12 Aralık 2014 Cuma

Konuş Hafıza'dan, Nabokov'un kardeşi Sergey'e dair bölüm...


"Çeşitli sebeplerle, diğer erkek kardeşim hakkında konuşmak bana son derece zor geliyor. Sebastian Knight’ın izini sürmek için, belvederler ve kişiyi kendi matına götüren kombinasyonlar içinde yürüttüğüm çarpık soruşturma (1940), bu hâtıratın ilk sürümünde kaçındığım ve şimdi yapmak zorunda kaldığım işle karşılaştırıldığında, solda sıfır kalıyor. Evvelki bölümlerde kısaca değindiğim zavallı küçük maceralar dışında, onun çocukluğuyla benimki pek kesişmedi. Sergey, en zengin ve en ayrıntılı hâtıralarımın arka planındaki bir gölgeden ibaretti. Ben, şımartılan evlâttım; o ise bu durumun tanığıydı. Benden on buçuk ay sonra, 12 Mart 1900’de sezaryenle dünyaya gelen kardeşim, benden önce olgunlaşmıştı ve fiziksel olarak benden büyük görünürdü. Nadiren birlikte oynardık; benim hoşlandığım şeylerin çoğuna karşı ilgisizdi: Oyuncak trenler, oyuncak tabancalar, Kızılderililer, Kızıl Kelebekler. Altı yaşında, Napolyona karşı, Mademoiselle’in göz yumduğu aşırı bir hayranlık geliştirdi ve onun küçük bir bronz büstüyle uyumaya başladı. Çocukken kavgacıydım, maceracıydım; bir nevi külhanbeyiydim. Sakin, aldırışsız bir çocuktu ve özel öğretmenlerimizle, bana nazaran daha çok vakit geçirirdi. On yaşında müziğe ilgi duymaya başladı ve sayısız ders aldı, babamla konserlere gitti, üst kattaki piyanoda kulağımızın dibinde, saatlerce operalardan bölümler çaldı. Arkadan sürünerek yaklaşıp, onu kaburgalarından dürterdim; ne sefil bir hâtıra.

Ayrı okullara gittik; o babamın eski gimnasiya’sına devam etti ve on beş yaşındayken, siyah okul üniformasında, yasadışı unsurlar belirdi: Küçük, açık gri lekecikler. O sıralarda, masasının üzerinde günlüğünden bir sayfa bulup okumuş ve aptalca bir merakla, bu sayfayı özel öğretmenime göstermiştim; o da hemen babama göstermiş, sonra kendince, gençlerin ne gibi tuhaf davranışlar sergileyebileceğine dair açıklamalarda bulunmuştu.

İkimizin de sevdiği tek oyun, tenisti. Bilhassa İngiltere’de, Kensington’daki bozuk bir çim kortta ve Cambridge’deki güzel bir toprak kortta, bol bol tenis oynamıştık. Sergey solaktı. Kuşkulu puanlar üzerinde tartışmamıza mâni olan, kötü bir kekemeliği vardı. Servislerinin güçsüzlüğüne ve bekhendlerinin kötülüğüne karşın, hiç çift-hata yapmadığı ve her topu bir duvar gibi kararlılıkla karşıladığı için, yenmesi zor bir oyuncuydu. Cambridge’de, birbirimizi önceden hiç olmadığı kadar çok görüyorduk ve birkaç ortak arkadaşımız da vardı. İkimiz de aynı konuda eğitim gördük ve ikimiz de şeref derecesiyle mezun olduk, ardından Paris’e giderek, burada geçirdiğimiz yıllarda, İngilizce ve Rusça dersleri verdik; ben ders verme işini Berlin’de de sürdürdüm.

1930’larda yine bir araya geldik ve 1938-1940 arasında Paris’te birbirimizle çok yakınlaştık. Sık sık sohbet için, rue Boileau’da sen ve çocuğumuzla yaşadığımız iki pejmürde odaya uğrardı ama öyle denk geldi ki (bir süreliğine uzağa gitmişti), Amerika’ya gitttiğimizi ancak biz ayrıldıktan sonra öğrenebildi. En iç karartıcı hâtıralarım hep Paris’e ilişkindir ve oradan ayrıldığım için muazzam bir rahatlama hissetmiştim, ama kardeşim, içine düştüğü şaşkınlığı duygusuz bir kapıcıya kekeleyerek ifade etmek zorunda kaldığı için üzgünüm. Savaş sırasındaki hayatına dair fazla bir şey bilmiyorum. Bir ara, Berlin’deki bir büroda çevirmen olarak çalıştı. Dürüst ve korkusuz bir adam olduğundan, çalışma arkadaşlarının önünde rejimi eleştiriyordu; onlar da kardeşimi ihbar ettiler. Tutuklandı, “İngiliz casusu” olmakla suçlandı ve Hamburg’daki bir toplama kampına gönderilerek, 10 Ocak 1945’te orada, gıda eksikliğinden öldü. Hayatı boyunca, umutsuzca, bir şey talep etti –merhamet, anlayış, ya da her ne idiyse– şimdi bu durumun farkına varmak, artık hiçbir şeyi değiştirmez ve telâfi etmez."

(Vladimir Nabokov - Konuş, Hafıza / İletişim Yayınları)

Hiç yorum yok: