8 Nisan 2015 Çarşamba

Sağlam Kanaatler


"Dâhi gibi düşünür, seçkin bir muharrir gibi yazar, çocuk gibi konuşurum. Amerika'da, cılız okutmanlıktan en yüksek düzeydeki profesörlüğe uzanan akademik ilerleyişim boyunca, beni dinleyenlere sunduğum bir parçacık bilgi yoktur ki, önceden daktilo edilip hazırlanmamış, parlak ışıklı kürsüde gözlerimin altında durmuyor olsun."

Vladimir Nabokov, Strong Opinions (Sağlam Kanaatler) adlı kitabın önsözüne bu cümlelerle başlıyor. İfadesinden anlaşılacağı üzere, doğaçlama konuşma yapmak  hususunda son derece çekingendi Nabokov. Sadece üniversitedeki derslerine değil, gazetecilerle mülakatlarına da önceden hazırlanmış metinlerle giriyordu. Televizyon çekimlerinde, hazırladığı notları stüdyodaki eşyaların, fincan tabaklarının, saksıların ardında kamufle etmeye çalışıyordu. Hepsi bu kadar da değildi. Şöhretinin yerleştiği zamanlarda, yaptığı mülakatları mümkün olan en yüksek seviyede denetlemeye başlamıştı. Aynı önsözün devamında bu durumu, "Mülakatçının soruları bana yazılı olarak gönderilmeli, tarafımdan yazılı olarak cevaplanmalı ve kelimesi değiştirilmeden basılmalıdır. Üç mutlak kural böyledir," diyerek açıklıyordu.

Mülakatların yayımlanmasından sonra bile, bu  mülakatların bazılarını Strong Opinions kitabına dahil ederken, değişikliklere gitti. Neleri atmayı tercih ettiğini görmek ilgi çekicidir: Aldığı kilolarla ilgili yorumlarını, Tolstoy’un İsviçreli bir oda hizmetçisinden zührevi hastalık kapmasıyla ilgili sözlerini, Pasternak ve diğer yazarlara yönelik hakaretlerini atmıştı. Biyografı Andrea Pitzer'in deyişiyle, kamu önündeki imajını neredeyse mükemmelen denetleyen bir adamdı Nabokov. Onun Strong Opinions'a aldığı, 1962'yle 1972 arasındaki on yıllık dönemde yapılmış 22 mülakat, sanatına tutkun, neşeli ve nüktedan bir dâhiyle karşı karşıya olduğumuz fikrini destekliyor.

Strong Opinions'ın büyük bölümü (e-kitap okuyucuma göre %61'i) bu mülakatlardan müteşekkil. İkinci bölümde Nabokov'un çeşitli dergi editörlerine yazdığı, çeşitli itirazlar içeren mektuplarından seçmeler var. Nabokov derlemesinin üçüncü bölümünü, 1939 ile 1972 yılları arasında yazdığı 14 adet makaleye ayırmış. Bunlardan son beşi, Nabokov'un uzmanlık alanı ve tutkusu olduğunu bildiğimiz kelebek araştırmaları alanındaki yazılar. Bu yazılar, daha çok Nabokov'un hayatına özel ilgi duyan ve bu konuda okumuşluğu bulunanların ilgisi çekecek nitelikte. Böylesi özel okurlar bu son bölümde, yazarın Sartre'a taarruzunu, Lolita'nın ilk yayıncısı Girodias'la ilgili açıklamalarını, eski dostu Edmund Wilson'ı Yevgeni Onegin çevirisiyle ilgili tenkitleri üzerinden rezil rüsva edişini zevkle takip edebilir. Yine de kitabın en ilgi çekici, genel okura en fazla hitap eden, Nabokov'un fikirlerini ve renkli kişiliğini en güzel yansıtan bölüm, mülakatlar kısmı. Ben de bu blog yazısında, söz konusu mülakatlarda altını çizdiğim, birçoğu epey popüler olmuş cümlelerden bazılarını, çevirerek aktaracağım.



"Ömrümce hiç sarhoş olmadım. Hiç dört harflik mektep çocuğu kelimeleri kullanmam. Bir büroda yahut kömür madeninde çalışmadım. Herhangi bir kulübe ya da gruba hiç ait olmadım. Hiçbir öğreti ya da ekolün, üzerimde herhangi bir etkisi olmadı."

***

"Nefret ettiğim şeyler basittir: aptallık, baskı, suç, zulüm, yumuşak müzik. Hazlarım, insanın bildiği en yoğun hazlardır: yazmak ve kelebek avlamak."

***

"Yazdığım her kelimeyi -çoğu zaman birkaç kez- yeniden yazdım. Kurşun kalemlerimin ömrü, silgilerinin ömründen uzundur."

***

"Bebekken iki dilliydim (Rusça ve İngilizce); beş yaşımda bunlara Fransızcayı ekledim."

***

"Asla geri dönmeyeceğim; bunun basit sebebi, ihtiyaç duyduğum Rusya'nın her zaman benimle olması: edebiyat, dil, kendi Rus çocukluğum. Asla dönmeyeceğim. Asla teslim olmayacağım."

***

"Hakikat çok öznel bir hadisedir. Onu ancak kademeli bir enformasyon birikimi olarak tanımlayabilirim; bir uzmanlaşma olarak. Mesala bir zambağı ya da başka herhangi bir doğal nesneyi alalım; zambak bir doğa bilimci için, sıradan bir insan için olduğundan daha hakikidir. Lakin zambaklarda uzmanlaşmış bir botanikçi söz konusu olduğunda, hakikatin başka bir safhasına erişilir. Yani hakikate giderek yaklaşabilirsiniz fakat asla yeterince yakınına varamazsınız; çünkü hakikat üst üste sonsuz sayıda basamak, algı seviyesi ve sahte zemin demektir. Dolayısıyla sonuna erilemez, elde edilemez."

***

"Sanat bütünüyle kandırmacadır; doğa da öyledir."

***

"Şiir nasıl başladı biliyor musunuz? Her zaman düşündüm ki, bir mağara çocuğu otlar arasından koşarak mağarasına döndüğünde başladı; koşarken "Kurt, kurt," diye bağırıyordu ama ortada kurt yoktu."

***

"Bence hepsi sevmekle ilgili: bir hatıra ne kadar sevilirse o kadar güçleniyor, tuhaflaşıyor."

***

"Karakterlerimi, kendi kimliğimin sınırlarının ötesinde tutmaya dikkat ederim."

***

"Herhangi bir dilde düşünmüyorum. Görüntülerle düşünüyorum."

***

"Bir ressam olarak doğduğum kanısındayım - gerçekten!- ve belki on dört yaşıma kadar, günün çoğunu resim çizerek, boyayarak geçirirdim; zamanla ressam olacaktım. Ama gerçek bir resim yeteneğim yoktu bence. Bununla birlikte, renk duygusundan, renk sevgisindan yoksun kalmadım ömrüm boyunca: ayrıca harfleri renkli olarak görmek gibi hayli acayip bir yeteneğim var. Renkli işitme diyorlar buna. Binde bir görülen bir yetenek. Fakat psikologlardan, çoğu çocuğun aynı yeteneğe sahip bulunduğunu, aptal anne-babalar bunun abes olduğunu söyleyince -A harfi siyah, B harfi kahverengi değildir, saçmalamasana - söz konusu kabiliyeti kaybettiklerini öğrendim."

***

"Bence sanatçı, izleyicilerini dert etmemeli. En iyi izleyicisi, her sabah tıraş olurken aynada gördüğü kişidir. Kanımca sanatçı böyle bir şeyi hayal ettiği vakit, hayalindeki izleyici, onun maskesini takmış bir oda dolusu insandır."

***

"Yaratıcı yazar, Yüce Tanrı dahil tüm rakiplerinin eserlerini dikkatle incelemeli."

***

"Sanat olağanüstü derecede aldatıcı ve karmaşık hale gelince, en muhteşem haline kavuşur."

***

"Sanat eserinin toplum açısından hiçbir önemi yoktur. Sadece birey açısından önemlidir; benim açımdan önemli olan da sadece bireysel okurdur."

***

"2063 yılında bir gazeteyi açıyorum, kitaplar sayfasındaki bir makalede şöyle denmiş: 'Bu günlerde hiç kimse Nabokov ya da Fulmerford okumuyor.' Berbat soru: Kim bu talihsiz Fulmerford?"

