20 Ocak 2015 Salı

Radyocu kimdir?


Geçen yıl TRT’nin İletişim Fakültesi öğrencilerine yönelik bir seminerde, öğrencilere mezuniyetten sonra medyada hangi pozisyonda çalışmak istedikleri soruldu. Öğrenciler ağırlıklı olarak, “spiker” olmak istediklerini belirttiler. Anlaşıldığına göre bu öğrencilerin, görsel ve  işitsel basındaki unvanlara, mesleklere, iş bölümüne dair bilgi ve kavrayışları, sokaktaki insanınkinden pek farklı değildi. Bu konuda onları kim suçlayabilir? Bilgi eksikliklerinin müsebbibi öncelikle onlar değil, söz konusu bilgileri onlara aktarmayan hocaları olsa gerek.

Oysa bir yayın istasyonunda, sesini duyduğumuz, yüzünü gördüğümüz “spiker”in arkasında kimler kimler görev yapıyor… Televizyon istasyonlarında, bu insanların sayıları hayli kalabalık, unvanları çok çeşitli. Radyo, televizyona göre çok daha yalın bir ortama sahip bulunmakla beraber, orada da işbölümü ve uzmanlaşma söz konusu. Tabii bu işbölümü, uzmanlaşma ve çalışanlar arasındaki hiyerarşi, istasyondan istasyona değişiyor. Özellikle az sayıda insanın çalıştığı istasyonlarda, iş bölümü ve hiyerarşi zorunlu olarak basitleşiyor. Mali kaynakları daha fazla olan radyolarda ise, radyo müdüründen tutun, program, müzik, haber, pazarlama müdürlerine, şef mühendise, ulaşım görevlilerine kadar birçok insan bulunabiliyor. Dolayısıysa, belli görevler her radyoda birileri tarafından yerine getirilmek zorunda olsa da, yetki ve sorumluluk sahibi kişi ya da kişilerin unvanı farklı olabiliyor.

Bununla birlikte, “radyocu” dendiğinde ilk akla gelen, mikrofonun başında oturan kişidir şüphesiz. Bu kişiye TRT lugatında spiker, bazen de sunucu deniyor; özel radyolar söz konusu olduğundaysa genellikle, İngilizce bir kelime olan DJ devreye giriyor. Bu terimlerin arasındaki fark ne?

Büyük bir fark yok aslında. Yukarıdaki terimler, mikrofon başındaki kişinin hangi görevleri üstlendiğine bağlı olarak değişiyor. Şöyle ki, TRT yayın stüdyolarında geçmişten bu yana, programı hazırlayan kişiyle, sunan ve ses masasını kullanan kişilerin görevleri, birbirinden ayrı tutulmuştur. Bu üç kişiye, dördüncü bir eleman olarak yapım-yayın yardımcısını da ekleyebiliriz. Oysa çoğu yerel ve bölgesel radyoda, sunuculuk, yapımcılık ve teknik yönetim tek kişide toplanır. BBC radyoları ve Amerikan ticari radyolarında yaygınlaşan sistem de, stüdyoda bir yapımcı, ses masasını da kullanan bir sunucu –ki buna combo çalışmak denmektedir– ve bazı durumlarda bir yapım-yayın yardımcısı bulundurmaktır. Dar bütçeli özel radyolarda bu sayı bir kişiye kadar inebiliyor. Yani aynı kişi hem yapımcılığı, hem sunuculuğu üstleniyor, hem de ses masasını ve diğer cihazları kendi başına idare ediyor.

Esasen, tek kişide toplansa da, ayrı ayrı bireylere dağıtılsa da, istasyondaki görevlerin niteliği hep aynıdır, değişmez. Ama DJ ya da spiker dendiğinde hemen herkesin kafasında net bir resim belirirken, mesela “radyo yapımcısıyım” diyen kişi karşısındakinin ona boş gözlerle bakmasına alışkındır. Beklenen soru hemen gelir: “Tam olarak ne yapıyorsunuz yani?”

O zaman, açıklayalım: Yapımcı, (BBC’de producer ve TRT’de eskiden beri yerleşik kadro unvanıyla prodüktör), bir radyo programının biçim ve içeriğini tasarlayıp hazırlayan, konuk bağlantılarını sağlayan, yapımla ilgili her şeyden sorumlu olan kişidir. Yapımcı kendi programını sunabilir, ama çoğu zaman sunumu, bu işte uzmanlaşmış bir kişi üstlenir. İşte bu kişiye sunucu (presenter) spiker veya DJ (disk jokey) denebiliyor. Ticari radyolardaki DJ, kendi müzik parçalarını seçer, teknik masayı kullanır ve mikrofondaki ses de kendisine aittir. Bu kişiye batı radyolarında yaygın olarak host (ev sahibi) adı da veriliyor. Sonuçta, mikrofon önünde bir program için konuşan ve radyonun sesi olan kişinin gerçekleştirdiği iş, “sunum”dur; tıpkı prodüktör olarak da isimlendirilen, mikrofon gerisindeki kişinin gerçekleştirdiği işin “yapım” olması gibi.

Yapımı ve sunumu gerçekleştiren bu insanların özellikleri nedir tam olarak? Yapımcıdan başlayalım: Bu kişi, kendisine sağlanan bütçe içinde, yayınla ilgili tüm kaynakları yönetir. Geniş bir ilgi alanı, farklı alanlarda bilgi ve merakı bulunması beklenir. Telefon defteri kabarıktır; ünlü, ilginç, değerli, yetki sahibi insanları tanır ve bu kişileri mikrofonda söz söylemeye ikna eder. TRT’de kuruluş zamanından itibaren, on yıllar boyunca, yapımcılar metin yazma becerisiyle ön plana çıkmıştır. Bant programların ağırlıkta olduğu dönemde büyük önem taşıyan metin yazarlığının, canlı yayınlar çoğaldıkça geri plana düşmesi, bu makaleyi yazan kişi ve TRT radyolarının geçmişini bilen çoğu insan için üzüntü yaratan bir durumdur. Çünkü radyo, sesle resimler çizen, tuval olarak hayal gücümüzü, fırça olarak ise sözcükleri kullanan bir yayın aracıdır. Radyo metni bu bakımdan televizyon metninden ayrılır: Televizyonda metin, sadece görüntünün eksik bıraktığı bilgileri aktarmak için vardır. Başka bir deyişle, televizyon metni, zaten izleyicinin önünde olan görüntüleri açıklamaya yarar. Radyoda ise, dinleyicinin anlattığımız olayları zihninde canlandırmasını sağlayacak bir dile ihtiyacımız vardır. Böyle bir dilin kurulması için, başarılı metinler yazan prodüktörlerin emeğine ihtiyaç duyarız.

Sunucu ise, radyonun insani sesidir. Yapımcının hazırladığı içeriğe, metinlere sesiyle can verir; saptanan konu başlıklarını, stüdyoya çağrılan konuklarla, enine boyuna ve ilgi çekecek şekilde konuşup tartışır. Sunucunun kulak okşayan dramatik bir sese ve mükemmel bir diksiyona sahip olması, artık eskisi kadar önemsenmiyor. Geçmişin, bugün kulağımıza rahatsızlık verebilen biçimci, yapay sunum tarzı terk edilmiş durumda. Artık dinleyiciyle etkili iletişim kurabilen erkek ve kadın sesleri aranıyor. Günümüzdeki radyo sunucularının konuşma şekli, günlük konuşmaya çok yakın; dinleyiciyle yüz yüzeymiş izlenimi yaratan konuşmacılar beğeni topluyor. Bunun için de sunucunun, hitap ettiği insanların zevklerini, ilgi alanlarını ve yaşam anlayışlarını iyi bilmesi gerekiyor.

Radyo sunucusu bir bakıma, istasyonun kişileşmiş halidir. İstasyonun kimliğini ve dinleyicilerin istasyondan beklentilerini temsil eder. Bu anlamda hem radyo istasyonu adına, hem de dinleyiciler adına konuşur. Sunucunun, sesi ve kişiliğiyle istasyonun imajını yansıtması ve yayın akışını hedeflenen dinleyiciye en iyi şekilde ulaştırması beklenir. Böylece sunucu, radyoyla dinleyici arasında bir gönül bağı kurulmasının temel aktörü haline gelir.


Her radyocunun, kişisel tarihi içinde iyi bir radyo dinleyicisi olması arzu edilir. Okuduğunuz makalenin yazarı, evdeki radyo kutusunun içinde, konuşan insanları aramış çocukların nesline mensup. Evdeki radyonun içinde insanlar yoktu tabii, ama gün gelip “Radyo Evi”nin içine biz girdik. Yeni nesillerden “Radyo Evi” sözünü kullanan kalmadı artık. TRT’nin radyo kanallarını anlatmak için kullandığımız “posta” terimi de aynı şekilde eskiyip gitti. Ama yayının temel biçimleri, program türleri ve yaptığımız iş, hâlâ özünde aynı. Radyoculuğa başladığım günlerde duyup benimsediğim bir yaklaşımı hiç unutmuyorum: Biz radyocuların, programlarımızı hazırlarken, bir gazeteyi çıkaran, o gazeteyi nasıl okutacağını düşünmek zorunda olan kişilerin bakış açısıyla hareket etmesi gerekir, deniyordu: Basılı bir gazete ya da dergi çıkaran kişi yazılı neşriyat yapar, bizlerse sesli neşriyat. Gerçekten de radyo, çoğu insanın sandığın aksine, televizyondan ziyade yazılı basına yakındır aslında—çünkü gazeteler ve dergiler radyodan daha eskidir; ancak radyo, televizyondan önce doğmuştur. Bu yazının başlığında “Radyocu kimdir?” diye sorduk ya… İlk elden verilmesi gereken yanıt şudur belki de: Radyocu, her şeyden önce gazetecidir—her gün sesli bir gazete çıkarır.

(TRT Radyovizyon Dergisi'nin Ocak 2015 sayısında yayımlanan yazım)

Hiç yorum yok: