20 Mayıs 2015 Çarşamba

Vladimir Nabokov'un "Alice" Çevirisi


Vladimir Nabokov'u daha çok yazarlığıyla tanısak da, kendisinin muazzam bir çeviri mirasının bulunduğunu bilmek gerekir: Romain Rolland'ın Colas Breugnon romanını, Lewis Carroll'ın Alice's Adventures in Wonderland'ini çevirmişti. Kendi romanları Pnin ve Lolita'yı Rusçaya çevirmesinin yanısıra, Puşkin, Lermontov, Tiyutçev, Fet, Mandelstam ve Hodaseviç gibi şairlerden İngilizceye çeviriler yapmıştı. Shakespeare, Byron, Keats, Tennyson şiirlerini İngilizceden Rusçaya kazandırmıştı. Fransızcadan da Baudelaire ve Rimbaud şiirleri çevirmişti. Ayrıca Puşkin'in Yevgeni Onegin'ini, ciltler tutan uzun açıklamalarla İngilizceye çevirerek, devasa bir başvuru kaynağı meydana getirmişti. Çeviriye ve çevirmen hatalarına değindiği ünlü makalesi "Çeviri Sanatı", Rus Edebiyatı Dersleri içinde yer alır.

Nabokov'un 1920'lerin başında tamamladığı Alice çevirisi, Rus okurunu gözeterek yaptığı yerelleştirme ve aşina kılma yöntemleri bakımından ilgi çekicidir. Sonraki yıllarda, çeviride özgün metne sadakati esas tutan, bu prensibi Onegin çevirisinde uç noktaya taşıyarak, Puşkin'in manzum eserindeki ölçü, uyak ve ritmi tamamen feda edip, sadece anlamı doğru aktarmaya odaklanan Nabokov, Alice için tamamen farklı bir tutum benimsemiştir.

Bir çocuk klasiği olan Alice'in Harikalar Diyarındaki Maceraları (1865), yirminci yüzyılda İncil'in ardından en çok tercüme edilen eser olmuş; oysa kitabın yazarı, eserinin tercüme edilemez nitelikte olduğunu düşünüyormuş. Zira Alice, içindeki çok sayıda parodi, bilhassa sesdeşlerle yapılmış söz oyunları, örtük göndermeler, alışılmadık mecazlar sebebiyle, çevirmene büyük zorluklar çıkarır. Kitaptaki gülmeceli şiirlerin çevirisi başlı başına bir meseledir: Bunların tümü, dönemin İngiliz halkınca iyi bilinen bazı uyaklı şiirlerin, şarkıların bozulmuş halidir; Alice ne zaman bir şiir okuyacak olsa, bu şiir ağzından yanlış ve gülünç dizelerle çıkar: Isaac Watts'ın didaktik şiiri "Against Idleness and Mischief", Carroll'ın elinde "How Doth the Little Crocodile"a dönüşür; meşhur ninni "Twinkle, Twinkle, Little Star"'ın kitaptaki hali "Twinkle, Tinkle, Little Bat"tir; Mary Botham Howitts'in "The Spider and the Fly" şiirinin parodisi "The Mock Turtle's Song" olur; "The Lobster Quadrille"in aslı, Isaac Watts'ın "The Sluggard"ıdır; popüler şarkı "Star of the Evening", "Beautiful Soup" haline gelir; David Bates'in "Speak Gently" şiiri ise, "Speak Roughly"ye dönüşür.


Natalija Vid'in internet üzerinden ulaşılabilen "The Challenge of Translating Children's Literature: Alice's Adventures in Wonderland Translated by Vladimir Nabokov" başlıklı makalesi, Nabokov'un Alice çevirisinde izlediği yönteme dair birçok bilgi içeriyor. Vid'e göre Nabokov, Alice'in Harikalar Diyarındaki Maceraları'nı çevirirken benimsediği yerelleştirme yöntemi doğrultusunda, bu şiir parodisini Puşkin ve Lermontov gibi kalburüstü şairlerin eserleri üzerinden Rusçalaştırmıştır. Bunu yaparken, okurun şiirleri kolayca tanıyabilmesini sağlamak için, özgün ölçü ve uyağı dahi korumayı başarmıştır. Bir çocuk edebiyatı eserini çevirmesine rağmen, yerelleştirmeyi basit çocuk şiirleri değil de klasik şiirler üzerinden yapmayı tercih etmesi, Nabokov'un özgün metni basitleştirmekten kaçındığını gösteriyor.* Ayrıca kitaptaki tüm kişi isimlerini yerelleştirmiştir Nabokov: Alice, Anya olmuştur; İkinci bölümde yer alan Mabel ismi Azya, Beyaz Tavşan'ın Alice'e hitap etmek için kullandığı Mary-Ann ismi de Maşa'ya dönüşmüştür. Beyaz Tavşan için çalışan Pat ve Bill adlı uşakların ismi, İyaşka (Rusça Iyakov isminin küçültmeli hali) ve Petka (Rusça Peter isminin küçültmeli hali) olmuştur. Fındıkfaresi'nin öyküsündeki Elsie, Lacie ve Tillie'nin isimleri, Mazya, Pazya ve Dazya'dır artık (Maşa, Paşa ve Daşa isimlerinin küçültmeli hali). Nabokov ayrıca İngiltere'nin yerine Rusya'yı geçirmiş, Fatih William'ın yerini bir Rus büyük prensi olan Vladimir Monomakh almıştır.


Nabokov, sesdeşlere ve dil oyunlarına dayanan, doğrudan çevrilmesi imkânsız yerlerde, Rusça kelimeler arasındaki ses benzerliklerinden faydalandığı çözümler yaratmıştır. Örneğin Alice ile Gryphon arasındaki, "lesson" (ders) ve "lessen" (azaltmak) kelimelerinin sesdeşliğine dayanan konuşmayı çevirirken, Rusça "urok" (ders) ve "ukor" (sitem) arasındaki ses benzerliğinden yararlanmıştır. Kitabın başka bir yerinde, "A Mad Tea-Party" bölümünde, Alice müzik derslerinde zamana bağlı ritim tuttuğunu anlatan "beat time" ifadesini kullandığında, "The Hatter" (Şapkacı), zamanın dövülmeye tahammülü olmadığı yanıtını vererek Alice'in kafasını karıştırır; "beat"in hem ritim, hem de dövmek anlamına gelmesi üzerinden kurulmuş bir söz oyunudur bu. Nabokov bu kısmı çevirirken, Alice ile Şapkacı arasında farklı türden bir yanlış anlama kurgulayarak, Rusça "provodit vremia" (zaman geçirmek) ifadesini kullanır. "Provodit" fiili, "eşlik etmek" manasına da gelmektedir. Çeviride Alice, zamanı bu şekilde geçirmenin sıkıcı olduğunu söyler, Şapkacı ise Alice'e, Zaman'ın hassas olduğunu, ona eşlik ettiği taktirde, sıkıcı olduğunu söylememesi gerektiği uyarısında bulunur.


Nabokov Alice metninde, hayatının sonraki dönemlerindeki çevirmenlik anlayışıyla hiç uyuşmayacak şekilde, metne dair kavrayışı doğrultusunda, bazı yerlerde bir kelimeyi ya da ifadeyi hiç çevirmeden geçebilmiştir. Örneğin, "Kediler yarasaları yer mi? Yarasalar kedileri yer mi?" sorusuna (burada, Carroll'ın "cat" (kedi) ve "bat" (yarasa) kelimelerinin yerini değiştirerek yarattığı mizahi bir etki söz konusu) Alice'in getirmeye çalıştığı açıklamayı çevirmemeyi tercih etmiştir. Yine, "Pig and Pepper" başlıklı bölümde Düşes'in çocuğunu sertçe sallayarak şarkı söylediği kısmı, olduğu gibi atmıştır Nabokov; muhtemelen, bu sahnedeki aleni şiddetten rahatsızlık hissetmiştir.

Natalija Vid'e göre, Nabokov'un çevirisindeki bu eksiltmelere ve Victoria dönemine ilişkin göndermelerin kaybolmasına rağmen, sonuç olarak, Rus çocuklarının kurmacayla gerçeklik arasındaki oyunu fark etmelerini sağlayan, onların Lewis Carrol'ın paradoksal ve çekici dünyasındaki özgün mizahın tadını çıkarmasına, romanda sunulan mantık ve dil oyunlarını kavramasına imkân veren bir metin ortaya çıkmıştır.


*Sonradan Alice'i Rusçaya tercüme eden bir başka çevirmen, Boris Zakhoder, şiirleri yerelleştirirken klasik metinlerden uzak durmuş, ünlü çocuk şiirleri üzerinden gitmeyi tercih etmiştir.



11 Mayıs 2015 Pazartesi

Yine Shakespeare ve Nabokov üzerine


Mîna Urgan'ın Shakespeare ve Hamlet adlı incelemesini, geçtiğimiz haftalarda bitirdim. Nabokov metinlerini okurken tekrar tekrar yönelmek ihtiyacını hissettiğim bir isim, Shakespeare. Bir yazarı okumak, bir bakıma o yazarın arka planını oluşturan diğer yazarları da okumak anlamına geliyor. Bazen, okuduğumuz hikâyenin gerisinde başka bir hikâyenin seslerinin duyulduğunu fark ediyoruz; benzer temalar, üslup ve biçim benzerlikleri, çağrışımlar söz konusu oluyor. Nabokov gibi yazarlar ise, kendi edebi arka planlarını oluşturan kişileri, eserleri bilhassa duyuruyor ya da hissettiriyorlar bize; mesela Solgun Ateş, başta Shakespeare olmak üzere, batı edebiyatının yazarlarına, şairlerine, eserlerine onlarca gönderme içeriyor. Bildiğiniz üzere, romanın ismi doğrudan Shakespeare'in eserlerinden alınmış zaten. 

Nabokov'un gözdesidir Shakespeare; Konuş Hafıza'da, onunla doğum günlerinin aynı olduğundan bahseder. Bu doğru değildir aslında. Nabokov doğduğu zaman Rusya'da geçerli olan Jülyen takvimine göre, doğum günü 10 Nisan'dı; bu tarih, daha sonra kabul edilen Gregoryen takvimde 22 Nisan'a denk geliyor. Fakat 20. yüzyıla girilirken Jülyen (eski usul) takvim, Batı takviminin bir gün gerisine düştü; bu gün kaybı hesaba katılınca, Rusya'daki 10 Nisan 1900 tarihinin, Paris, Prag ya da Ithaca'da, Shakespeare'in doğum tarihi olan 23 Nisan'a denk gelmesi gerekiyor. Ama Nabokov'la Shakespeare'in aynı gün doğduğu sonucuna gene de varamıyoruz, çünkü John Shakespeare'in oğlu William Shakespeare, 26 Nisan 1564'te vaftiz olmuş ama hangi gün doğduğu kesin olarak bilinmiyor. Vaftiz töreni genellikle çocukların doğumundan birkaç gün sonra yapıldığı için, Shakespeare'in doğum gününün 23 Nisan olduğu kabul edilmiş. Daha da eğlenceli olmak üzere, ozanın doğum günü de Jülyen takvimine dayanıyor; oysa şu anda uygulamada olan Gregoryen (miladi) takvime göre, Shakespeare 3 Mayıs'ta doğmuş! 

***

Shakespeare hakkında bilmediğimiz birçok şey var. Yüzünü bilmiyoruz; yukarıdaki kitap kapağında yer alan portrenin ona ait olup olmadığı kesin değildir. İmzası dışında el yazısını bilmiyoruz; çünkü oyunlarının el yazmalarından tek satır bile geçmemiş elimize. Hatta Shakespeare'in kendi adını nasıl yazdığını bile kesin olarak bilmiyoruz; çünkü imzaları Shakespeare, Shakesper, Shakespere gibi değişik biçimler almış. Şiir ve oyunlarından bazılarının, gerçekten Shakespeare'e ait olup olmadığı tartışmalı. Oyunlarını onun adıyla başka kişilerin yazdığını savunanlar da var; kimine göre Christopher Marlowe, kimine göre Earl of Oxford, kimine göre Francis Bacon yazmıştı oyunları. "Shakespeare adayları" listesi bu isimlerle sınırlı değil üstelik. Ama bugün ezici çoğunluk, Shakespeare'in eserlerini yazan kişinin gerçekten William Shakespeare olduğunda hemfikir.

Shakespeare'in usta bir şair olduğunu biliniyor ama oyunlarının çağlar boyunca değerinden bir şey kaybetmemesi, bu oyunlarda ele alınan "evrensel değerler"le açıklanıyor sıklıkla. Bu doğrudur şüphesiz; Mîna Urgan, Polonyalı Jan Kott'un "Shakespeare çağdaşlarımızın en büyüğüdür," dediğini hatırlatıyor. Yine Urgan'ın aktardığına göre, Peter Quenell Shakespeare'in her kuşakla sanki yeniden doğduğunu ve her doğuşunda da sanki daha canlı olduğunu belirtmiştir. Ama Shakespeare her şeyden önce bir dil ustasıdır. Nikolay Gogol biyografisinde, "Gogol’ün eserleri, tüm başarılı edebi yapıtlarda olduğu gibi, fikir değil lisan fenomenleridir," diyen Nabokov'un bu sözü, Shakespeare için de geçerlidir herhalde. Nabokov Strong Opinions'ta, "Shakespeare'in poetik söz dokusu, dünyanın bildiği en muhteşem söz dokusudur; oyunlarının oyun olmak anlamındaki yapısına kat be kat üstündür," ifadesini kullanmıştı. Bu dili çevirmek, başlı başına bir meseledir. Mîna Urgan'ın belirttiği üzere, tiyatro yazarı Shakespeare başka bir dile çevrilebilir elbette; ama bu oyun yazarıyla kaynaşmış şairi çevirmenin pek olanağı yoktur. Gerçi rahmetli Talât Sait Halman ozanın şiirlerini Türkçeye kazandırmak hususunda hayranlık uyandırıcı bir başarı kazanmıştır ama, Türkçedeki Shakespeare oyunlarının dili, özgün metindeki şiirsellikten hayli uzaktır. İster istemez böyle olmaktadır; çünkü bunları çeviren kişi, sahnelenecek ve seyirci karşısına çıkacak bir metinle uğraştığını unutmamak zorundadır. Sonuç olarak, oyun çevirisinde "performatif" bir yaklaşım ön plana çıkar. Samuel Schuman'dan öğrendiğimize göre, Nabokov henüz Rus dilinde yazdığı senelerde, Shakespeare'den bazı çeviriler yapmış. Hamlet'in tamamını çevirmeyi tasarlamış fakat bu işin sonuna gelememiş.

***

Shakespeare'in İngilizcesi, eski bir İngilizcedir. Ama okunduğu zaman anlaşılmayacak denli eski değildir. Anadili İngilizce olanlar, hele hele açıklayıcı notlar düşülmüş nüshalardan, Shakespeare'in eserlerini rahatça okuyabiliyor. Ancak Shakespeare oyunlarındaki dilin eskimişliği, sadece kelimelerin anlamlarında değil, telaffuzlarında da farklılık yarattığı için, bu oyunlar günümüzde özgün diliyle sahneye konulurken, bazı aksaklıklar ortaya çıkabiliyor; İngiliz dilinde "pun" denen, farklı anlamlı sesdeşler üzerinden kurulan söz oyunları kaybolabiliyor. Yahut bir sözcük o zamanın telaffuzuyla seslendirildiğinde önceki dizeyle kafiye oluştururken, çağdaş İngilizcenin telaffuzuyla seslendirilince kafiye bozuluyor. Bu durumla ilgili güzel bir sesli örnek isteyenler, aşağıdaki linkten, bir babayla oğlunun Shakespeare metinlerini eski ve yeni telaffuzla seslendirişini içeren videoya ulaşabilir:


***

Shakespeare anlatıları her daim tazedir ama esasen, oyunların konuları, Shakespeare'den önceki dönemde duyulmamış, işlenmemiş konular değildir. Mîna Urgan'a göre Shakespeare birçok kaynağa başvurur ama başlıca kaynağı, İtalyancadan çevrilmiş "novella" denen uzun öyküler, 16. yüzyılda yazılmış tiyatro oyunları, İngiliz tarihini ele alan Holinshed's Chronicle adlı vakayiname ve Thomas North'un, Plutarkhos'un yaşamöykülerinden yaptığı ünlü çeviridir. Birinci yüzyılda yaşamış olan Plutarkhos, güvenilir bir tarihçi olmakla kalmaz, yaşamını anlattığı kişilerin karakterlerini aydınlatan öyküler söyler ve onları yakından tanımışcasına, gizli kalan birçok özelliklerini gözler önüne serer. "Zaten Plutarkhos'un amacı, tarihsel olaylardan çok, bu olaylarda rol oynayanları ele almaktır. Bir insanın gerçek kişiliğinin gelişigüzel söylenmiş bir sözden ya da küçük bir hareketten anlaşılabileceğine inandığı için, bir tarihçinin gözünde belki de hiç önemli sayılmayacak ayrıntılar üzerinde durur. Shakespeare için de önemli olan bu ayrıntılardır." diyor Mîna Urgan. Nabokov'un da, gözde yazarı ve referans kaynağı Shakespeare gibi, ayrıntılara büyük önem verdiği bilinir. Cornell Üniversitesi'ndeki derslerinde öğrencilerden, "her zaman yeni bir dünyanın yaratımı olan sanat eserini" daha iyi anlamak için ayrıntıları, "kutsal ayrıntıları" "fark edip sevmelerini" istemişti.