***

"Arzularım alçakgönüllü. Hükümet başkanlarının portreleri, bir posta pulundan büyük olmamalı. İşkence, idam olmamalı. Kulaklıklardan ya da sinemalardan gelenin haricinde, müzik duyulmamalı."

***

- ... tanrıya inanıyor musunuz?

Samimi olmam gerekirse -şimdi söyleyeceğim şeyi daha önce hiç söylemedim; küçük, faydalı bir ürpertiye yol açacağını umarım- sözlerle ifade edebileceğimden fazlasını biliyorum. İfade edebildiğim azıcık şeyi de ifade edemezdim, şayet daha fazlasını biliyor olmasaydım."

***

"Gazetecilerin 'büyük kitaplar' dedikleri, benim nazarımda absürt bir sanrıdır; hipnotize edilmiş bir kişinin sandalyeyle sevişmesinde olduğu gibi."

***

"Sırtınızdaki tüycüklerin aniden dikilmesine itibar edin."

***

"Böcekbilimciler müphem bilginlerdir. Webster lugatinde teki bile anılmaz."

***

"Shakespeare'de asıl önemli olan mecazdır, oyun değil."

***

"Arizona'daki Nisan ayı kadar Amerikalıyım."

***

"Mikroskop altında yeni bir organ ya da İran veya Peru'nun dağ yamaçlarında betimlenmemiş bir tür keşfetmenin vecdiyle kıyaslanınca, edebi ilhamın verdiği keyif ve mükâfatlar solda sıfır kalır. Muhtemelen Rusya'da devrim yaşanmamış olsa, kendimi tamamen böcekbilime verir, roman falan yazmazdım."

***

"Anonim hazlar kimseyi incitmez."

***

Kitaplarının çevirilerinden bahisle:
"Japonca ya da Türkçe baskılara gelince, muhtemelen her bir sayfaya yayılmış felaketleri hayal etmemeye çalışıyorum."

***

Lolita filminden bahisle:
"Kubrick'in filminin vasat olduğunu ima etmeye çalışmıyorum; kendi adına birinci sınıf bir film, fakat bu benim yazdığım şey değil."

***

"İngilizcem, her zaman sahip olduğum ikinci enstrümanım, yine de katı, suni bir şey; günbatımını ya da bir böceği betimlemek için uygun olabilir fakat ambarla dükkân arasındaki en kısa yola ihtiyaç duyduğumda, sözdiziminin fakirliğini ve yerel söylemin yetersizliğini saklayamıyor. Eski bir Rolls-Royce her zaman sade bir jipe tercih edilmez."

***

"Meşhur olan Lolita, ben değilim. Ben telaffuzu imkânsız bir ismi olan müphem, iki kat müphem bir romancıyım."

***

"Tüm romanlarımın işlevlerinden biri, genel anlamda romanın var olmadığıdır."

***

"Bir değil dört doktordan nefret ediyorum: Dr. Freud, Dr. Jivago, Dr. Schweitzer ve Dr. Castro."

***

"İyi bir kahkaha en iyi haşere ilacıdır."

***

"Nesnel bakarsak, benimkinden daha berrak, daha yalnız, daha dengeli bir deli zihin görmedim."

***

"Sık sık, gülümsemeye karşılık gelen özel bir tipografik işaret var olması gerektiğini düşünmüşümdür: sorunuza yanıt olarak yerleştirmek istediğim bir tür içbükey işaret, sırt üstü yatan bir parantez."
(Nabokov, yaşayan ve yakın geçmişteki yazarlar arasındaki mertebesini nasıl değerlendirdiği sorulunca, "smiley"nin ortaya çıkışını öngörmüş adeta!)

***

- İnsanların yaptığı en kötü şey nedir?
"Kötü kokmak, aldatmak, işkence etmek."
- Ya en iyi şey?
Nazik, gururlu, korkusuz olmak.

***

"Yüksek sanatta ve saf bilimde, ayrıntı her şeydir."

***

"... o berbat Mösyö Camus ve daha berbat Mösyö Sartre."

***

"On beş yaşındayken, kendimi yele gibi dalgalı beyaz saçları olan dünyaca ünlü bir yazar olarak hayal ederdim. Bugün kel sayılırım."


1 yorum:

UYKUSUZ// UYURGEZER dedi ki...

çevirilere ve yazılara devam umuduyla:)))