11 Mayıs 2015 Pazartesi

Yine Shakespeare ve Nabokov üzerine


Mîna Urgan'ın Shakespeare ve Hamlet adlı incelemesini, geçtiğimiz haftalarda bitirdim. Nabokov metinlerini okurken tekrar tekrar yönelmek ihtiyacını hissettiğim bir isim, Shakespeare. Bir yazarı okumak, bir bakıma o yazarın arka planını oluşturan diğer yazarları da okumak anlamına geliyor. Bazen, okuduğumuz hikâyenin gerisinde başka bir hikâyenin seslerinin duyulduğunu fark ediyoruz; benzer temalar, üslup ve biçim benzerlikleri, çağrışımlar söz konusu oluyor. Nabokov gibi yazarlar ise, kendi edebi arka planlarını oluşturan kişileri, eserleri bilhassa duyuruyor ya da hissettiriyorlar bize; mesela Solgun Ateş, başta Shakespeare olmak üzere, batı edebiyatının yazarlarına, şairlerine, eserlerine onlarca gönderme içeriyor. Bildiğiniz üzere, romanın ismi doğrudan Shakespeare'in eserlerinden alınmış zaten. 

Nabokov'un gözdesidir Shakespeare; Konuş Hafıza'da, onunla doğum günlerinin aynı olduğundan bahseder. Bu doğru değildir aslında. Nabokov doğduğu zaman Rusya'da geçerli olan Jülyen takvimine göre, doğum günü 10 Nisan'dı; bu tarih, daha sonra kabul edilen Gregoryen takvimde 22 Nisan'a denk geliyor. Fakat 20. yüzyıla girilirken Jülyen (eski usul) takvim, Batı takviminin bir gün gerisine düştü; bu gün kaybı hesaba katılınca, Rusya'daki 10 Nisan 1900 tarihinin, Paris, Prag ya da Ithaca'da, Shakespeare'in doğum tarihi olan 23 Nisan'a denk gelmesi gerekiyor. Ama Nabokov'la Shakespeare'in aynı gün doğduğu sonucuna gene de varamıyoruz, çünkü John Shakespeare'in oğlu William Shakespeare, 26 Nisan 1564'te vaftiz olmuş ama hangi gün doğduğu kesin olarak bilinmiyor. Vaftiz töreni genellikle çocukların doğumundan birkaç gün sonra yapıldığı için, Shakespeare'in doğum gününün 23 Nisan olduğu kabul edilmiş. Daha da eğlenceli olmak üzere, ozanın doğum günü de Jülyen takvimine dayanıyor; oysa şu anda uygulamada olan Gregoryen (miladi) takvime göre, Shakespeare 3 Mayıs'ta doğmuş! 

***

Shakespeare hakkında bilmediğimiz birçok şey var. Yüzünü bilmiyoruz; yukarıdaki kitap kapağında yer alan portrenin ona ait olup olmadığı kesin değildir. İmzası dışında el yazısını bilmiyoruz; çünkü oyunlarının el yazmalarından tek satır bile geçmemiş elimize. Hatta Shakespeare'in kendi adını nasıl yazdığını bile kesin olarak bilmiyoruz; çünkü imzaları Shakespeare, Shakesper, Shakespere gibi değişik biçimler almış. Şiir ve oyunlarından bazılarının, gerçekten Shakespeare'e ait olup olmadığı tartışmalı. Oyunlarını onun adıyla başka kişilerin yazdığını savunanlar da var; kimine göre Christopher Marlowe, kimine göre Earl of Oxford, kimine göre Francis Bacon yazmıştı oyunları. "Shakespeare adayları" listesi bu isimlerle sınırlı değil üstelik. Ama bugün ezici çoğunluk, Shakespeare'in eserlerini yazan kişinin gerçekten William Shakespeare olduğunda hemfikir.

Shakespeare'in usta bir şair olduğunu biliniyor ama oyunlarının çağlar boyunca değerinden bir şey kaybetmemesi, bu oyunlarda ele alınan "evrensel değerler"le açıklanıyor sıklıkla. Bu doğrudur şüphesiz; Mîna Urgan, Polonyalı Jan Kott'un "Shakespeare çağdaşlarımızın en büyüğüdür," dediğini hatırlatıyor. Yine Urgan'ın aktardığına göre, Peter Quenell Shakespeare'in her kuşakla sanki yeniden doğduğunu ve her doğuşunda da sanki daha canlı olduğunu belirtmiştir. Ama Shakespeare her şeyden önce bir dil ustasıdır. Nikolay Gogol biyografisinde, "Gogol’ün eserleri, tüm başarılı edebi yapıtlarda olduğu gibi, fikir değil lisan fenomenleridir," diyen Nabokov'un bu sözü, Shakespeare için de geçerlidir herhalde. Nabokov Strong Opinions'ta, "Shakespeare'in poetik söz dokusu, dünyanın bildiği en muhteşem söz dokusudur; oyunlarının oyun olmak anlamındaki yapısına kat be kat üstündür," ifadesini kullanmıştı. Bu dili çevirmek, başlı başına bir meseledir. Mîna Urgan'ın belirttiği üzere, tiyatro yazarı Shakespeare başka bir dile çevrilebilir elbette; ama bu oyun yazarıyla kaynaşmış şairi çevirmenin pek olanağı yoktur. Gerçi rahmetli Talât Sait Halman ozanın şiirlerini Türkçeye kazandırmak hususunda hayranlık uyandırıcı bir başarı kazanmıştır ama, Türkçedeki Shakespeare oyunlarının dili, özgün metindeki şiirsellikten hayli uzaktır. İster istemez böyle olmaktadır; çünkü bunları çeviren kişi, sahnelenecek ve seyirci karşısına çıkacak bir metinle uğraştığını unutmamak zorundadır. Sonuç olarak, oyun çevirisinde "performatif" bir yaklaşım ön plana çıkar. Samuel Schuman'dan öğrendiğimize göre, Nabokov henüz Rus dilinde yazdığı senelerde, Shakespeare'den bazı çeviriler yapmış. Hamlet'in tamamını çevirmeyi tasarlamış fakat bu işin sonuna gelememiş.

***

Shakespeare'in İngilizcesi, eski bir İngilizcedir. Ama okunduğu zaman anlaşılmayacak denli eski değildir. Anadili İngilizce olanlar, hele hele açıklayıcı notlar düşülmüş nüshalardan, Shakespeare'in eserlerini rahatça okuyabiliyor. Ancak Shakespeare oyunlarındaki dilin eskimişliği, sadece kelimelerin anlamlarında değil, telaffuzlarında da farklılık yarattığı için, bu oyunlar günümüzde özgün diliyle sahneye konulurken, bazı aksaklıklar ortaya çıkabiliyor; İngiliz dilinde "pun" denen, farklı anlamlı sesdeşler üzerinden kurulan söz oyunları kaybolabiliyor. Yahut bir sözcük o zamanın telaffuzuyla seslendirildiğinde önceki dizeyle kafiye oluştururken, çağdaş İngilizcenin telaffuzuyla seslendirilince kafiye bozuluyor. Bu durumla ilgili güzel bir sesli örnek isteyenler, aşağıdaki linkten, bir babayla oğlunun Shakespeare metinlerini eski ve yeni telaffuzla seslendirişini içeren videoya ulaşabilir:


***

Shakespeare anlatıları her daim tazedir ama esasen, oyunların konuları, Shakespeare'den önceki dönemde duyulmamış, işlenmemiş konular değildir. Mîna Urgan'a göre Shakespeare birçok kaynağa başvurur ama başlıca kaynağı, İtalyancadan çevrilmiş "novella" denen uzun öyküler, 16. yüzyılda yazılmış tiyatro oyunları, İngiliz tarihini ele alan Holinshed's Chronicle adlı vakayiname ve Thomas North'un, Plutarkhos'un yaşamöykülerinden yaptığı ünlü çeviridir. Birinci yüzyılda yaşamış olan Plutarkhos, güvenilir bir tarihçi olmakla kalmaz, yaşamını anlattığı kişilerin karakterlerini aydınlatan öyküler söyler ve onları yakından tanımışcasına, gizli kalan birçok özelliklerini gözler önüne serer. "Zaten Plutarkhos'un amacı, tarihsel olaylardan çok, bu olaylarda rol oynayanları ele almaktır. Bir insanın gerçek kişiliğinin gelişigüzel söylenmiş bir sözden ya da küçük bir hareketten anlaşılabileceğine inandığı için, bir tarihçinin gözünde belki de hiç önemli sayılmayacak ayrıntılar üzerinde durur. Shakespeare için de önemli olan bu ayrıntılardır." diyor Mîna Urgan. Nabokov'un da, gözde yazarı ve referans kaynağı Shakespeare gibi, ayrıntılara büyük önem verdiği bilinir. Cornell Üniversitesi'ndeki derslerinde öğrencilerden, "her zaman yeni bir dünyanın yaratımı olan sanat eserini" daha iyi anlamak için ayrıntıları, "kutsal ayrıntıları" "fark edip sevmelerini" istemişti. 



Hiç yorum yok: