29 Aralık 2014 Pazartesi

Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı'na Dair...


The Real Life of Sebastian Knight (Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı), Vladimir Nabokov'un İngilizce olarak yazdığı ilk romandır. Fatih Özgüven tarafından Türkçeye çevrilen roman, 1985 yılında E Yayınları tarafından basılmış. Dokuz yıl sonra Şubat 1994'te Metis Yayınları'nca tekrar yayımlanmış. 2003'ün Ekim ayında İletişim Yayınları'nın Nabokov serisi içinde yer almış. Bu yayınevinde sadece üç baskı yapmış. Nabokov kitaplarının ülkemizdeki makus talihi...

Nabokov'la tanışıklığım bu çeviriyle başlamıştı, yanılmıyorsam. Çok nüfuz edemeden okuduğumu itiraf etmeliyim. O ilk tanışıklığın üzerinden çok zaman geçti, bu zaman içinde dört Nabokov kitabının çevirisine imza attım, bir de Nabokov biyografisi çevirdim. Nabokov'un tüm romanlarını İngilizce metinlerinden, Türkçe çevirileriyle karşılaştırmalar yaparak okudum. Bu şekilde okuduğum (yeniden okuduğum demeli galiba) son roman, Sebastian Knight oldu. 

Sebastian Knight okumama bu kez, Brian Boyd'un iki ciltlik Nabokov biyografisinin ilk cildi olan, The Russian Years eşlik etti. Boyd bu olağanüstü biyografide, Nabokov'un yazarlık serüvenini adım adım, eser eser takip ediyor; biyografide yazarın her romanı, ayrı birer başlık altında inceleniyor. Her bir başlık, ele alınan romanı anlamaya yardımcı olacak çok önemli bilgiler ve ciddi bir edebi dedektiflik içeriyor. Sebastian Knight hakkındaki açıklamalardan faydalanarak, bu romanı değerlendirmeye çalışacağım. Bunu yapmadan önce, Brian Boyd'un kitaplarının Türkçeye çevrilmemiş olmasının büyük bir eksiklik olduğunu, sorumluluk sahibi yayıncıların bu eksikliği mutlaka gidermesi gerektiğini belirtmeden geçemeyeceğim. Boyd'un incelemeleri o kadar önemli ki, bu metinleri okumadan Nabokov'u gerçek manada kavramak mümkün görünmüyor.

* * *

The Real Life of Sebastian Knight'ın yazılışına dair ilginç notlar: Nabokov bu romanı, Nazi'lerin iktidara geldiği Berlin'den ailesiyle beraber kaçarak yerleştiği Paris'te tamamladı. İkinci Dünya Savaşı'nın ayak sesleri duyulmaktaydı; Avrupa'daki Rus göçmen cemaati dağılmak üzereydi. On yıllardır kendisini bir Rus yazarı olarak oluşturmaya gayret gösteren Nabokov, kaybettiği ülkesiyle arasındaki yegâne bağ olan anadilinden vazgeçme aşamasına gelmişti. Şansını İngilizceyle deneyecek, hayatını Amerika Birleşik Devletleri'nde, bu ülkenin dilinde yazan bir edebiyatçı olarak devam ettirmeye çalışacaktı. Sebastian Knight, bu yoldaki ilk denemesiydi. 

Nabokov Almanya'yı asla benimsememiş, Almancayı temel düzeyin ötesinde öğrenmemiş, hayatını daha çok Berlin'deki Rus topluluğunun içinde sürdürmüştü. Ancak Paris'te onu ve ailesini bekleyen koşullar da pek olumlu değildi. Tek odalı bir daireye yerleşmek zorunda kaldılar. Dmitri uyurken yahut oynarken, babası, yazmak için banyoya çekilmek zorundaydı. Bide denen taharet haznesinin üzerine koyduğu bavulu masa niyetine kullanan Nabokov, uzun saatlerini burada, Sebastian Knight'ı yazarak geçirdi. Güneş battıktan sonra oda hemencecik buza kesiyor, Nabokov'un parmakları soğuktan ve uzun süren yazma faaliyetinden ötürü uyuşuyordu. Roman için çalıştığı süre içinde, Çekoslovakya'da bulunan annesinin ciddi şekilde hastalandığını öğrenmişti; ancak Hitler'in Çekoslovakya'yı ele geçirmeye hazırlanması yüzünden, onu ziyarete gidemiyor, bu durum yazar üzerinde büyük bir baskı oluşturuyordu. Bir yandan da, çocukluğundan beri bildiği ama yine de kendisini yetersiz bulduğu İngiliz diliyle yazmanın sıkıntısını hissediyordu. 1939'un Ocak ayında bitirdiği romanın dilini incelemesi için, arkadaşı Lucie Leon Noel'e başvurdu. Metni cümle cümle gözden geçirdiler.

Bu gözden geçirmenin sonunda metin, Nabokov'un kaygı duyduğu dil sorunlarından arınsa da, roman İngilizce konuşan dünyada arzu edilen karşılığı bulmadı. İki yıl boyunca Sebastian Knight, 1941'de New Directions tarafından basılıncaya dek, çeşitli yayınevleri tarafından geri çevrildi.


The Real Life of Sebastian Knight, romanda V. olarak geçen kişinin, (baba bir) ağabeyi Sebastian Knight'ın yaşam öyküsünün izini sürüşünün hikâyesidir. V., yazmayı planladığı biyografiyle, ağabeyiyle aralarındaki kopuk bağı, kaybolan zamanı yakalamanın peşindedir. Bir dönem Knight'ın sekreterliğini yapmış Mr. Goodman'ın ticari kaygılarla oluşturup bastırdığı, yalan-yanlış bilgilerle dolu biyografi vardır ortada. V., bir yandan Goodman'ın biyografisindeki hatalara parmak basarken, bir yandan da ağabeyi olan ünlü yazar Sebastian Knight'ın yaşamının kayıp parçalarını bulmaya çalışır. 

Sebastian Knight, Rus bir babanın ilk eşi olan İngiliz anneden dünyaya gelmiştir; Rus devrimi sonrasında, aynı babanın ikinci eşinden doğma V. Paris'e yerleşirken, Sebastian Cambridge Üniversitesi'ne giderek Rusçadan ve Rus geçmişinden kopmuştur. Annesinden aldığı "Knight" soyadını kullanmayı tercih eden Sebastian, daha St. Petersburg yıllarında, şiirlerinin altına imza niyetine bir satranç atı çizmeyi âdet edinmiştir. (İngilizcede "şövalye" anlamına gelen "knight", bizim "at" dediğimiz satranç taşının ismidir aynı zamanda.) Cambridge'den Londra'ya taşınan Sebastian, burada Clare Bishop'la tanışır; sevgili olurlar. Clare Bishop, onun bir romancı olarak ortaya çıkmasını sağlayan ilham perisidir. ("Bishop", bizim "fil" dediğimiz, başlangıç pozisyonunda "at"ın yanıbaşında duran satranç taşının adıdır.) Sebastian daha sonra, gizemli biçimde Clare'den ayrılarak, mahvına sebep olacak başka bir kadına kapılır. V.'nin Sebastian'la ilgili araştırmalarının odağına, bu kimliği belirsiz kadın oturur. Sebastian'ın ölümcül aşkını bulmak amacıyla, adresten adrese sürüklenir V.

Yetişkinliklerinde, V. ağabeyini sadece iki kez, 1924 ve 1929 yıllarında, o da çok kısa süreliğine görmüştür. 1936'da ondan bir mektup alır: Mektup şaşırtıcı biçimde, Rusça olarak yazılmıştır. Bunun ardından gelen telgraf, Sebastian'ın ölüm döşeğinde olduğunu bildirir. V., Sebastian'ın son anlarına yetişmek için yola çıkar ama çeşitli aksilikler yüzünden, hastaneye ancak onun ölümünden sonra ulaşabilir. Yanlışlıkla odasına götürüldüğü hastanın nefes alış verişini dinlerken, ağabeyinin yanıbaşında bulunduğu yanılsamasıyla, mutluluk içindedir: "Şu hafiften soluk alıp veriş bana Sebastian'ın şimdiye kadar tanıdığımdan çok daha iyi anlatıyordu. Bir sigara içebilseydim, mutluluğum tam olacaktı." Ancak, hastanın odasından çıktığı zaman gerçeği öğrenir. Adını söylediği hemşire, "Oh! la! la!" der kıpkırmızı kesilerek. "Rus bay dün öldü, siz Mösyö Kegan'ın yanına girdiniz..." Roman şöyle sonlanır (Fatih Özgüven çevirisini, irili ufaklı değişiklikler ve düzeltmeler yaparak aktarıyorum. Bunların sadece ikisini belirteyim: Özgüven, bağlam içinde "palmiye" olarak okunması gereken "palm" kelimesinin, "avuç içi" anlamına geldiğini sanmış. "Flatfooted" kelimesini sözlükteki birincil anlamıyla, "düztaban" olarak çevirmiş; oysa aynı kelime "iyi hazırlanmamış, hazırlıksız" anlamına da gelir.):

"İşte böyle - Sebastian'ı göremedim ya da en azından yaşarken göremedim. Ne var ki onun soluk alıp verişi sandığım şeyi dinleyerek geçirdiğim birkaç dakika, Sebastian ölmeden önce benimle konuşmuş olsaydı değişeceği ölçüde değiştirdi yaşamımı. Ondaki giz ne idi, bilmiyorum ama ben bir gizi çözmüştüm, o da şu: Ruh bir varoluş biçiminden başka bir şey değildir - sürekli bir durum hiç değildir. Dalgaları bulup izlerseniz her ruh sizinki olabilir. Ölümden sonraki yaşam denen şey, istediğiniz ruhta, hatta birbirinden farksız azap yüklerinin bilincinde bile olmayan istediğiniz sayıda ruhta bilinçle yaşamaya tam anlamıyla muktedir olmaktır belki - başka bir şey değil. Demek - Ben Sebastian Knight'ım. Tanıdığı kişilerin girip çıktığı ışıklandırılmış bir sahnede onu canlandırır gibiyim - az sayıdaki arkadaşının bulanık karaltıları; hoca, şair, ressam; gürültüsüz patırtısız, telaş etmeden, zarafetle saygılarını sunuyorlar; işte bu da Goodman, gömleği yeleğinden dışarı sarkmış hazırlıksız palyaço; işte şurada da, gözyaşlarına boğulduğu an dost bir kızcağız tarafından dışarıya çıkarılan Clare'in öne eğik başının saçtığı solgun pırıltı... Hepsi de Sebastian'ın çevresinde - Sebastian'ı oynayan benim çevremde - dolanıyorlar, ihtiyar gözbağcı ise bir yere gizlediği tavşanla sahne gerisinde bekliyor. Sonra Nina; sahnenin en parlak köşesinde, boyalı bir palmiyenin altındaki masaya, içinde kırmızı renkli sıvı bulunan şarap bardağıyla oturmuş. Derken gösteri sonuna yaklaşıyor. Kel kafalı ufarak suflör defterini kapatıyor, ışık usulca sönüyor. Son, son. Hepsi gündelik yaşamlarına (Clare de mezarına) geri dönüyor - ama başoyuncu kalıyor; çünkü ne kadar uğraşırsam uğraşayım rolümden sıyrılamıyorum: Sebastian'ın maskesi yüzüme yapışıyor; yüzümü yıkayıp kurtulamıyorum benzerlikten. Ben Sebastian'ım ya da Sebastian benim; yahut biz, ikimizin de bilmediği bir başkasıyız."

Brian Boyd'un romanın son cümlesine ilişkin yorumuna göre, V.'nin "Ben Sebastian"ımdan ziyade, "Sebastian benim" dediğini kabul etmemiz gerekir. Görünüşe bakılırsa V.'yi ve Sebastian'ın peşindeki arayışını, Sebastian yaratmış, o kurgulamıştır. Bu neticeyi kabul ettiğimiz takdirde, Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı, Sebastian'ın ilk romanının yansıması haline gelir: Bu romanda, bir cinayet soruşturması esnasında ceset ortadan kaybolmakta, şüphelilerden biri, ölü kabul edilen kişi olduğunu ifşa etmek için, gerçek yüzünü göstermektedir. Sebastian Knight'ın romanlarıyla böyle bir paralellik kurduğumuz vakit, Sebastian'ın peşindeki arayışın bir kurmacadan ibaret olduğunu görürüz ve kitabın bileşenleri çözülmeye başlar. Sebastian, biz onu aradıkça bizden uzaklaşır; ne kadar ısrar edersek, onun hakkındaki bilgimiz o kadar azalır. Romanın içindeki yazarın, romanda bize sunulan Sebastian'la ilgili her şeyi kurguladığı, uydurduğu sonucuna vardığımızda, bu yazarın aslında Vladimir Nabokov olduğu sonucuna da varmış oluruz. Kitabın seviyesi içinde kalma gayretimiz devam ederken, roman boyunca adım adım çıktığımız basamakların bir anda yok olduğunu görürüz: V. Sebastian'a ve Sebastian da Nabokov'a dönüşerek eriyip gitmiştir.

Kitabı okumanın bir yolu budur. Başka bir açıdan bakarsak roman, Vladimir Nabokov'un kişisel hayatının, ona en yakın kişilerle yaşadığı sorunların izdüşümüdür. Nabokov evliliğine, karısına ve oğluna derinden bağlı olmasına karşın, Berlin yıllarında, tıpkı kendisi gibi St. Petersburg kökenli bir göçmen olan İrina Guadanini'yle ilişki yaşamıştı. Nabokov'un eşi Vera, onun her anlamda en büyük destekçisiydi: Yazışmalarını yürütür, eserlerini daktilo eder, yayınevleriyle görüşmelerini düzenler, kocasının başarısı için kendini geri plana atmaktan hiç yüksünmezdi. Üstelik, Nabokov'ların derin bir sevgiyle bağlı oldukları küçük Dmitri vardı ortada. Dolayısıyla Nabokov, Vera'dan kopmayı asla göze alamazdı; fakat İrina'yı da kolayca hayatından söküp atamamış, bu ikili hayatın bünyesine yüklediği gerilim yüzünden, acılı günler geçirmesine yol açan sedef hastalığına yakalanmıştı.

Ya Nabokov'un, İrina'yla olan ilişkisi, evliliğinin yıkılmasına yol açsaydı? Sebastian Knight'ta, Nabokov'un yakın geçmişindeki bu ilişkinin izleyebileceği alternatif güzergâhı, stilize edilmiş biçimde izleriz: Bir yazar, kendisi için biçilmiş kaftan olduğu aşikâr bir kadını bırakıp, başka bir kadının ölümcül cazibesine kapılır ve bu seçiminin neticesinde, yaşamı harap olur.

Brian Boyd'un Nabokov biyografisinde şaşılacak derecede geri plana atılmış olan Sergey'in, yani eşcinsel kardeşin ve Nabokov'la aralarındaki sorunlu, kopuk ilişkinin izdüşümü de, Sebastian Knight'ta gözden kaçırılamayacak şekilde izlenir. Duvar dergisindeki makalemde belirttiğim üzere Nabokov, Konuş, Hafıza’da, “çeşitli sebeplerle, diğer erkek kardeşim hakkında konuşmak bana son derece zor geliyor,” der. Sergey, Nabokov’un en zengin ve en ayrıntılı hatıralarının arka planındaki bir gölgeden ibarettir. “Hayatı boyunca, umutsuzca, bir şey talep etti –merhamet, anlayış, ya da her ne idiyse– şimdi bu durumun farkına varmak, artık hiçbir şeyi değiştirmez ve telâfi etmez” diyen Nabokov, Sebastian Knight’ın Gerçek Yaşamı’nda, kardeşiyle aralarındaki mesafeyi onun izini sürerek kapatmaya çalışan V.’nin kişiliğinde, Sergey’e borcunu ödemeye çalışmaktadır sanki.

* * *


Sebastian Knight’ın Gerçek Yaşamı, Vladimir Nabokov'un başyapıtları arasında sayılamaz. Ama onun edebi tarzını, yöntemlerini ve araçlarını çok iyi sergileyen bir romandır. Nabokov'la tanışmak için iyi bir başlangıç noktasıdır dolayısıyla.






Hiç yorum yok: