8 Eylül 2014 Pazartesi

Ada'da Toulouse-Lautrec


Fransız ressam Toulouse-Lautrec, Ada or Ardor'ın sayfalarına ismi hiç anılmadan girmiştir. Ada or Ardor'ı (Ada ya da Arzu) okuyanlar hatırlayabilir: Kitabın son kısımlarında Van Veen, 1901 senesinde, 1893'ten beri görmediği Lucette ile yeniden bir araya gelir. Onunla buluşmak üzere rue des Jeunes Martyres üzerindeki Ovenman Tavernası'na gider. İçeri girer girmez, paltosunu bırakmak için bir mola verir. Ama siyah fötr şapkasını ve baston şemsiyesini (Özgüven çevirisinde isabetsiz olarak "kara fedora" ve "sırım gibi şemsiye") bırakmaz - tıpkı babasının, namuslu kadınların gelmediği böyle şık ama kötü şöhretli yerlerde yaptığı gibi:

"Bara yollandı ve tam kara çerçeveli gözlüklerinin camlarını silerken, optik sisin gerisinden (Uzam'ın ondan aldığı en son intikam!) daha yeni erişkin olmaya başladığı yıllardan beri siluetini arada sırada (çok daha belirgin olarak!) gördüğünü hatırladığı, hep yalnız geçip giden, yalnız içen, Blok'un Incognita'sı gibi hep yalnız olan kızı seçti. ... Çarçabuk gözlüklerinin kara saplarını kulaklarına oturttu ve sessizce onun yanına gitti. Bir an anısındaki resme ve okuyucuya (çünkü kız da okuyucuydu, bize ve bara oranla) bakarak kızın arkasında ayakta durdu, [Anlam çok değiştiği için burada Özgüven çevirisine bir kez daha müdahil olmak zorundayım: "sideways to rememberance and reader (as she, too, was in regard to us and the bar)" deniyor; Lucette'in "okuyucu" olduğu söylenmiyor; Lucette'in gerek hafızanın, gerekse okurun gözüyle, tıpkı bardakilerin gördüğü gibi, yandan görüldüğü söyleniyor] elindeki ipeğe bürünmüş bastonun sapını neredeyse ta ağız hizasına kadar kaldırdı. İşte oradaydı, barın yanındaki Sakamara paravanının altın işlemeli fonunun önünden bara doğru meylediyordu, hâlâ dimdikti ama oturacaktı, beyaz eldivenli ellerinden birini tezgâhın üzerine koymuştu bile. Dik fırfırlı yakalı, uzun kollu, bol eteklikli, vücuduna yapışan romantik bir siyah elbise giymişti, elbisenin yumuşak kara çanağından uzun boynu büyük bir zarafetle yükseliyordu. ... Bir tutam Rus yumuşaklığıyla tatlandırılmış İrlandalı profili, güzelliğine gizemli bir beklenti ve buğulu bir beklenmediklik havası katıyor; bu güzellik, umarım ki anılarımın sevenleri ve hayranları tarafından doğal bir şaheser olarak hatırlanacak, bir ressam müsveddesinin Overman için yaptığı o berbat afişte aynı duruşu taklit eden Parizyen gueule de guenon'lu berbat kaşardan karşılaştırma kabul etmeyecek kadar daha zarif ve daha genç olduğunu hatırlayacak."


Brian Boyd'a göre Nabokov'un bahsettiği "ressam müsveddesi" ("wreck of an artist"), Toulouse-Lautrec'ten başkası değildir; "o berbat afiş" ise ressamın ünlü "Divan Japonais"idir. Toulouse-Lautrec söz konusu resmi, rue de Martyrs'deki Le Divan Japonais'in sahibi Fournier (Nabokov'un İngilizce söz oyunuyla, Ovenman) için yapmıştı.

Fakat buradaki sahne aslında, Toulouse-Loutrec'in afişini değil, Barton & Guistier şaraplarının 1960'larda New Yorker'da çıkan çıkan reklamına bir göndermedir. Söz konusu reklamda iki model (Jane Avril ve Edouard Dujardin) poz vermektedir; özgün afiş de duvarda görülmektedir.

Gizem deşifre olmuş, geriye olup biteni yorumlamak kalmıştır. Toulouse-Loutrec'in resmi, indirgemeci bir anlayışla hayatı taklit eden sanattır. B&G'nin afişi, daha az ilgi çekici bir indirgemecilikle, sanatı ve hayatı taklit eden gerçekliktir; bir reklam afişi olmak anlamında gerçek hayata aittir. Nabokov'un romanı ise, üçüncü bir kademede, her iki sanat eserini ve hayatı taklit eder. Nabokov'un şifresi çözüldüğünde adeta Van ile Lucette, romanın hayal dünyasından sıyrılmış ve Ada'nın kurmacası, ele avuca sığmaz bir kıvraklıkla gerçekliğin sınırına dayanmıştır.

Hiç yorum yok: