11 Şubat 2015 Çarşamba

Solgun Ateş'i Okuma Kılavuzu - 6: Shade, Kinbote ve Nabokov'un Kurmacaya Düşen Gölgesi


Nabokov, uzun yıllar boyunca kafasında olgunlaştırdığı Pale Fire projesini, 1960 yılında hayata geçirmeye başlamış. 29 Kasım günü boş bir kartoteks fişi alıp, şiirin ilk on iki mısrasını oraya yazmış. Bir yıl sonra, 4 Aralık'ta, günlüğüne Solgun Ateş'i bitirdiğini kaydetmiş.

Solgun Ateş'in 999 mısrasında, kurmaca şair John Shade, Appalachia'da bulunan üniversite şehri New Wye'daki yerleşik hayatını anlatır. Appalachia'nın, Nabokov'un yaşadığı Ithaca şehrinin karşılığı olduğu kolayca anlaşılır. New Wye da New York'un (NY) karşılığıdır zaten: "Y" harfiyle "Wye" kelimesinin İngilizce telaffuzları aynıdır. Wordsmith kampüsü ve Goldsworth binası, Cornell Üniversitesi'ni bilenlerin aklına hemen, buradaki ünlü Wordsworth koleksiyonunu ve Nabokov'un odasının bulunduğu Goldwin Smith Hall'u getirecektir. "Açıklamalar" bölümünde adı geçen Ozero, Omega ve Zero gölleri ("Bu villanın terasından güneye doğru bakınca, Omega, Ozero ve Zero adlı üç birleşik gölün en geniş ve en kederli olanı görünürdü..."), Finger Lakes adlı bölgeye Yunanî bir dokunuştur; bilhassa Ithaca'ya en yakın yerdeki Owasco, Cayuga ve Seneca göllerini çağrıştırır.


Solgun Ateş'le aynı adı taşıyan şiir, şu dizelerle başlar:

"I was the shadow of the waxwing slain
By the false azure in the windowpane
I was the smudge of ashen fluff--and I
Lived on, flew on, in the reflected sky"

"Ölen ipekkuyruk kuşunun gölgesiydim ben                                         
Pencere camının sahte mavisiydi kuşu katleden.
Ben işte o kül rengi tüylerin lekesiydim,
Yansıyan gökte yaşamaya, uçmaya devam ettim."

Tematik olarak büyük önem taşıyan ilk iki dize, şiirin sonraki kısmında şu şekilde tekrar ortaya çıkar:

"I was the shadow of the waxwing slain
By feigned remoteness in the windowpane."

"Ölen ipekkuyruk kuşunun gölgesiydim ben;     
Pencere camının yalancı mesafesinde görünen"

Vladimir Nabokov'un Cornell Üniversitesi'nde çalıştığı dönemde, sonbahar aylarında, kuşburnu meyvelerinden yiyip esrikleşmiş ipekkuyruk kuşları sık sık pencerelere çarparmış. Bu çarpışlar genellikle sadece sersemletirmiş onları; fakat bazen boyunlarını kırıp öldükleri de olurmuş. Nabokov, kendini cama vuran ipekkuyruk kuşlarının bu davranışını, defterine not etmiş.



Solgun Ateş'in kurmaca şairi John Shade'in kişiliği ve hayatı, bize birçok bakımdan Vladimir Nabokov'u hatırlatır. Tıpkı Nabokov gibi Shade de şiirlerini kartoteks fişlerine yazar; Nabokov'un Cornell'ine çok benzeyen bir üniversitede çalışır; karısı Sybil ile aralarındaki ilişki, Nabokov'un Vera'yla olan huzurlu birlikteliğine benzer. Romanda Shade'in ismi, Nabokov'un da etkilendiği Pope, Frost gibi şairlerle birlikte anılır.

Hikâyenin diğer baş aktörü Charles Kinbote ise, John Shade'in antitezi gibidir. Brian Boyd'un Vladimir Nabokov - The American Years kitabından aktaralım:

"Kinbote da Shade de yazar ve üniversite hocasıdır; komşulardır. Fakat bunların dışında, karşıt kutuplarda dururlar. Kinbote vejeteryan iken, Shade'in "sebze yemek için özel gayret sarfetmesi gerekir." Kinbote eşcinseldir, yalnızdır, habire partner değiştirir; Shade heteroseksüeldir ve neredeyse kırk yıldır, lise dönemindeki sevgilisiyle mutlu bir evlilik sürdürmektedir. Kinbote inançlı fakat ıstıraplı bir Hıristiyan, Shade halinden memun bir bilinemezcidir; Kinbote delidir, Shade aklı başında ve dünyasıyla barışıktır. Kinbote her şeyden önce bir sürgün iken, Shade hayatı boyunca aynı evde yaşamıştır."

Bu karşılaştırmaya bakınca, Shade her ne kadar Vladimir Nabokov'a benzese de, "sürgün" temasının Nabokov ile Kinbote'u yakınlaştırdığını görürüz. Açıklamaların bir yerinde ortaya çıkacağı üzere, Kinbote ve Zembla arka planı bir fanteziden ibarettir; Kinbote aslında, Wordsmith Üniversitesi'nde çalışan Rus mültecisi Vseslav Botkin'dir. Gerçek ile fantezinin iç içe geçtiği bu kurguda, Brian Boyd'un yorumuyla, Shade şiirin ilk mısralarını yazarken, kendi varlığını başka bir dünyaya yansıtır; Zembla'nın göğünde kendisinin yansıması olan Kinbote'un görüntüsüyle yaşamaya, uçmaya devam eder. Brian Boyd'a göre, Önsöz'ün de, şiirin de, açıklamaların da yazarı Shade'dir aslında; Shade kendisini bir ipekkuyruk kuşunun gölgesi olarak (Shade sözcüğü hem gölge, hem ölüler diyarı, hem de hayalet anlamına gelir) tasavvur etmekle yetinmez; başka bir ruha, kendisinden olabildiğince uzak birinin ruhuna girmeyi dener: bir yabancının, eşcinselin, intihara eğilimli birinin. Boyd, Sebastian Knight'taki bir cümleyi hatırlatır: Romanın kahramanı V.'ye göre, "ahiret, seçilmiş herhangi bir ruhta, hepsi de değiş tokuş edebilecekleri yüklerinden habersiz durumdaki çok sayıda ruhta yaşayabilme yetisidir." Shade, kişiliğinden bu şekilde azade olmayı dener.

Yine Brian Boyd'dan, ilginç bir keşif / yorum: 

Nabokov gençlik yıllarında, Alice Harikalar Diyarında kitabını Rusçaya çevirmişti.  Kinbote, hapsedildiği odadan kaçarken dolabın içinde bulduğu giysileri karanlıkta giydikten sonra, bunların kıpkırmızı olduğunu fark eder. "Kırmızı Kral" olmuştur: Alice Harikalar Diyarında'nın devamı niteliğindeki Aynanın İçinden romanındaki Kırmızı Kral. Tweedledum ile Tweedledee'ye göre, onlar ve Alice, Kırmızı Kral'ın hayalinin parçalarıdır; ancak Kinbote hayallerinde Shade'i yakın dostu olarak görse de, aslında hayallerin sahibi Alice'tir ; kırmızı kralın hareketlerinin tümünü kontrol eden, Shade'dir. 


Kinbote'un Zembla'sı, aklını kaçırmış Botkin'in yalnızlık ve sürgünün acısıyla baş edebilmek için yarattığı bir hayaldir. Shade'in sanatsal yaratısı ise, kızının hayatının -tüm hayatların- ölümle yüzleşerek heba oluşuyla baş etme çabasının ürünüdür. Her iki karakterin gerisinde, Nabokov'un kederi saklıdır: Kaybettiği Rusya ve babasının anlamsızca öldürülüşü. V. D. Nabokov'un (yazarın babasının) doğum günü olan 21 Temmuz, Solgun Ateş'te Shade'in öldürüldüğü gündür. Shade, onu başka biriyle -kendisini hapse gönderen yargıçla- karıştıran bir hapishane kaçkınının kurşunlarına hedef olur; Nabokov'un babası, ise, yurttaşı olan bir politikacıyı korumak isterken, bu politikacıyı öldürmeyi amaçlamış suikastçilerin kurşunlarıyla hayatını kaybeder. V. D. Nabokov öldükten sonra, Berlin'deki göçmen örgütlerinin başına geçen kişinin ismi, S. D. Botkin'dir. Tıpkı "Nabokov" gibi "Botkin" de, seçkin bir Rus ismidir. Solgun Ateş'in karmaşık yapısının merkezinde, Nabokov'un hayatındaki en grotesk trajedi yatmaktadır.


Hiç yorum yok: