18 Temmuz 2014 Cuma

Ada'yı Okumak...


İyi edebiyat, has edebiyat, kalıcı edebiyat bir kere okumakla bitmeyen edebiyattır. Nabokov'un, "bir kitabı okuyamazsınız, ancak tekrar okuyabilirsiniz," derken kastettiği, bu türden kitaplardır. Nabokov, Dostoyevski'yi kıyasıya eleştirdiği Rus Edebiyatı Dersleri'nde şöyle der:

"Suç ve Ceza’yı ilk kez kırk beş yıl önce okumuş, güçlü ve heyecan verici bir kitap olduğunu düşünmüştüm; o sırada on iki yaşımda olmalıyım. On dokuz yaşımdayken, Rusya’nın korkunç iç savaş yıllarından kitabı tekrar okuduğumda ise, kabak tadı veren, berbat şekilde duygusal  ve kötü yazılmış bir kitap olduğunu düşündüm. Yirmi sekiz yaşımda, kendi kitaplarımın birinde Dostoyevski’yi tartışırken, bir kez daha okudum Suç ve Ceza’yı. Amerikan üniversitelerinde onun hakkında konuşmaya hazırlanırken, bir kez daha. Kitaptaki sıkıntının ne olduğunu, ancak yakın zaman önce anlayabildim."



Toplam dört okuyuş etti, değil mi? Rus Edebiyatı Dersleri'ni okuyacak Dostoyevski hayranlarından, Nabokov'un Suç ve Ceza'yla ilgili müstehzi, küçümseyici sözlerine değil de bu sözlerin temelini oluşturan edebi hafiyeliğe odaklanmalarını rica ederim. Rus klasiklerine Nabokov'un rehberliğinde baktığınız vakit, fikirlerini beğenseniz de beğenmeseniz de, yüzeysel okumaların gerisinde saklı edebi zenginlikleri keşfedersiniz. Batı edebiyatının ürünleri için de, Nabokov'un "Edebiyat Dersleri", aynı zenginliğin kapısını aralar. Gregor Samsa'nın dönüştüğü haşerenin, birçok eleştirmenin düşündüğünün aksine hamamböceği olmadığını ondan öğreniriz. Bu böceğin kanatlarının bulunduğu, aslında uçabilecek iken bunun farkında olmadığı gözleminin sahibi, yine Nabokov'dur. 

Nabokov'un kendi eserleriyse, okurdan edebi hafiyeliğin de ötesinde, özel cerrahi yöntemler talep eder. İlk bakışta gördüğümüz derinin, yani yüzeyin altındaki kat kat dokunun, kas, sinir ve kemik yapısının ayırdına varmadan, incelemesini yapmadan, Nabokov'u anlamak mümkün değildir. Bu söylediğimiz daha çok onun romanları, bilhassa da romanlarının bazıları için geçerlidir. Anatomik karmaşıklık bakımından Solgun Ateş yabana atılamaz; Lolita, metnin gerisine saklanmış nice şifre ve gizem barındırır; Nabokov'un Rusça döneminin eserlerinden Dar / Gift / Yetenek, bu eski dönemin en çetin cevizlerindendir. Ama Nabokov'un en zor okunan eseri, aynı zamanda en uzun romanı olan Ada ya da Arzu'dur şüphesiz.

Şöhretin doruğundaki Nabokov’un İsviçre'de, Montreux'deki Palace Hotel'in yalıtılmışlığı içinde yazdığı Ada ya da Arzu, onun yıllar boyu üzerinde kafa yorduğu zaman, mekân ve mesafe kavramlarından doğmuş bir romandı. Roman, Ada ve Van adındaki kardeşlerin bir ömre yayılan ensest ilişkisi çerçevesinde ilerler. Coğrafi olarak dünyamıza benzemekle beraber tarihi bizimden farklı kurmaca bir dünya olan Antiterra'da yaşayan Ada ile Van, son derece sofistike kişiliklere sahiptir; gayet zeki, eğitimlidirler ve roman boyunca üç dili (İngilizce, Fransızca, Rusça) karıştırarak kullanırlar. Bu çok dilliliğin yanısıra, hikâyenin cinaslarla, kelime oyunlarıyla, alttan ilerleyen olay çizgileriyle ve Çehov’dan Tekvin’e kadar her şeye göz kırpan göndermelerle ilerlemesi, okuma ve anlama sürecini zorlaştırır.

Bu zorluğu aşmak için imdadımıza, Nabokov araştırmacılarının, en çok da Brian Boyd'un çalışmaları yetişiyor. Solgun Ateş'i çevirdiğim günlerde, ömrünü Vladimir Nabokov'un edebiyatına adamış olan Boyd'un Nabokov's Pale Fire: The Magic of Artistic Discovery [Nabokov'un Solgun Ateş'i: Sanatsal Keşfin Büyüsü] adlı eseri yolumu aydınlatmıştı.


Ada or Ardor'ın okuma zorluklarını aşmaya çalışırken ise, bu kez Boyd'un Nabokov's Ada: The Place of Consciousness [Nabokov'un Ada'sı: Bilincin Yeri] kitabını okudum ve şükran duydum. Okuru Nabokov'un dünyasına yakınlaştıran, bu oyunbaz yazara güven duymamızı sağlayan analizleri, Ada'nın gizem perdesini epeyce aralıyor.


Brian Boyd, Nabokov'un bilmece gibi kurgularından bahsederken, "Nabokov'un tüm romanlarındaki örüntüler, yapbozlar asla kapris ya da süsleme değildir ," diyor, "bunlar Nabokov'un, karmaşık dünyayı anlarken, o dünyada hareket ederken bilincin yüzleştiği sorunlara dair özgün incelemesidir." Nabokov'a göre hakikat, hiçbir zaman gerçek anlamda ulaşamayacağımız bir şeydir. Boyd, Strong Opinions'daki şu ifadeye aktarıyor.

"Çok öznel bir şeydir hakikat. Onu ancak kademeli bir malumat birikimi olarak tanımlayabilirim; bir ihtisas olarak. Mesela bir zambağı ya da başka bir doğal nesneyi alalım; bir doğabilimci için zambak, sıradan bir insan için olduğundan daha hakikidir. Ama bir botanikçi için hakikiliği daha da fazladır. Uzmanlık alanı zambaklar olan bir botanikçi söz konusu olduğunda, yeni bir hakikat aşamasına erişilir. Hakikate giderek daha fazla yaklaşabilirsiniz, tabiri caizse; fakat asla yeterince yaklaşamazsınız, çünkü hakikat birbirini izleyen sayısız basamak, sayısız algı seviyesi, sahte zeminlerdir; dolayısıyla bitirilemez, ona erişilemez."

Boyd'a göre,

"Ada etkin biçimde okurları, bu kitabı Bosch'un Dünyevi Zevkler Bahçesi adlı tablosuyla kıyaslamaya davet eder. Bosch'un şaheserinde, Cennet ve Cehennem'i betimleyen iki kanat ve merkez kısımda, çiftleşen çok sayıda kişi vardır. Kanatlar katlanarak örtüldüğünde, dış satıhları, içindeki dünyayı barındıran bir kristal kürenin betimlendiği bir resim ortaya çıkarır; Tanrı dünyayı işte böyle görmektedir."


Boyd'un kitabının Rusça baskısının kapağında, Dünyevi Zevkler Bahçesi'nin, yukarıda bahsedilen kanatları örtülü haline yer verilmiş:


Ada'da, Van'ın önce bir cennet olarak sunduğu Ardis, daha sonra (hâlâ cennet niteliğindeyken) bir kıskançlık cehennemi haline gelir ("Ada"nın, Rusça'daki anlamı "cehennemî"dir). Van'ın farkında olmadığı şey, kitap kapatıldığında dünyalarının bir başkasının gözüyle, çok farklı şekilde görülebileceğidir. Bu farklı bakışın sahibi, kitabın kahramanlarından Lucette'tir. Ada ile Van'ın yarım kan kardeşleri Lucette, çok erken yaşta onların cinsel ilişkilerine tanıklık eder, ruhen ve bedenen hazır değilken bu ilişkinin içine çekilir. Bununla birlikte bekâretini koruyan Lucette, sonraki yıllarda Van'a umutsuzca âşık olur ve umutsuzca, bekâretini ona sunmanın peşine düşer. Çabası sonuçsuz kaldığında, seyahat ettikleri geminin güvertesinden atlayarak kendi hayatına son verir. 

Boyd, incelemesinde Lucette'in kitaptaki varlığına merkezî önem atfediyor ve çözümlemesinin çoğunda, Ada ve Van'la Lucette arasındaki ilişki üzerinde duruyor:


"Artık görebilmeliyiz ki Lucette, Ada'da ensestin ön plana çıkarılmasının gerçek sebebidir. Ensest burada, genellikle düşünüldüğü gibi tekbenciliğin ya da özsevinin simgesi olarak işlev görmeyip - Nabokov nefret eder böyle sembollerden- insanların hayatları arasındaki karşılıklı bağlantıları vurgular; bu karşılıklı bağlantılar beşeri hayata, ahlaki sorumlulukların tüm gereklerini dayatır."


Lucette, Ada ile Van'ın büyüleyici ilişkilerinin arasına girer sürekli; genç âşıklar Lucette'i çeşitli oyunlarla, yalanlarla kandırarak yanlarından uzaklaştırıp, gönüllerince sevişebilmenin yollarını ararlar. Biz de okur olarak, onlardan yana dururur; Lucette'in bu büyüleyici akışı bozmasını istemeyiz. Âşık kardeşlerin zarif, sofistike, büyüleyici yapılarına ve Nabokov'un güzel anlatısına kapılır, onların aynı zamanda son derece bencilce, gaddarca bir tutum içinde olduklarını, kendi coşkun zevkleri uğruna Lucette'e nasıl zarar verdiklerini göremeyiz. Böylece farkına varmadan, romanın ana karakterlerinin sorumsuzluğuna ortaklık ederiz. 


Demek Ada ya da Arzu, görünürdeki hikâyenin derinliklerinde, başka bir temayı işler: İnsanların, bencilce eylemleriyle hayatını etkiledikleri diğer insanlara karşı olan sorumluluklarını. Lolita'da, Humbert Humbert'ın küçük bir kızın hayatını mahvedişinde bu tema vardır; Solgun Ateş'te, Zembla hikâyesine dair saplantısının peşinde koşan Charles Kinbote'ta yine aynı izleği takip edebiliriz. Nabokov'un ilk romanı olan Maşenka'dan başlayarak birçok eserinde, temel izleklerden biri budur. Ada bunun ötesinde, Nabokov için birincil önemdeki birçok şeyi bir araya getirir ; onun,


"... sevdiği ülkeleri, dilleri, edebiyatları; ilk aşkı, son aşkı, aile sevgisini; hafızayı ve zamanı; sanatı ve bilimi; bilincin zenginliklerini, bu zenginliklerin ölümle kaybedilişini, kaybedilenlerin ötesindeki bir dünya ihtimalini."


Ama bunlar da başka yazıların konusu olsun.


Hiç yorum yok: