16 Haziran 2014 Pazartesi

Ortaya karışık: Pnin'de Martin Eden ve bazı çeviri sorunları


 Çevirdiğim ilk roman, Jack London'dan Martin Eden'dı. Bu itibarla bende ayrı bir yeri vardır. Martin Eden'ın, sonradan tanışacağım ve kitaplarını çevireceğim Vladimir Nabokov'un bir romanında karşıma çıkacağını, o zamanlar bilmiyordum tabii. Pnin, Amerika'ya göçmüş bir Rus profesörünün, bu ülkenin kültürü ve diliyle yaşadığı sorunları, zorlukları acıklı bir komedi içinde aktarır. Bir bölümde Profesör Timofey Pnin, girdiği kitapçıda Martin Eden'ı arar. 

Niyetim sadece, işte bu ilginç kesişmeden bahsetmek ve bu bölümü aktarmaktı. Metni yeni baştan çevirmeye üşendiğim için Tomris Uyar'ın çevirisini kullanmaya meylettim. Ancak çeviride umduğumdan fazla sorun çıktı karşıma. Ben de Uyar çevirisini, "Nabokovyen" bir tutumla, köşeli parantezler içinde söz konusu sorunlara işaret ederek aktarmayı düşündüm. Tomris Uyar ismi iyi bilinen, sevilen bir yazarımız elbette. Çeviri emeğindeki aksaklıklara işaret etmenin, anısına saygısızlık olarak algılanmayacağını umuyorum. Düşüncem, Nabokov'un Türkçe çevirilerinde aksayan yerlerin üzerinde gereğince (belki de hiç) durulmadığı, (başarısızlığını adeta gözümüze sokan örnekler bir yana) en "yetkin" çevirilerde bile sayısız sorunlar bulunduğudur. İğneyi kendime de batıracağım, merak etmeyin. Ama bu yazıda değil, yakın gelecekte yazmayı düşündüğüm başka makalelerde! Şimdilik, Uyar çevirisinden yaptığım bu küçük alıntıyla yetineceğiz:


“Victor’un gelmeyi tasarladığı gün, Pnin, Waindell’in Ana Caddesi’ndeki bir spor mağazasına girip bir futbol topu istedi. İsteği biraz tuhaftı [Neden tuhaf olsun? Özgün metindeki kelime “unseasonable”. Yılın o döneminde pek futbol topu alan bulunmazmış, yazar bunu söylemek istiyor. Anlaşılan, T. Uyar bu kelimeyi “unreasonable” olarak okumuş.] ama yine de top verildi.

“Yoo hayır,” dedi Pnin, “Ben yumurta istemiyorum, sözgelimi torpido da istemiyorum. Yalnızca [Özgün metinde “simple”: “Basit” demek. “Simply” denseydi, “yalnızca” çevirisi isabetli olurdu.] bir futbol topu istiyorum. Yuvarlak!”

“Sonra bilekleri ve ayalarıyla küçümen [“portable” kelimesini “taşınabilir” diye çevirmek uygun olurdu.] bir dünya çizdi. Sınıfta Puşkin’in “uyumlu bütünlüğünden” söz ederken de aynı yuvarlağı çizerdi.

“Satıcı, parmağını kaldırıp ses çıkarmadan bir Amerikan futbolu topu getirdi.

“Evet, bunu alıyorum,” dedi Pnin saygıdeğer bir hoşnutlukla. [Saygıdeğer çevirisi isabetsiz elbette. Buradaki “dignified” terimi, “ciddi ve biraz formel” demek.]

Ambalaj kâğıdına sarılıp teyplenmiş ["Scotch-taped": "Teyp" kelimesini "yapışkan bant" anlamında kullanmadığımıza göre, "bantlanmış" demek gerekirdi herhalde.] topu taşırken bir kitapçıya girip Martin Eden’ı sordu.

“Eden, Eden, Eden,” diye üstüste yineledi kitaplardan sorumlu uzun boylu, esmer kadın. “Bir dakika, İngiliz devlet adamları üstüne bir kitap istemiyorsunuz, değil mi? [“The British Statesman”, “(şu) İngiliz devlet adamı” demek; çevirmen tekili çoğul yapınca, anlam uçuyor tabii.] Yoksa o mu istediğiniz?”

“Ben ünlü bir Amerikalı yazarın, Jack London’ın ünlü bir yapıtını istiyorum,” dedi Pnin.

“London, London, London,” dedi kadın şakaklarını tutarak.

“Derken elinde piposu, yerel şiirler yazan Mr. Tweed diye biri, kadının kocası, yardıma yetişti. [Uyar’ın “topical”ı “local” olarak okumuş olacağını tahmin etmiyorum. Ama aslında, adamın güncel olaylarla ilgili şiirler yazdığından bahsediliyor.] Biraz aradıktan sonra kitapça çok zengin sayılamayacak bir dükkânın tozlu derinliklerinden Kurt’un Oğlu’nun eski bir basısını getirdi.

“Korkarım, o yazardan yalnızca bu var elimizde.”


“Garip!” dedi Pnin. “Ünün oyunlarına bak! Ben Rusya’dayken, anımsıyorum, herkes –küçük çocuklar, yaşlı başlı insanlar, doktorlar, avukatlar– herkes onu okur, bir daha, bir daha okurlardı. En iyi kitabı bu değil ama peki, alıyorum.”

* * *

Hiç yorum yok: