15 Mart 2015 Pazar

Sebastian Knight'ın Renkleri


Gerard de Vries ile D. Barton Johnson'ın yazdığı, Amsterdam Üniversitesi yayınları arasından çıkmış Nabokov and the Art of Painting adlı kitabı, geçtiğimiz günlerde bitirdim. Kitap, Nabokov'un eserlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak anılan resimler ve ressamlara dair ayrıntılı bir inceleme. Nabokov'un resim sanatına ilgisini ve bu konudaki birikimini, bu kitap sayesinde çok net şekilde gördüm. Yine bu kitap sayesinde, resim sanatına yönelik göndermelerin Nabokov'un roman ve öykülerinde ne kadar fazla yer tuttuğunu öğrendim. Sayısal olarak ifade edersek, Nabokov'un tüm eserlerinde, ressamlara yönelik yüz elliden fazla gönderme bulunduğu saptanmış; üstelik bu sayı, açık ya da ayırt edilebilir göndermelerle sınırlı. Görsel sanatlar, edebiyatın ve kelebeklerin ardından, Nabokov'un en önemli referans kaynağıdır.

Nabokov'un ağırlıklı olarak St. Petersburg'ta geçen çocukluğunda, özel öğretmenlerden resim dersleri aldığını biliyoruz. Söz konusu dersleri, otobiyografik kitabı Konuş, Hafıza'da anlatır. Sırasıyla İngiliz beyefendi Henry Cumming'den (Nabokov onu "Cummings" olarak anar), Rus empresyonisti Yaremiç'ten ("nüktesiz ve şekilsiz bir adamdı; donuk renk lekelerini, kızıl-kahve ve yeşilimsi-kahve boyamaları içeren “cüretkâr” bir tarzın savunucusuydu...") ve Dobujinski'den ("Bana, bulvardaki yapraksız bir ağacın ince dalları arasındaki geometrik eşgüdümü nasıl göreceğimi öğretmeye çalışırdı...") ders almıştı. Ancak resim konusunda yeteneksizdi; Dobujinski'nin "elimden geçen en umutsuz öğrenciydin,” demesine yol açacak ölçüde. Bunu, sonraki yıllarda yaptığı çizimlerden anlayabiliyoruz: Renkli kelebek resimleri göz okşar ama örneğin Tolstoy'un Anna Karenina'sı ve Kafka'nın Dönüşüm'üyle ilgili üniversite dersleri için yaptığı çizimler, hayli acemicedir. 

Bununla birlikte Nabokov da bir ressamdır: kelimelerin ressamı. Görüntülerle düşündüğünü söyler; okurun sözlü anlatımları görsel anlatımlara çevirmesini bekler. Renklere çok büyük ehemmiyet atfeder. Proust gibi Nabokov da, "alfabetik kromesteziya" ya da "renkli işitme" yetisine sahiptir. Kiril ya da Latin alfabesinin her bir harfi, onun zihninde özel bir renge karşılık gelir. Renkler ise, Nabokov'un sadece görme duyusuna hitap etmez. Ada'da, "seslerin renkleri, renklerin kokuları vardır," diye yazar. Geçmiş ve şimdiki zaman renklerle dolu olmakla kalmaz; isimler de renklerle ilişki içindedir. Konuş, Hafıza'da ilk aşkı Valentina'ya, aynı renk etkisine sahip bir isimle yer verir: Tamara.

Ressamların renklerle ilgili buluşları, Nabokov'a ilham vermiştir şüphesiz: Mesela Solgun Ateş'teki "kan portakalı" güneşin ilham kaynağı, Turner'ın gün batımı tabloları olabilir. 


Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı, renklerin Nabokov'un metinlerine yansıyışının en güzel izlendiği metindirNabokov and the Art of Painting'in yazarlarına göre, bu romanın alt başlığı "Menekşe Renkli ve Beyazlı Kompozisyon" olabilirdi. Kitapta menekşe rengine -ya da aynı renk tonunda fakat yoğunluğu daha fazla olan mora- çeşitli biçimlerde rastlarız: "Şeker kaplı menekşeler", "Les Violettes" adlı bir pansiyon, "mor hercaimenekşeler", "mor bir geçit", "menekşe rengi kelimeler", "menekşe rengi-mavi gece lambası" gibi. Ayrıca beyaz ya da beyaz örnekleri bulunan çiçekler görürüz: çançiçeği, nilüfer, çiğdem, gül, süsen, krizantem, karanfil, yasemin gibi. Nabokov menekşe ya da leylak renginin, maviyle kırmızıyı karıştırarak elde edildiğini çocukken annesinden öğrenmişti. ("Benim için ne çok suluboya resim yapmıştı; maviyle kırmızıyı karıştırarak büyüttüğü o leylâk rengi ağacı görmek, ne büyük bir vahiydi!" - Konuş, Hafıza) Bu birleşim, Sebastian Knight'ta sık sık görülür: Sebastian'ın boya kutusundaki "yapışkan kırmızılar, maviler", gün ışığıyla aydınlanmış bir çamaşırhanedeki "mavi su ve kırmızı bilekler", kıyısı "kırmızı kilden" bir nehrin üzerinde uçan "mavi yusufçuklar", "kırmızı-mavi bir kurşunkalem"...

Menekşe rengi, birincil gökkuşağının temel renklerinin sonuncusudur. D. Barton Johnson'a göre bu renk, Nabokov'un anadili Rusçadaki edebi yaratısını temsil eder. Aynı zamanda ikincil gökkuşağının ilk rengidir; bu itibarla İngilizce olarak yazdıklarını temsil eder. Dolayısıyla menekşe rengi (violet), Nabokov'un Sebastian Knight'ı (ilk İngilizce romanını) yazarak Rusçadan İngilizceye geçişine işaret eder.


Nabokov bir Rus yazarı olarak, Sirin müstear ismini kullanmıştı; İngilizce eserlerini ise gerçek adıyla yayımladı. Gavriel Shapiro'ya göre, "renkli işitme" yeteneğine sahip yazarın kromaestetik sisteminde "V" harfi kırmızı, "S" harfi ise mavi gruba aittir: "V" yazarın ismi olan Vladimir'in, "S" ise onun müstear ismi "Sirin"in ilk harfidir. Aynı ilk harfler Sebastian Knight'ta ortaya çıkar: "V" romandaki anlatıcının, "S" ise Sebastian'ın adının ilk harfidir. Tıpkı Sirin ile Vladimir'in "S" ve "V"si gibi, Sebastian Knight'ın "S" ve "V"si de aynı kişiye aittir. Anlatıcı, "Ben Sebastian'ım ya da Sebastian benim," der; böylece romanın son cümlesinde anlatıcı (V.), kırmızı ve mavi renkleri birleştirerek menekşe rengine dönüştürür.

Nabokov'un Sebastian Knight'ta beş kez göndermede bulunduğu Hamlet'te de, menekşe bir çiçek ve renk olarak önem taşır. Ophelia'nın ölümünden sonra Laertes, Ophelia'nın mezarında menekşeler büyümesini diler. Ophelia'nın ırmakta boğulduğu esnada giydiği elbise, "düğün çiçekleri, sarı yabanotları, papatyalar, bir de o uzun mor çiçekler"den oluşur. 

Nabokov'un renk düzeninde, mavi ölümsüzlüğün rengidir ve bu renk, romanlarında önemli bir rol oynar. Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı'nda V., Sebastian'ın ölümünden sonraki geceyi, mavi ışık veren bir lambanın yanında oturarak geçirir. Menekşe rengi ise, yeni bir hayat fikrinin temsilcisidir.