9 Temmuz 2014 Çarşamba

Lost in Adaptation - Bir Makale ve İki "Lolita" Filmi


Hürriyet gazetesinin eklentisi olarak hayatına devam etmeye çalışan Radikal Kitap'ta, Nabokov'un "Lolita"sı ve bu romanın sinema uyarlamaları üzerine yazılmış bir makale yayımlandı. Makalenin sahibi, kıdemli bir sinema yazarı; sinema örgütlerinde yöneticilik yapmış, alana hâkim olduğu su götürmeyecek bir isim. Ama makalede, imza sahibinin özgeçmişinin örtemeyeceği sorunlar mevcut.

Sorunlar, yazının başlığından itibaren kendini gösteriyor: "Gel gör beni aşk neyledi!"... Nabokov'un başyapıtıyla ilgili bir makale için düşünülebilecek en absürt başlıklar yarışmasında, bu başlık kaçıncı olurdu acaba? Alt başlık, üst başlıkla uyumlu yavanlıkta: "Nabokov'un ahlaki yargıları yerle bir ettiği romanı Lolita..." Nabokov bu kitapta hangi ahlaki yargıları yerle bir etmiş, nasıl etmiş, niçin etmiş acaba? Bu "merakla" başlıyorum makaleyi okumaya. (Alıntılardaki tüm yazım hataları orijinaldendir.) İlk iki cümle:

"Dünya dillerinin zengin dağarcığına yeni bir kelime olarak dahil olan lolita, bunu Vladimir Nabokov’un aynı adlı şaheserine borçlu. Cinsel çekiciliğe sahip genç kız gibi uzunca bir sıfatı tek kelimeye sıkıştıran bu kavramın içi Nabokov’un cümleleriyle doldurulduğunda çok daha tesirli oluyor kuşkusuz."

Ne anladık? Lolita kelimesi daha önce yoktur, dünya dillerine Nabokov'un romanı sayesinde dahil olmuştur. Bu kelime, "cinsel çekiciliğe sahip genç kız" demektir. Öyle mi acaba? Değil tabii. Aslında makale yazarı açıkça, Nabokov'un yarattığı ve Fatih Özgüven'in "su periciği" terimiyle karşılamayı seçtiği "nymphet" kelimesini, Lolita ismiyle karıştırıyor. Sonraki yıllarda Webster sözlüğüne biraz sorunlu bir tanımlama ile dahil edilen kelime, Lolita değil, "nymphet" idi elbette.

Devam edelim. İkinci paragraf, birinci cümle:

"Lolitanın hikâyesi malumunuz; yetişkin bir adamla küçük bir kızın kelimelerle anlatılması mümkün görünmeyen aşkı."

Bana kalırsa cümle, iki bakımdan sorunlu:

İlk olarak, "Lolita"da yetişkin bir adamla küçük bir kız arasındaki "aşk" anlatılmaz. Anlatılan kabaca şudur: Akıl hastanesi geçmişi olan bir pedofil, 12 yaşındaki, cinselliğe dair hisleri erkence uyanmış bir kızın hayatına girerek, dolaylı şekilde onun annesinin ölümüne sebep olur. Ardından kızı yaşadığı ortamdan kopararak, Amerikan topraklarında yıllarca gezgin bir hayat yaşamaya mecbur bırakır. Bu yıllar içinde onu her gün, her gece cinsel açıdan istismar eder. Ortada bir "aşk" varsa, bu tek yönlüdür: Humbert Humbert'ın Dolores'e (Lolita'ya) duyduğu saplantılı aşk. Yoksa, makale yazarının ifade ettiği gibi "yetişkin bir adamla küçük bir kızın aşkı" söz konusu değildir. Orta yaşlı, dul ve pedofil bir Romeo ile, 12 yaşındaki bir Juliet yoktur ortada! Ama romanda, kelimeye yüklediğimiz bütün olumlu manalar çerçevesinde bir "aşk" ilişkisinin bulunduğu iddiası, "Nabokov'un ahlaki yargıları yerle bir ettiği romanı Lolita..." şeklindeki alt başlığın neyi ima ettiğini anlatır gibidir. Bu yorum, romanda vurgulanan iç kaldırıcı canavarlığı, bencilliği, hoyratlığı arka plana atar..

İkinci olarak, "kelimelerle anlatılması mümkün olmayan" aşk sözüyle, makale yazarı ne demek istemiştir? Bu aşkın anlatılması neden mümkün değildir? Romanlar kelimelerle yazıldığına göre, Nabokov niçin "Lolita"yı yazmak zahmetine girmiştir? Meselenin "kelimelerle anlatılması mümkün" değildir madem...

Devam edelim. üçüncü paragraftan:

"Geçmişinde de benzer tutkular olan karakter, erken olgunlaşan küçük kızların cinsel çekiciliğine karşı koyamadığını itiraf ediyor. Buradaki Edgar Allan Poe göndermesi de saplantının kaynağına doğru götürüyor bizi."

Romanda Poe göndermelerinin bulunduğu doğrudur. Hatta Nabokov başlangıçta, romanın ismini Poe'nun Annabell Lee şiirine göndermeyle, "Deniz Kıyısındaki Krallık" ("Kingdom by the Sea") koymayı düşünmüştü. Ama Poe göndermesinin bizi "saplantının kaynağına" nasıl götürdüğünü ben anlamadım.

Aynı paragraftan:

"Ancak bu aşkın saplantıyla anlamlanması, mutlulukun geçici olacağını ve çiftin hayatının giderek kâbusa evrileceğini hissettiriyor, ki öyle de oluyor en nihayetinde. Kıskançlıkla ivmelenen bu düşüş, Lolita’nın parmağında oynatma iştahının da etkisiyle trajik sona doğru götürüyor ikiliyi..."

"Aşkın saplantıyla anlamlanması" şeklindeki tuhaf ifade kafamı bulandırırken, "mutlulukun" geçiciliğinden bahsedilmesi, makale yazarının romanı okumadığı ya da okuduğunu anlamakta zorlandığı hissine kapılmama yol açıyor. Yazar sanki romandan değil de, kitabın sinema uyarlamasından yola çıkarak bir takım yorumlar geliştiriyor. Yoksa, Humbert ile Dolores'in ilişkisinde "geçici" de olsa bir "mutluluk"un varlığından söz edilemez. Romandaki her şey ta en başından, Humbert'ın Dolores'e ulaşmak için annesiyle evlenmesinden itibaren, bir karabasanın habercisidir. "Lolita’nın parmağında oynatma iştahı" ifadesi, fettan, sevgilisini istediği gibi yönlendiren, giderek ilişkiyi "trajik sona" sürükleyen bir Dolores imgesinin gözümüzde canlanmasına sebep oluyor ki, bu da gerçek durumu yansıtmıyor.

Biraz sonra, makalenin en sevdiğim (!) cümlesi gelmekte:

"Yazar, anlattıklarının çarpıcılığına teslim olmadan kaleme aldığı bu metinde edebiyatın derin sularına dalmayı ihmal etmiyor."

Edebiyatın derin sularına dalan bir Nabokov... Buna benzer bir reklam cümlesi vardı değil mi... "Kızgın kumlardan serin sulara dalmak gibi!"...

Makale, romanın sinema uyarlamalarına girdiğinde iş iyice sarpa sarıyor:

"Nabokov, metninden yansıyan birçok unsurun sinema için ideal göründüğünün farkında olduğundan, Kubrick’in filmine de bu unsurları mükemmelen aktarmayı başarıyor. James Mason’ın canlandırdığı Humbert ile Sue Lyon’ın ruhunda ve bedeninde hayat bulan Lolita’nın ilişkilerini bütün uzuvlarıyla yansıtan bu senaryo, edebiyatın sinema sanatına sunduğu bir armağan kimliği taşıyor."


İlk cümlede ne demek istenmekte? Nabokov'un "metninden yansıyan" hangi unsurlar sinema için "ideal"? Şunu anlıyorum: bu ve devamındaki ifadeler, "Lolita" metninin sinemaya "mükemmelen" aktarıldığı iddiasını barındırıyor. Oysa gerçek durum farklı. Kubrick, Nabokov'un yazıp gönderdiği senaryo üzerinde çok ciddi kısaltmalar yapmıştı. Filmin nihai halinde, Nabokov’un yazdıkları ancak parça bölük yer alabildi; hatta, neredeyse daha senaryoyu teslim ettiği dakikada, eserinin sağı solu kırpılmaya başlamıştı. Zaten o günlerde kamuoyu, "Lolita" gibi bir kitabın nasıl filme çekileceği konusunda merak içindeydi. Mevcut yasalar ve toplumsal baskı, ilk film adaptasyonunda, Humbert'ın "nymphet"ine tutkusunun erotik boyutunun büyük ölçüde perdelenmesine, -haydi dobra dobra söyleyelim, sansürlenmesine- yol açmıştı. Gerek otosansürün, gerekse sinematografik kaygıların sonucunda, Nabokov'un Kubrick'e yolladığı metnin çok azı kullanılmıştı. 1962 tarihli filmde sonraki yılların, "Dr. Strangelove"ın, "Otomatik Portakal"ın Kubrick'ini arayanlar hayal kırıklığına uğrayacaktır. Nabokov adaptasyon hakkında nazik yorumlarda bulunmuş, fakat filmi izlemeden önce verdiği 1962 tarihli mülakatında, "sabah vaktinin tatlı pusuna sivrisinek cibinliğinin ardından bakmaya, yahut ambulansta yatar vaziyette, sağa sola dönüşleri hissederek gezintiye çıkmaya benzeyebilir," demiştir film için.


Makalenin sonuç kısmından alıntı:

"Lolita’nın Adrian Lyne imzalı 1997 uyarlamasına geçtiğimizdeyse sadece kötü değil yakıştırmasını yapabiliyoruz. Uyarlandığı metnin gücü nedeniyle kötü olamayan bu film, Jeremy Irons ve Dominique Swain arasındaki uyumdaysa James Mason ve Sue Lyon’a yaklaşamıyor haliyle. ... Kubrick’in çalışmasının öncü olmasının yanında Lyne’ın filmi sıradan kalıyor, kalabalığın içinde kaybolup gidiyor."

Yazar, 1997 tarihli filmin başrol oyuncularına haksızlık ediyor. Çünkü Lyne'in filmi bilhassa Irons ve Swain'in performansları için izlenmeye değer. Humbert ile Lolita'nın ilişkilerini asıl metne daha sadık kalarak veren bu ikinci uyarlama, romanın ruhunu gereğince yansıtamadığı gerekçesiyle, olumsuz eleştiriler almıştı. Her halükârda, sinema eleştirisinde -eğer bu gerçekten sinema eleştirisi ise- "kötü", "kötü değil", "metnin gücü nedeniyle kötü olamıyor" gibi yorumların ötesinde bir şeyler arıyoruz. Neden iyi, neden kötü ya da neden kötü değil?

"Lolita"nın 1962 ve 1997 tarihli uyarlamaları için söylenebilecek en doğru şey, her iki filmin de romanı gerçek anlamda perdeye yansıtamadığı. Bence daha temelde duran hakikat, büyük romanların, hele "Lolita" gibi göndermelerle, imalarla örülü romanların perdeye eksik şekilde yansıtılmaya mahkûm olduklarıdır.

İlgili bağlantılar:

Radikal Kitap'taki yazı:

http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/gel-gor-beni-ask-neyledi-400133

Nabokov'un 1962 tarihli mülakatı:

http://lib.ru/NABOKOW/Inter01.txt_with-big-pictures.html

Kubrick'in Lolita uyarlamasına dair iki eleştiri yazısı:

http://www.visual-memory.co.uk/amk/doc/0106.html

Hiç yorum yok: