4 Şubat 2015 Çarşamba

Solgun Ateş'i Okuma Kılavuzu - 5: Şiir Çevirisi Sorunu


Gülenay Börekçi'nin Talât Sait Halman söyleşisi, Solgun Ateş'le ilgili açıklayıcı yazılarımın beşincisini yazma ilhamını verdi bana. Halman bir kaç yıl önce Trabzon'a, Karadeniz Teknik Üniversitesi'ne bir konuşma için gelmişti. Orada çok kısa bir tanışıklığımız olmuştu. Baba toprağına uzun yıllar sonra ilk kez geliyordu. O kadar diri, enerjikti ki o zaman, öldüğüne inanasım gelmiyor. Türkiye büyük bir kültür adamını yitirdi.

Halman, ölümünden önce Shakespeare'in tüm sonelerini çevirip Türkçeye kazandırmayı başarmıştı. Çok önemli bir çevirmendi; çevirmenliği içinde, Shakespeare sonelerinin ayrı bir yeri var şüphesiz. Mülakatında, Shakespeare çevirisinin zorluklarına dair, şunları söylemiş:

"Shakespeare’in sonelerini çevirmek, Yunus Emre’nin şiirlerini çevirmek kadar çetin bir iş. Ömrüm boyunca yaptığım en zor çeviriler… Temel zorluk, elbette, İngilizce ile Türkçe arasındaki yapı, ses, ritm, âhenk ve kavram uyuşmazlıkları… Türkçe bitişken -iltisaki- bir dildir, ekler ve takılarla doludur. Oysa İngilizce’de sözcükler genellikle bağımsız durur. Sonelerdeki kelimelerin kabataslak bir tahminle yüzde 80’i tek heceli. 73 sayılı sonenin son mısraına bakınız: “To love that well which thou must leave ere long.” On heceli satırda on ayrı kelime. Türkçe’si, toplam 14 heceli altı kelime. Benzer bir ritm sağlamak o kadar zor ki. Üstelik, İngilizcenin ve Shakespeare’in en yaygın vezni, ‘iambic pentameter’, bir nitelik ölçüsüdür, vurguya dayanır. Her cüz’ünde bir vurgusuz, bir vurgulu on hece vardır. Oysa, ne yazık ki, Türkçe’mizde nitelik vezni yoktur, hiç olmamıştır. Aruz vezinlerimiz niceliğe dayanır, hece vezinlerimiz sayıya… Ben, sone çevirileri için 7+7 hece veznini seçtim. Bu kalıbın içinde, orijinallerin ruhunu, ritmini, rengini, âhengini yaratmaya çabaladım."

Talât Sait Halman'ın "İngilizcenin ve Shakespeare'in en yaygın vezni" olarak andığı "iambic pentameter", Nabokov'un en "Şekspiryen" eserlerinden Solgun Ateş'in içindeki, romanla aynı adı taşıyan şiirin de veznidir. Dolayısıyla, Shakespeare sonelerinin çeviride yarattığı sorunlar, Pale Fire şiirinin dizeleri için de söz konusudur. Halman, bu dize başına on hecelik vezni Türkçede kurmanın olanaksızlığından ötürü, "7+7 hece veznini" kullanmayı seçtiğini, "bu kalıbın içinde, orijinallerin ruhunu, ritmini, rengini, âhengini yaratmaya" çabaladığını söylüyor. 

Ruh, ritim, renk, ahenk... Dikkat ederseniz "anlam" kelimesini kullanmıyor Halman. Şiirin ruhu, ritmi, rengi, ahengi önemlidir şüphesiz. Çeviride bu unsurları muhafaza ederken, belli bir vezin ve kafiye düzenden de sapmamayı seçerseniz, bazı anlam kaymalarına göz yummak zorundasınız. Şiir çevirmeni, (traduttore), ister istemez hain (traditore) konumundadır o yüzden. Şiirin biçimini muhafaza etmek isterse içeriğe, içeriği muhafaza etmek isterse biçime ihaneti kaçınılmazdır. Nabokov, Puşkin'in manzum romanı Yevgeni Onegin'i çevirirken, sadece anlama yoğunlaşmıştı. Puşkin'in biçimsel özelliklerinin başka bir dile hakkıyla yansıtılmasının mümkün olmadığını düşünüyordu; amacı, geçmiş Onegin çevirilerindeki anlam hatalarından arınmış bir çeviri ortaya koymaktı. On yıla yayılan çalışmasının ardından, dört ciltlik bir çeviri abidesi çıktı ortaya: Bunun bir cildinde manzum romanın çevirisi, diğer üç ciltte ise çeviriyle ilgili açıklamalar yer alıyordu. Nabokov'un Yevgeni Onegin'i daha çok, Puşkin araştırmacılarına, hocalara yönelik bir çeviriydi. Okunması imkânsız denecek ölçüde zor, fakat Onegin'in anlatıldığı akademilerde yararlanılması elzem bir kaynak eser yaratmıştı. 

Nabokov, anlamsal olarak "doğru" bir çevirinin peşindeydi ve amaç doğrultusunda Yevgeni Onegin'in şiirsel değerlerini gözardı etmekten çekinmemişti. Sonuç olarak, genel okura hitap etmese de, Puşkin'in eseri için güvenilir başvuru niteliği taşıyan bir çeviri ve kaynak eser koymuştu ortaya.

Solgun Ateş'i çevirirken benim de temel kaygım, çevirimin Pale Fire'ın özgün metnindeki içerikten sapmayan nitelikte olması, metni özgün haliyle karşılaştırmalı olarak okuyacaklar için güvenilir bir referans, sağlam bir karşılık teşkil etmesiydi. Dolayısıyla, Nabokov'un da olmasını isteyeceği doğrultuda, yani "Nabokov olsa bunu şöyle söylerdi" değil, "Nabokov tam olarak ne demiş" diye düşünerek, anlama bire bir sadık kalmaya çalışarak yaptığım bir çeviri oldu. Çevirinin sınırlarına dayandığım yerlerde, örneğin sesteşlerden yararlanarak kurulmuş öz oyunlarında (puns), bu söz oyununu dipnotla belirttim. Okumayı kolaylaştırmak ve romanı daha anlaşılır kılmak adına, Türkçe okurunun takip edemeyeceği örtük göndermelerin, şifrelerin çoğunu dipnotlarla açıklamaya özen gösterdim. Sonuç olarak, 190 dipnotun yer aldığı bir çeviri ortaya çıktı. 

"Anlama sadık kalmak" konusunda beni en çok zorlayan yer, romanın içindeki şiirdi. Bu noktada, Talât Sait Halman ile Nabokov arasında bir noktada durmayı tercih ettim. Halman gibi metnin şiir değerlerini ("ruh, ritim, renk, ahenk") korumak, içeriği bozmadan anlatmayı imkânsız kılacak, bu da çevirinin özgün metne "karşılık" olma niteliğini örseleyecekti. Şiiri tamamen serbest bir vezinle çevirmek ise, bu 34 sayfalık manzum bölümün tadını kaçıracaktı. Bu şiiri düzyazı mantığıyla çevirmenin doğuracağı başka bir sıkıntı da, mısraların bütünlüklerini yitirip, takip eden mısralara taşması riskiydi. "Açıklamalar" bölümü şiirin mısra numaralarına göndermelerle ilerlediği için, söz konusu numaraya denk gelen mısradaki içeriğinin bozulmaması, eksilmemesi gerekiyordu. Oysa çeviri şiir çevirisinin mantığından uzaklaştıkça, mısralar giderek dağılıyor, numaralandırma sistemi işlevsizleşiyordu.

Bu nedenle, çevirimin önsözünde belirttiğim üzere,  şiirin vezin yapısını Türkçeye yansıtmam mümkün olmasa da, dizelerin birbiriyle ikişerli olarak kafiyeli yapısını muhafaza etmeyi seçtim. Böylece şiirdeki anlamı korurken, en azından biçiminin gölgesini çeviriye düşürmeyi başardığımı umuyorum. Yine de, çevirmenlik kariyerimin doruk noktası olarak gördüğüm Solgun Ateş çevirisinde bir "Aşil topuğu" arayan olursa şayet, şiir bölümünden başlaması beklenir.

Talât Sait Halman, "Bence şiir çevirmeni mutlaka şair olmalıdır… şair olmayan, şiir çevirisi yapmayı düşünmemelidir bile." demiş. Ben şair değilim; o halde içinde dört başı mamur bir şiir bulunan bu kitabı çevirmekle yanlış bir iş mi yaptım? Yapmadığımı umuyorum. Bu konuda takdir okurundur.


Halman, Shakespeare çevirmenin zorlukları üzerine konuşurken, şunları söylemiş:

"Shakespeare’in düşünce zenginliğini, manevi enginliğini, bazı söyleyişlerindeki çok-anlamlılığı ve belirsizlikleri, yoğun benzetileri, kelime oyunlarını aktarabilmek de önemli. Bunlar üzerinde, Shakespeare bilginleri ve uzmanları eskiden olduğu gibi, bugün de uzun uzadıya tartışıyorlar. Çevirmen, değişik yorumlardan hangisini seçerse isabet etmiş olur? Sone 135’te bu sorunun en aşırı örneği var: ‘Will’, değişik satırlarda ayrı anlamlara geliyor ve sık sık aynı yerde birkaç anlam birden veriyor. ‘Will’ hem Shakespeare’in ilk adı olan William’ın kısa şekli, hem de bazı uzmanlara göre Shakespeare’in sevgilisinin adı; ayrıca İngilizce’de ‘irade’, ‘vasiyetname’, ‘istek’, ‘bilerek yapmak’, ‘murat’ gibi anlamlara geliyor. Üstelik gelecek kipinin temel ögesi. Shakespeare, Sone 135 içinde bütün bu anlamları kullanmış; bazı mısralarda ‘will’ bu saydığım anlamların iki üç tanesini birden veriyor. Böyle söz oyunlarının başka dillere aktarılması, kaç babayiğidin harcıdır?"

Halman'ın verdiği "Will" örneğinin, Solgun Ateş'le örtüşmesi çok hoşuma gitti. Şiirin 961. mısrası şöyledir: 

(But this transparent thingum does require
Some moondrop title. Help me, Will! Pale Fire.)

Çevirimde bu mısralar şu şekilde yer aldı:

(Ama bu şeffaf zımbırtıya ay damlası bir isim vermek
Lazım. Yardım et ey İrade, ona Solgun Ateş desek!)

Buradaki "yüce" irade, "Will" Shakespeare'in iradesidir elbet. Bizi William Shakespeare'den Vladimir Nabokov'a, Talât Sait Halman'a sürükleyip, hepimizi bir noktada birleştiren irade. Üçünün de ruhları şâd olsun.



Hiç yorum yok: