23 Aralık 2015 Çarşamba

Edebiyatın Kesişen Yollarında Nabokov




Milattan önce 20 senesinde Roma İmparatoru Augustus, Miliarium Aureumadında –“altın kilometre taşı” diye çevrilebilir– bir anıt inşa ettirmiş. O günden sonra imparatorluğun tüm yollarının bu anıtın dikildiği noktada başladığı kabul edilmiş, yolların mesafesi o nokta esas alınarak hesaplanır olmuş. “Bütün yollar Roma’ya çıkar” şeklindeki meşhur sözün buradan geldiğini düşünenler var.

Edebiyatın Miliarium Aureum’u var mıdır? Bir tasavvur seviyesinde de olsa, vardır gibime geliyor. Bence has, nitelikli edebiyatın, bu edebiyata dâhil ürünlerin yolları birbirine çıkar ve nihayetinde tüm yollar Miliarium Auerum’da buluşur. Edebiyat okurlarının da böyle altın kilometre taşları mevcuttur. Yirminci yüzyılın (aslında tüm zamanların) en önemli yazarlarından Vladimir Vladimiroviç Nabokov, beslendiği dilsel, kültürel, edebi kaynaklar ve bu kaynakları bir araya getirip kullanma yöntemleri açısından, bence böylesi bir kilometre taşı, bir buluşma noktasıdır.

Nabokov’un dört eserinde çevirmen olarak imzam var: İlk olarak, otobiyografik yapıtı Konuş Hafıza’yı çevirdim; onu Nikolay Gogol biyografisi takip etti. Rusça yapıtlara dair inceleme ve tahlillerden müteşekkil Rus Edebiyatı Dersleri’nin bir kısmını ve abidevi romanı Solgun Ateş’i Türkçeleştirdim. Andrea Pitzer’in yazdığı Vladimir Nabokov – Yazarın Gizli Tarihi adlı yaşam öyküsü de benim çevirimle çıktı. Birkaç yıl içinde çok yoğun bir çalışmayla tamamladığım bu çevirilerin ardından, www.nabokovblog.blogspot.comadresinde Nabokov Günlüğü adında bir blog oluşturdum. 2014’ün ortalarında yazmaya başladığım bu blogda şu güne kadar 78 makale birikti. Makaleler arasında hem büyük yazarın eserlerine dair açıklamalarım, değerlendirmelerim, okumalarımdan edinip paylaştığım kimi bilgiler, hem de Nabokov çevirilerinin ve Nabokov’la bağlantılı kimi metinlerin eleştirileri var. Nabokov’un tercümanları arasına katıldığım tarihten bu yana –aşağı yukarı altı yıl oluyor– onun İngilizce olarak yazdığı ya da Rusça aslından İngilizceye çevrilmiş her metni incelemeye gayret ettim: Bu doğrultuda, yazarın tüm romanlarını okudum. Öykülerinin, şiirlerinin, tiyatro oyunlarının, mektuplarının, mülakatlarının, edebiyat derslerinin önemli bölümünü okudum, okumaya devam ediyorum. Nabokov araştırmacılarının yazdığı kitapları, makaleleri de bu okuma sürecine dâhil ettim elbette. Edindiğim birikimi mümkün olduğunca, Nabokov Günlüğü’nün sayfalarına aktardım. Bütün bu okumalar ve paylaşımlar beni bu yazarın uzmanı değil, fakat öğrencisi ve meraklısı yaptı; aynı zamanda, edebiyatın kesişen yollarında çıktığım zevkli yolculukların vesilesi oldu. Yedi aylık çeviri süreci içinde beni bir yandan tüketirken öbür yandan besleyen Solgun Ateş’e düştüğüm 190 adet dipnotta, Nabokov’un edebi referanslarının çokluğunu, zenginliğini izleyebilirsiniz: İskandinav mitolojisinden başlayıp Rusya’nın ve Batı dünyasının edebi kişiliklerine uzanan perspektifte, Shakespeare, Dostoyevski, Puşkin, Turgenyev, Pope, Goethe, T. S. Eliot, Joyce, Proust, Robert Frost, Robert Browning, Conan Doyle, Samuel Johnson, Oliver Goldsmith, Wordsworth, La Fontaine, Jonathan Swift, E. A. Poe, Thomas Hardy ve başka edebiyatçılara göndermeler, birbiri ardına boy gösterir.


Nabokov, yapıtlarında edebiyatçıların ardından en fazla kelebeklere, sonra da ressamlara göndermede bulunur. Görüntülerle düşünür, renklere büyük önem atfeder. Ada'da, "seslerin renkleri, renklerin kokuları vardır," diye yazar. Metinlerinde geçmiş ve şimdiki zaman, renklerle doludur. Buna karşın, müziğe pek yer vermez; zaten –gariptir– müzik dinlemeyi sevmez ve genel olarak müzikli bir dille yazmaz. O bir ressamdır: kelimelerin ressamı. Buna karşılık, müziğe en yakın tür olarak görülen şiirin ustasıdır ve roman metninin  içine uzun bir şiir yerleştirmek gibi son derece zor bir işi, Solgun Ateş’te mükemmelen başarmıştır. Üç dile hâkimdir: Anadili olan Rusça, İngilizce ve Fransızca. Sebastian Knight’ın Gerçek Yaşamı’na dek hep Rusça, bu romandan sonra ise hep İngilizce olarak vermiştir yapıtlarını. Yazarlığının gölgesinde kalan önemli bir vasfı, çevirmenliğidir. Genç yaşında Lewis Carroll’ın Alice Harikalar Diyarında kitabını, ileri yaşlarında kendi sansasyonel eseri Lolita’yı Rusçaya çevirmiştir. Nabokov’un lisan bilgisi ve çokdilliliği, metinlerini de biçimlendirir: Seçtiği birçok kelimede diller arası oyunlar saklıdır; sıradan okur, bu tür oyunları hissetmeden geçer. Nabokov’un ustalık dönemi metinleri, baştan başa söz ve kurgu oyunlarıyla bezelidir zaten. Konuş, Hafıza’yı çevirdiğim günlerde bu oyunlar, derin bir kuşku ve güvensizlik duygusuna sevk etmişti beni. Nabokov’a itimat etmek gerektiğini anlamam, biraz zaman aldı. Yine de, bu üslup ve kurgu sihirbazının önüme çıkardığı zorlukları kolaylıkla, güvenle aştığımı söyleyemem. Nabokov kendi çeviri anlayışı çerçevesinde, anlama sadık aktarımlara büyük önem atfediyordu. Puşkin’in manzum eseri Yevgeni Onegin’den yaptığı, açıklamaları bir kitap cildi tutan İngilizce çeviriyi anmamak olmaz: Ömrünün son döneminde şiir çevirisinin imkânsızlığına kanaat getirerek Onegin’i uyaktan, ölçüden, kafiyeden sıyrılmış, sadece anlamı vermeye odaklanmış bir stratejiyle çevirmişti. Peki Solgun Ateş’e 35 sayfalık uyaklı, vezinli bir şiir yerleştirirken ve bu şiirde yer alan iki sözcük arasındaki ses benzerliğini başka bir dilde yeniden kurmanın zorluğundan bahisle, “Shade’in şiirini çevirenler, bir tuş vuruşuyla ‘mountain’ı (‘dağ’) ‘fountain’a (‘fıskiye’) dönüştürme sorununu yaşayacaktır ister istemez,” derken, çevirmenin aklından neler geçeceğini düşünerek bıyık altından gülmüş müydü acaba? Nabokov’un hiçbir zaman bıyığı olmamıştı gerçi!


Vladimir Nabokov’dan bahsettiğimiz bu yazıda, bize ayrılan karakter sayısının sonuna geldik. Bir hatırlatmayla bitirelim: Henüz Nabokov’un Rusça olarak yazdığı hiçbir metin Türkçeye çevrilmedi (Maşenkaadlı romanın çevirisi, Mary başlıklı İngilizce çeviri üzerinden yapılmıştı). İngilizce romanlarından Bend Sinister ve Look At the Harlequins! de Türkçede yok. Öykülerinin bir bölümünü, şiirlerini, tiyatro oyunlarını, mektuplarını, mülakatlarından derlenen kitapları dilimizde okumak mümkün değil. Bölük pörçük Nabokov algımızın onarılması ve bütünlenmesi için, bu eserlerin çevirisine eğilmek şart: Bir, iki, üç, daha fazla Nabokov!




Hiç yorum yok: