelimelerinin geçtiği yerleri derledim. Derlemem eksiksiz değil; zaman içinde, aşağıdaki listeye yeni cümleler eklenecektir şüphesiz. Ayrıca, tarama yaparken metinlerin elektronik kopyalarını kullandığım için, eser sayfa numaralarını vermem mümkün olmadı. 

Alıntıların yapıldığı roman ve öykülerin büyük çoğunluğu Türkçeye çevrildi; ancak ben burada, metinleri özgün İngilizce halleriyle (ya da Rusçadan İngilizceye çevrilmiş biçimiyle) veriyorum.

ROMANLAR



The Gift:

"... (the Russo-Turkish war was in progress) ..."



Glory:

"... had died in a Turkish bath when the boiler burst."

"... the 'Turkish Trail' spreading in the middle and narrowing as it approached the horizon."

"... Moon's rich speech was like chewing thick elastic Turkish Delight powdered with confectioner's sugar."

" 'The person's name is Kruglov, he married a Turkish woman.' "



Invitation to a Beheading:

"A person in Turkish trousers came running out of a café with a pail of confetti ..."




Laughter in the Dark:

"... spending Sunday morning at the Turkish baths for instance."

"Somebody had spilled something on the Turkish table - it was all sticky."



Pnin:

" 'My father went to Turkey on a government mission and took us along. We might have met! I remember the word for water. And there was a rose garden - -'
'Water in Turkish is "su",' said Pnin, a linguist by necessity ..."

"Pnin purchased for three dollars a faded, once Turkish rug."

"... Joan Cements, who had been all over the world, even in Turkey and Egypt ..."

"... a crenulated, cream-colored house which, according to Cockerell, had been thought by my predecessor to be the Turkish Consulate on account of crowds of fez wearers he had seen entering."



Bend Sinister:

"Not answering, in the same slow blundering fashion, he made for the Turkish sitting-room which nobody used an traversing it, reached another bend of the passage."

"He got up, fetched a box of Turkish cigarettes, offered one to Krug (who refused) ..."



Lolita:

"In my self-made seraglio, I was a radiant and robust Turk, deliberately, in the full consciousness of his freedom, postponing the moment of actually enjoying the youngest and frailest of his slaves."



Pale Fire:

"The Turk's delight, the future lyres, the talks

With Socrates and Proust in cypress walks ..."

"Meantime, in Turkish garb, he lolled his father's ample chair ..."

[n58392.jpg]

Ada or Ardor:

"In later years he had never been able to reread Proust (as he had never been able to enjoy again the perfumed gum of Turkish paste) ..."


"It is, however, true that Van was not unaware of a glass box of Turkish Traumatis on a console too far to be reached with an indolent stretch."

"Cordula's mother, an overripe, overdressed, overpraised comedy actress, introdiced Van to a Turkish acrobat with tawny hairs on his beautiful orangutan hands and the fiery eyes of a charlatan-which he was not, being a great artist in his circular field."

"Marina helped herself to an Albany from a crystal box of Turkish cigarettes tipped with red rose petal and passed the box on to Demon."

"... Turkish cigarettes and the lassitude that comes from 'lass.' "

"She complained he hurt her 'like a Tiger Turk.' "



Transparent Things:

"... bought a nice gray turtleneck sweater with a tiny and very pretty American flag embroidered over the heart. 'Made in Turkey,' whispered its label." 



Look at the Harlequins!:

"N.N. sat in his easy chair as in a voluminous novel, on pudgy hand on the elbow-rest griffin, the other, signet ringed, fingering on the Turkish table beside him what looked like a silver snuffbox ..."



ÖYKÜLER



"A Matter of Chance":

"... he had worked as a farm laborer in Turkey ..."

"A Nursery Tale":

"... Erwin remarked simultaneously the crimson artificial rose in the lapel of her jacket and the advertisement on a billboard: a blond-mustachioned Turk and, in large letters, the word "YES!", under which it said in small characters: "I SMOKE ONLY THE ROSE OF THE ORIENT."

"An Affair of Honor":

"And then, suddenly, something utterly terrible, something absurd would happen - an unimaginable thing, even if one thought about it for nights on end, even if one lived to be a hundred in Turkey..."

"The Aurelian":

"Along the right side, shops appeared: a fruiterer's, with vivid pyramids of oranges; a tobacconist's, with the picture of a voluptuous Turk ..."

"A Dashing Fellow":

"We do not know any famous Turkish general and can guess neither the father of aviation nor an American rodent."

"My parents were butchered in my presence. I owe my life to a faithful retainer, a veteran of the Turkish campaign."

"The Reunion":

"It was something like Turk... Trick... No, it won't come."

"Orache":

"... silk covered Turkish divan ..."

"Scenes From the Life of a Double Monster":

"A salesman of patent medicine, a bald little fellow in a dirty-white Russian blouse, who knew some Turkish and English, taught us sentences in these languages ..."




3 yorum:

Levent Mollamustafaoglu dedi ki...

Sevgili Yiğit, yine ilginç bir nokta yakalamışsın, umarım takip edip araştırma yapan olur. Bu arada son zamanlarda Transparent Things'den epeyce referans veriyorsun. Benim ilk okuduğum romanı oydu Nabokov'un, hatta dil oyunları çok hoşuma gittiği için çevirmeye başlamıştım (30 yıldan fazla önce) ama devam etmedim. Sanırım çevrildi bir kez.
Selamlar,

YİĞİT YAVUZ dedi ki...

Teşekkürler Levent abi. Bitirmiş olsaydın, Transparent Things'i senin çevirinden okumayı isterdim doğrusu.

asparagas dedi ki...

O kadar yorum yazdım silindi gitti! Neyse
Speak Memory'de Bolşevik devriminden kaçtıkları Kırım'da ezan okunması Nabokov'u bayağı etkilemişti, bir kaç Türk kimliği ile ilgili de ifade vardı sanırım.