12 Kasım 2015 Perşembe

Nabokov'un Mektupları


Edebî tür olarak mektupla, özel mektuplar arasında fark var: İlki zaten basılmak üzere yazılmış; diğerindeyse böyle bir gaye söz konusu değil. Ama özel mektuplar da, ünlü bir edebiyatçının elinden çıkmışsa şayet, genellikle  bir edebi güzellik taşıyor ve yazarın ölümünden sonra arşiv değeri kazanıyor; biyografik çalışma yapmak isteyenler ve söz konusu edebî kişiliği daha yakından tanımak isteyenler için, paha biçilmez bir kaynak niteliğinde oluyor. Sevgili yazarım Nabokov’un mektupları için de aynı şey geçerli tabii.

Nabokov, romanlarında ve öykülerinde her zaman, yarattığı karakterlerle okuru arasına belli bir mesafe koymuş, bu mesafe marifetiyle, kendi iç dünyasını sergilemekten özenle sakınmış bir yazar. Yaşamı boyunca kamusal imajını dikkatle oluşturmuş, gazete ve dergi mülakatlarında soruları yazılı olarak cevaplamayı tercih etmiş, mülakatların son halini basılmadan önce görüp gerekli düzeltmeleri yapmakta ısrarcı olmuş; katıldığı televizyon programlarında, önceden hazırladığı notları kahve fincanlarının, vazoların ardına saklamaya gayret etmiş. Oluşturduğu gizemli ve oyunbaz yazar portresi, bir noktadan sonra onun gerçek kişiliğini, müstehzilik perdesinin gerisindeki asıl fikirlerini ayırt etmeyi zorlaştırmış. Nabokov’un mektupları, perdeyi aralayan, muammalı kurguların gerisindeki insanla tanışmamızı sağlayan ilk elden kaynaklar olarak önemli.

Vladimir Nabokov’un mektuplarının bir kısmı, ölümünden sonra (hiçbiri Türkçeye çevrilmemiş) üç ayrı kitapta yer alıyor: Bunlardan biri, 1940 ile 1977 arasında yazılmış mektuplardan seçmeler; bir diğeri, Nabokov’la Edmund Wilson’ın 1940-1971 arasındaki yazışmalarını içeriyor; sonuncusu da, geçen yıl basılan Letters to Véra: Yazarın, eşine hitaben yazdığı mektuplar.



Yukarıdaki kitaplardan ilkini, yani 1940-1977 arası mektuplardan seçmeleri yakın zaman önce okudum. Açıklayıcı notlarıyla birlikte toplam 624 sayfalık bir kitap. Véra ve Dmitri Nabokov tarafından seçilmiş mektupların bazılarının aslı İngilizce; bazıları ise Rusçadan çevrilerek kitaba konmuş. Mektupların çoğu bizzat Nabokov tarafından, bazıları da onun adına eşi Véra tarafından yazılmış. Véra’nın yazıp gönderdiği mektuplar, esasen yayıncılara ve Nabokov’dan bilgi, mülakat, imzalı kitap ya da fotoğraf talep edenlere vs. yönelik. Bazen, Nabokov’un yoğun işlerinden başını kaldıramadığı zamanlarda, yakın dostlarına kocası yerine Véra’nın cevap verdiği de olmuş. Véra, Nabokov’un her şeyiydi zaten: Özel şoförü (Nabokov araba kullanamazdı), metinlerini temize çeken kişi (Nabokov daktilo kullanmayı hiç öğrenmedi), sekreteri (kocasının dikte ettiği edebi metinleri ve mektupları yazardı), eserlerinin ilk okuru ve eleştirmeni (edebi hususlarda, başkalarının dile getiremeyeceği sözler söylemek, uyarılarda bulunmak, Véra’nın ayrıcalığıydı). Çocukları Dmitri (opera sanatçısı, otomobil yarışçısı, playboy ve babasının başlıca çevirmeni olan ilginç bir figür), Rusça mektupların İngilizceye çevrilmesini üstlenmiş.

Giriş yazısına göre, Vladimir Nabokov’un yazışmalarının küçük bir bölümünü oluşturan bu mektuplar, edebiyatçının şu veçhelerini ortaya koyacak şekilde seçilmiş:

1. Nabokov’un yazar olarak evrimi ve yaratım sürecine dair kavrayışı
2. akademik etkinliği
3. tutkuları: böcekbilim ve satranç
4. hayatının bazı önemli detayları
5. aile ilişkileri
6. sanatsal ve kişisel ahlakı
7. bir bakkal alışverişi listesinden tutun, ailevi ya da sanatsal meselelere dair önemli mektuplara kadar her şeyde sergilediği mizah ve özgünlük.


1940, Nabokov ailesinin SS Champlain gemisiyle Amerika’ya göç ettiği yıl; 1977 ise Nabokov’un ölüm yılı. Dolayısıyla bu mektuplar, Nabokov’un Amerika macerasından ve hayatının son dönemini geçirdiği İsviçre’den enstantaneler sunuyor. Yazarın yayınevi temsilcileriyle ve dergi editörleriyle diyalogları arasında, zaman perspektifi içinde, Lolita’nın sorunlu yayın süreci ve Olympia Press’in yöneticisi Girodias’la yaşanan sorunlar ön plana çıkıyor. Aynı zaman akışı içinde bir başka dikkat çekici tema, “yetkili biyograf” olarak işe başlamasına kaşın, beklentilerle çok uyumsuz bir eser ortaya koyan Andrew Field’la Nabokovarasındaki, giderek bozulan ilişki. Romanların çevirilerinde çıkan sorunlar, Nabokov’un çeviri sürecine müdahaleleri dikkat çekiyor. Kadın yazarlara karşı önyargılı olduğunu belirten üstadın, çeviri alanında da cinsiyetçi bir alay ortaya koyduğunu görüyoruz: Rus Edebiyatı Dersleri’nde kıyasıya eleştirdiği Garnett’ın çevirilerini, bir mektubunda “Constance Garnett’ın kuru boku” diye anıyor. Dar (The Gift) romanının İngilizceye çevrilmesini arzu ettiğinden bahisle, “İngilizceyi Rusçadan daha iyi bilen bir adama ihtiyacım var – bir adam, kadın değil. Çevirmenler hususunda eşcinselim açıkçası,” diyor. Kendi eserleri hakkındaki görüşlerini okuyoruz; Karanlıkta Kahkaha adıyla tanıdığımız Camera Obscura'dan “en kötü romanlarımdan biri” diye bahsettiğini görüyoruz. Kimi yazar ve şairlere yönelik küçümseyici sözleri de, bu mektupların satırlarında yerini almış: “By T. S. Eliot, Bay Thomas Mann gibi koca üçkâğıtçılar”... “mide bulandırıcı, tamamen ikinci sınıf Bay Pound”… “Saul Bellow, sefil bir vasatlık”… “Mann, Galsworthy, Faulkner, Tagore ve Sartre’ın ‘büyük hüner sahipleri’ olduğunu söyleyerek öğrencileri yanlış yönlendirmeyi sürdürmek niye?”


Véra'nın elinden yazılmış bir mektupta, Nabokov'un kütüphaneci Elsie Torres'a yanıtı yer alıyor. Edebi varlığının Rus edebiyatına mı, Amerikan edebiyatına mı dahil edilmesi gerektiği hep tartışılan yazar, eserlerinin hangi raflarda yer alacağını tercih etme noktasında, tercihini Amerikan Edebiyatı kısmından yana koyuyor: En iyi eserlerini İngilizce olarak yazdığı için.


Bu mektuplarda, Nabokov'un eşsiz mizah anlayışını izlemek keyif verici: Writer's Digest dergisinden Kirk Polking, ona "yazarın toplumsal sorumluluğu" başlıklı bir yazı için, 2000 kelime karşılığında 200 dolar önermiş. Nabokov, 13 Haziran 1969 tarihli mektubunda Polking'e şu yanıtı iletiyor: 

"Sevgili Bay Polking,
"Yazarın toplumsal sorumluluğu var mıdır," sualinize yanıtım:
"HAYIR
"Bana on sent borcunuz var, efendim."
                                             Vladimir Nabokov


(İlk olarak K24 sitesinde yayımlanmıştır: http://t24.com.tr/k24/yazi/nabokov,432)


11 Kasım 2015 Çarşamba

Nabokov'un Edebiyat Dersleri konulu iki yayın: Sorunlar, sorunlar...



Birkaç yıldır ilgiyle takip ettiğim Open Culture isimli internet sitesinde, 21 Ekim 2015 tarihinde, Vladimir Nabokov'un Kafka hakkındaki derslerine dair bir yazı yayımlandı. Yakın zaman sonra, 3 Kasım 2015'te Notosoloji sitesinde, söz konusu makalenin çevirisi niteliğinde, "Nabokov'un Kafka'ya Karşı Böcek İnadı" başlıklı yazı çıktı. Yazının sonunda, "Çevirip hazırlayan: Neslihan Önderoğlu" ibaresi yer alıyor, böylece söz konusu metnin bir çeviri faaliyeti üzerinden hazırlandığı belli edilse de, kaynak belirtilmiyor: Yani Open Culture sitesindeki yazının ismi ve bağlantısı verilmiyor. Böylece, yayıncılıktaki en temel hukuki ve ahlaki kural olan kaynak gösterme zorunluluğu ihlal ediliyor.

Notosoloji sitesindeki yazı, Open Culture'daki yazının tercümesinden ibaret, fakat aynı zamanda baştan sona hayli sorunlu bir çeviri. Örneklersek:


İlk cümle şöyle: "Eğer Kafka’nın Dönüşüm’ünü İngilizce çevirisinden okuduysanız elinizdeki çeviriye göre dönüşüm geçirmiş Gregor Samsa’dan karafatma, hamamböceği ya da daha genel olarak dev bir böcek diye söz edilmektedir." 


Türkçe açısından bakarsak düzgün çeviri, "Eğer Kafka’nın Dönüşüm’ünü İngilizce çevirisinden okuduysanız, muhtemelen bu çeviride dönüşüm geçirmiş Gregor Samsa’dan karafatma, hamamböceği ya da daha genel olarak dev bir böcek diye söz edilmekteydi." olabilir. Lakin kaynak metinden "karafatma", "hamamböceği" ve "dev böcek" olarak aktarılan sözcüklerin aslı, "cockroach", "beetle" ve "gigantic insect". "Cockroach" hamamböceği ama, "beetle" karafatma" değil: Redhouse sözlüğü, "kınkanatlı böcek" karşılığını veriyor. 


"Bunu yazıda çok açık hale getirmek..." diye başlayıp "... Kafka'nın bakış açısına göre hikâye ilerledikçe mutasyon da devam etmeyecekti." diye biten cümlede, anlam tersine dönmüş. Kaynak metindeki bitiş: "-one that mutates as the story proceeds"; yani hikâye ilerledikçe mutasyon devam etmeyecek değil, edecek deniyor. "Ben burada bugs'dan -böceklerden- söz ediyorum, humbugs'dan -riyakârlardan- değil, demiştir" şeklindeki kısımda, "I'm interested here in bugs" deniyor aslında; "interested" kelimesi "söz etmek" değil, "ilgilenmek" olarak çevrilmeliydi. "Humbugs" ise "riyâkar" anlamına gelmez; "sahtekâr" olarak çevrilebilirdi.


Bu kısa metin çevirisindeki diğer sorunlara değinmeye gerek duymuyorum. Metni "çevirip hazırladığı" belirtilen Sayın Neslihan Önderoğlu, bildiğim kadarıyla çevirmen değil, yazar. Dolayısıyla çeviri hatalarına hoşgörüyle bakılabilir belki ama, kaynak belirtmeden Josh Jones'un Open Culture'daki yazısını bu şekilde kullanmak mazur görülemez. Kaynak mutlaka verilmeliydi. Böylece, Nabokov'un derslerinde böceği çizmesinin, böceğin resmedilmemesi gerektiğini söyleyen Dönüşüm'ün yazarına saygısızlık olduğu şeklindeki yersiz iddia da üstlenilmemiş olurdu. Zira söz konusu böcek çizimi Nabokov'un "Edebiyat Dersleri" kitabında yer almasına karşın, esasen onun, basılması niyetiyle yaptığı bir çizim değildir. Nabokov'un kitaplaştırılmasına pek sıcak bakmadığı ders notları, kendisinin ölümünden sonra oğlu ve karısı tarafından yayımlanmıştır. Dolayısıyla Josh Jones, gençlerin bir edebi yapıta nüfuz etmesini hedefleyen çizim ve açıklamaların Kafka'ya saygısızlık olduğunu söylemekle, bence aşırıya kaçmaktadır.


* * *

Yine Notosoloji'de çıkan, 31 Ekim 2015 tarihli "İyi Okurlarla İyi Yazarlar" başlıklı yazıya da değinmek isterim. Söz konusu yazı, "Akşit Göktürk" çevirisi olarak yayımlanmış, ancak yazının Edebiyat Dersleri metninden alıntı olduğu da, rahmetli Akşit Göktürk'ün çevirisinin nerede yayımlandığı da belirtilmemişti. Yazıya bugün (10 Kasım 2015'te) baktığımda, bir okur yorumu ve Notosoloji sitesinin yanıtını gördüm. Bu yorumun ve verilen yanıtın ekran görüntüsü aşağıda:


Gerçekten de "düzeltilmiş". Bu kez, "Kaynak: Edebiyat Dersleri, Çevirenler: Ayşe Lucie Batur ve Fatih Özgüven" ibaresi konulmuş. Yalnız bir sorun var: Evet, Notosoloji'nin yayımladığı metin Edebiyat Dersleri'nden, ama çeviri Batur ve Özgüven'in İletişim Yayınları'ndan çıkan çevirisi değil: Başka bir çeviri. Ya Notosoloji'nin evvelce yazdığı gibi Akşit Göktürk'e, ya da başka birine ait. Bilemiyoruz. Sitenin Edebiyat Dersleri baskısına hiç bakmadan, yukarıdaki okur yorumunu doğru kabul etmesini, bu seviyedeki özensizliği anlamak zor.

Tek anladığım şu: Nabokov üzerine yazanlar bile, Nabokov'u okumuyor. Özgün metinler bir yana, bu metinlerin kitap olarak basılmış çevirilerine dahi el atmaya üşeniyorlar.