12 Kasım 2014 Çarşamba

Türkçedeki Nabokov'lara Dair Bir Eleştiri Yazısı Daha...


Bu günlükte ve buraya bağlı Twitter hesabımda, Nabokov çevirilerindeki, Nabokov'a dair yazılardaki hataları, özen ve bilgi yoksunluklarını ortaya koyup eleştiriyorum. Bu eleştiriler tepki topladı zaman zaman; "ona buna b... atacağına, kendi çevirilerindeki hatalara bak," diyenler bile oldu. Oysa, kendi hatalarını görmeyen, görmek istemeyen bir çevirmen değilim. İlk Nabokov çevirim "Konuş, Hafıza"ydı; daha önce burada yazdığım gibi, bir cahil cesaretiyle kabul etttiğim o çeviride birçok sorun olduğunu, aradan geçen zaman içinde fark ediyorum. Bu sorunları saptadıkça, yayınevine bildirdim. Kitabın yeni baskısının, birçok kusurdan arınmış olarak yapılacağını umuyorum. Ama şüphesiz çeviri ve düzelti sorunları meselesi, dipsiz bir kuyudur ve günahsız kul olmadığı gibi, hatasız çeviri de olmaz. Fark edilmemiş nice nüans, üzerinde tartışılması gereken nice kelime ve cümle kalmıştır, kalacaktır. Hem andığım çeviride, hem de -daha az olmak kaydıyla- başkalarında.

Çevirilerimdeki sorunları saptayıp bana bildirenlere şükran duyuyorum. Keşke bu daha fazla olsa. Aktif, dikkatli, titiz ve girişken okurlarımız çoğalsa; bunlarla iletişim içinde olsak. Böyle okurlarla aramızdaki yazışmalardan çok yararlandım. Okurlarım, yazar ve çevirmen dostlarım sayesinde yaptığım her bir düzeltmenin, nazarımda kırk yıl hatırı var.

Başka şeyler için değilse bile, şu bakımdan övebilirim kendimi: Basılan her çevirimi yeni baştan okuyorum; bulduğum tüm hataları yayınevine bildiriyorum; bunların bir sonraki baskıya düzeltilmiş olarak girmesini sağlamaya çalışıyorum. Başka çevirmenlerden de aynı şeyi bekliyorum. İstiyorum ki, basılı ürünlerini gözden geçirsinler, hatalarını saptasınlar, yıllar içinde yapılan yeni baskılarda aynı sorunların, hataların devam etmesine izin vermesinler. Ne yazık ki Vladimir Nabokov'un Türkçe çevirilerinde bu dileğimin gerçekleştiğini gözlemleyemedim. İlk baskının üzerinden on yıllar geçiyor, yeni baskılar yapıyor, içerikte hiçbir düzeltme yapılmıyor. Bu noktada, şöyle "veciz" bir söz sarf etmeme izin verin lütfen, çevirmen ve editör dostlarım: Hata yapmak ayıp değildir; ama hatayı düzeltmemek ayıptır. Bu ayıp da esas olarak ne çevirmenin, ne redaktörün, ne editörün ayıbıdır. Başta gelen ve en önemli sorumlu, bir kurumsal varlık olarak "yayınevi"dir. Bunu neden söylüyorum?

Konumuz Nabokov çevirileri; oraya odaklanalım. Biliyorsunuz, Vladimir Nabokov daha küçük yaşta üç dili birden öğrenmiş; hayatının ilk diliminde Rusça yazmış, Amerika'ya göç ettikten sonra tüm eserlerini İngilizce olarak vermiş. Henüz tüm eserleri Türkçeye çevrilmedi. Türkçeleştirilen eserlerinden Maşenka, Göz, Lujin Savunması, Rua, Dam, Vale, Cinnet ve Karanlıkta Kahkaha, özgün dili Rusça olan metinler. Ama bu metinler Rusça aslından değil, İngilizce çevirilerinden Türkçeye aktarıldı. Neden? Bu soruya tatmin edici bir yanıt bulabileceğimizi hiç sanmıyorum. Türkiye'de Rusçadan yapılmış ve yapılmakta olan bunca çeviri, Rus diline hâkim bunca çevirmen varken Nabokov'un Rusça romanlarını İngilizce çevirileri üzerinden Türkçeleştirmeyi tercih etmek, ülkemiz okuruna yapılmış büyük bir haksızlık gibi geliyor bana. Düşünün ki Nabokov, yirminci asrın en önemli yazarı ve bu yazarın kitapları farklı farklı çevirmenler eliyle Türkçeleştirilmiş; ama Rusça eserlerin özgün metnini esas alma yoluna gidilmemiş. Vladimir Nabokov'un Rusça metinlerini, iki ayrı dilin eleğinden geçirilmiş olarak okumaya mahkûm edilmişiz.

Bir Nabokov hayranı ve çevirmeni olarak gönlüm ve beynim, bu duruma isyan ediyor. Rus Edebiyatı Dersleri ve Solgun Ateş ile uğraştığım günlerde İletişim Yayınları, bu metinlerin ardından çevirmem için The Gift'i önermişti bana. Bu teklifi derhal reddetmiş, özgün adı Dar olan ve Nabokov'un Rusça romanlarının en önemlisi kabul edilen bu kitabın, mutlaka Rusçasından çevrilmesi gerektiğini söylemiştim. Bu sözüm önemli bir uyarı yerine geçmiş olmalı ki, bu çeviri için Rus dilinin son dönemdeki başarılı çevirmenlerinden Sabri Gürses'le anlaşmaya varıldı. Kitap büyük olasılıkla Nimet adıyla çıkacak ve böylece büyük yazarın bir eseri ilk kez, Rusça aslından Türkçeleştirilmiş olacak.

Bu noktada başka sorunlar baş gösteriyor tabii. Yayınevlerimizde istihdam edilmiş Rusça editörleri yok. Rusça bilen editörü bulunmayan yayınevi, Rusçadan çevrilerek kendisine teslim edilmiş metni tartma, sınama şansına sahip değil. Çevirmenin başarısına, yetkinliğine ve dikkatine güvenmek zorundalar. Bildiğim yayınevleri arasından sadece İş Bankası Kültür Yayınları bu konuda bir adım atarak, Rusça çevirmeni Koray Karasulu'yu editör kadrosuna dahil etti. Diğer "büyük" yayınevleri, Rusça editörleri bulunmaksızın, Rusçadan yapılmış çevirileri basmaya devam ediyorlar.

Bu mesele çok mu önemli? Evet, çok önemli. Bu işe dair bildiklerim, gördüklerim ölçüsünde, sebebini açıklayayım. Çevirmen kitabı alıyor, gayet karmaşık zihinsel, kültürel ve dilsel bir dönüşüm süreci çerçevesinde, bir lisandan diğerine aktarıyor. Bitmiş çeviriyi yeni baştan bir kez daha okuyor, olası sorunları giderip hataları düzelterek yayınevine gönderiyor. Sonra bu çeviri, redaktör ya da düzeltmen dediğimiz kişinin elinden geçiyor. (Bu düzeltmen, iktisatlı davranmayı seçen yayınevlerinde bazen -ya da genellikle- editörle aynı kişi oluyor.) Çevirmenin metni, bu kez düzeltmen tarafından okunuyor. İşte bu okuma süreci önemli. Çeviri redaksiyonu ve editörlüğünün, Türkçe kitap editörlüğünden farkı, burada devreye giriyor. İş hakkıyla yapılacaksa, masanın üzerine hem özgün metnin, hem de çevirinin yan yana konulması, iki metnin olabildiğince karşılaştırmalı olarak okunması gerekiyor. Böylece çevirmenin, diyelim dalgınlıkla yaptığı yanlışlar düzeltilebiliyor; "şöyle olsa daha iyi hale gelir" denilebilecek yerler elden geçiriliyor; düz bir okumada fark edilmeyecek küçük kelime ya da cümle atlamaları, sürçmeler saptanıp gereği yapılabiliyor vs.


Çeviri redaksiyonu / editörlüğü bu şekilde yapılmazsa ne oluyor? Nabokov çevirileri özelinde neler olabileceğini, Tomris Uyar'ın Pnin çevirisi örneğinde göstermiştim. Söz konusu yazı için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz:

http://nabokovblog.blogspot.com.tr/2014/06/ortaya-karsk-pninde-martin-eden-ve-baz.html

Türkçe Nabokov baskılarındaki çeviri ve tashih sorunlarına dair sayısız örnek verilebilir; sadece birkaç tanesini sıralayayım. İlk çevirisi epey eski bir tarihe (1982) ait Lolita'nın 2009 tarihli 9. baskısından örnekler verelim:

- "Ah, Lolita, sözcüklerinden başka oynayacak şeyim kalmadı artık!" (s. 38)

Buradaki "sözcüklerinden", bariz bir hata. Özgün cümle: "Oh, my Lolita, I have only words to play with!"... "Ah, Lolita'm, sözcüklerden başka oynayacak şeyim yok!" denebilirdi.

- "Oyun elbiseleri? Bale slipleri bale slipi istemez. Lo'yla ben nefret ederdik."

Bir şey anlamadınız değil mi? Özgün cümle: "What about playsuits? Slips? No slips. Lo and I loathed slips." Buradaki playsuit, aslında tek parçalı bir seksi kadın iç çamaşırının ismi. Slip ise bildiğimiz slip külotlar. Aradaki "nokta"nın atlanmış olmasından bahsetme gereği kalmadı.

- "... gaz odalarında yeni boğazlanmış kadınların kahverengi peruklarından oluşan ..." (s. 293)

Boğazlanmak, kişinin boğazı kesilerek öldürülmesi anlamına geliyor. Gaz odasında insanlar boğazlanarak değil, gazdan boğularak ölür. Özgün ifade, "the brown wigs of tragic old women who had just been gassed." Tragic (trajik) ve old (yaşlı) kelimelerinin de çevrilmeden geçildiğine dikkat edin.

- "SİHİRLİ AVCILAR" (s. 301)

Dolores'le Humbert'ın kaldıkları otelin adı. Bu isim, kitaptaki önemli bir motif. Özgün isim, "THE ENCHANTED HUNTERS". Humbert da bir "enchanted hunter"dır. Niçin? Söz konusu isim "Büyülenmiş Avcılar" olarak çevrilmeliydi dersek, okurun kafasında bir ışık yakmış oluruz belki.

Lolita'yı didik didik etmeye niyetim yok. Yukarıdakiler, Andrea Pitzer'in Vladimir Nabokov biyografisini çevirirken Özgüven çevirisini ele aldığımda bulduğum hatalardan birkaçı sadece. Esasen daha başarılı bulduğum diğer çevirmenlerin metinlerinden iki örnekle, bu yazıyı bağlamak istiyorum.

- Maşenka:

"Düşünceden hızlı, gözyaşından sessiz bir yıldız kayıyordu örneğin."

Burada "örneğin" kelimesi bir fazlalık. Özgün cümle: "a star, faster than thought and with less sound than a tear, would fall". Alt tarafı bir "örneğin" kelimesi, ne önemi var, diyebilirsiniz. Ama fazladan eklenmiş bir "örneğin", cümlenin anlamını değiştiriyor işte. Özgün cümlede, verilmiş bir örnek yok çünkü; doğrudan o yıldızın düşüşüne (kayışına) işaret ediliyor.

- Rua, Dam, Vale:

"VLADIMIR NABOKOV
18 Mart 1967, Montreux"

Bu da, yazımızın girişinde fotoğrafı yer alan hata. Önsözün sonuna düşülen tarih, çeviriye yanlış geçirilmiş. Redaksiyonun kaynak metne başvurulmadan yapıldığının belirtisi olarak değerlendirilebilir. Doğru tarih, 28 Mart olacak.

 * * *

Bitirirken, bir kez daha söyleyeyim, "Sen kendi çevirilerindeki hatalardan niçin bahsetmiyorsun?" diyenlere yanıtım şöyle: Onları da başkaları bulsun. Lütfen bulun ve yigit.yavuz@gmail.com adresine yazın ya da benim yaptığım gibi apaçık şekilde, bir makalenin konusu yapın. Bundan gocunmam; ilerleme güzellemeler değil, eleştiriler sayesinde olur. Yeter ki bu eleştiriler dayanaklı, isabetli ve ölçülü olsun.

3 yorum:

Turgay Uykusuz dedi ki...

Çok bilgilendirici, yapıcı ve iyi niyetli bir eleştiri. Böyle eleştirilerin artmasını dilerim.

SG dedi ki...

Yazıyı yeni okudum; teşekkür ederim Dar çevirisiyle ilgili not için; romanın adı ne olacak son aşamada hâlâ karar vermiş değilim, Yetenek de olabilir, başka bir şey de, öneriye de açığım. İngilizceden, ikinci dilden çevirme konusunda bazı sorunlar var gerçekten, ama Nabokov konu olunca iş karışıyor, çünkü çevirileri bir diktatör gibi yönetmiş anladığım kadarıyla. Hatta beğenmediği bir çeviriyi toplatıp yaktırmaya çalıştığını okumuştum sanki "Vera" adlı kitapta. Ben bir Yiğit Yavuz çevirisinden sorun örneği verebilirim: Konuş, Hafıza'nın 95. ve 101. sayfasında Rusça "gde/gıdiye"sözcüğünün sesletimi ve anlamı yanlış aktarılmış; bir de 59. sayfada "ünlü bir Decembrist"diye Rusça bir terim İngilizce olarak kullanılmış, "Aralıkçı" ya da "Dekabrist" olarak geçiyor bu literatürde. Çeviri akıcı olduğu için bu hatalar ancak Rusistlerin gözüne batacak şekilde kalıyor, ama bir Rusiste danışılmadığını da hissettiriyor :)
Diğer yandan, Can Yayınları'nın Rusça editörlüğünü ya da Rusça okumasını 2010'dan beri ben yapıyorum, kitaplarda yayına hazırlayan olarak geçiyor; Koray Karasulu'yu 2009'da çevirmen olarak, İshak Reyna'nın editörlüğü döneminde ben götürmüştüm bankaya, sonra ilginç vakalar oldu. O vakitler ben gittiğim her yerde savunuyordum Rusça editörü olmalı diye; ama zaman içinde sorunun sadece editörlükle ilgili olmadığını, yayınevinin genel yayın politikasının, yayın dünyasının olanaklarında sorun olduğunu kavradım. Rusça editörü sadece Rus klasiklerini yayına hazırlasın diye koyarsanız, o şekilde çalıştırırsanız, bu editörlüğün anlamını daraltır, o kişinin yeteneklerini zayıflatır. Bu uzun bir tartışma sonuçta. Ama ilginçtir, yine o tarihte, Barış Zeren'i, Günay Çetao'yu önermiştim klasik dizisine, Zeren "klasik çevirmeyi uygun bulmadığını" söylemişti, sonra bakıyorsunuz yıllar sonra "Beyaz Geceler" çevirmiş, Çetao'ysa çağdaş edebiyatı aktarmadaki kararlılığını korudu. Nabokov'un Rusça aslından çevirisini önermenize, bilhassa bu nedenle teşekkür ederim.

YİĞİT YAVUZ dedi ki...

Bu yorum ve düzeltmeler için teşekkür ederim. Not ettim; Konuş, Hafıza'nın yeni baskısına girmesini sağlamaya çalışacağım. Aslında "çıraklık" dönemimin ürünü olan o çeviride Koray Karasulu'dan yardım almıştım ama sormadığım, soramadığım şeyler kaldı elbette. "Dekabrist" de onlardan biri. Asıl sorun yayıncılık dünyamızda, yayınevlerimizde gerçekten, katılıyorum. Daha iyi çevirilerde buluşmak üzere!