25 Haziran 2014 Çarşamba

Saatler boyu üzerinde beklediğimiz köprüler...


Ama hakikat ne olursa olsun, sen ve ben, küçük (yaşı iki ile altı arasındaki) oğlumuzla birlikte, aşağıdan bir tren geçsin diye saatler boyu üzerinde beklediğimiz köprüleri hiç unutmayacak ve tüm savaş meydanlarında sonsuza dek savunacağız. Rayların üzerine doğru eğilmek için bir anlığına durup, geçen lokomotifin astımlı bacasına tüküren, daha büyük ve daha az mutlu çocuklar görmüşlüğüm var, ama ne sen ne de ben, iki çocuktan daha normal olanın, karanlık bir transın amaçsız heyecanından pragmatik şekilde sıyrılan çocuk olduğunu kabullenmeye hazır değiliz. Rüzgârlı köprüler üzerinde saatler süren duraklamaları kısa kesmek ya da rasyonalize etmek için hiçbir şey yapmazdın; çocuğumuz sınır tanımayan bir iyimserlik ve sabırla, demiryolundaki sinyal kolunun kliklemesini ve uzakta, evlerin düz sırtları arasında çok sayıda rayın birleştiği noktada, giderek büyüyen bir lokomotifin şekillenmesini ümit ederek beklerdi. Soğuk günlerde kuzu kürkünden bir palto giyer ve ayı tip bir kasket takardı; kırağı çalmış gibi grilerle alacalanmış bu kahverengi giysileri, eldivenleri ve inancının ateşi onu da, seni de ısıtırdı; çünkü narin parmakların donmasın diye tek yapman gereken, koca bir bebeğin vücudundan yayılan hararetin nasıl inanılmaz miktarda olduğuna hayret ederek, onun ellerinden birini önce sağ, sonra sol elinle tutmak ve bu değişimi dakikada bir yapmayı sürdürmekti. 

(Vladimir Nabokov - Konuş, Hafıza)

Hiç yorum yok: