9 Şubat 2016 Salı

Orhan Veli Ne Yapmıştı?


Bu yazı, Ercan Yılmaz’ın K24’te yayımlanan “Şiir Sokakta” mı? başlıklı yazısına bir cevap denemesidir.

“Şiir sokakta” hareketinden yola çıkan söz konusu yazının önemli bir kısmı, benim de onaylayabileceğim savunular içeriyordu. Ancak şu cümleye geldiğimde içimi derin düşünceler kapladı:

“Orhan Veli’nin çabalarıyla şiir, sokağa ‘düşürülmüştü’ şimdi onun süreği ‘şairler’ ve sözde ‘şiir okurları’ tarafından ayağa düşürülüyor.”

Bu cümle üzerinden bir şeyler söylemek istiyorum ama önce, Ercan Yılmaz’ın kimliği üzerinde biraz duralım. Kimdir kendisi: Yıllar öncesinde, çiçeği burnunda bir radyo prodüktörü olarak geldiğim Trabzon’da tanıştığım, idealist, göz alıcı bir edebiyat öğretmeni ve genç bir şairdi. Adapazarlıydı; ismini hem bu şehir merkezinin yerel kısaltmasından alan, hem de mecazi bir anlam taşıyan, benim de bir çevirmen namzeti olarak ucundan kıyısından destek verdiğim  “Ada” dergisini çıkarmaya başlamıştı. Sonra tayin olup gitti, şiir yazmaya devam ediyor, Ada dergisi ise Serkan Türk’ün yönetiminde yaşamaya devam ediyor.

Tanıyanların çok iyi bildiği üzere, Hilmi Yavuz’un ekolünden, onun talebesi bir şairdir sevgili Ercan Yılmaz. Bahsettiğim yıllarda davetlisi olarak Trabzon’a gelen Hilmi Yavuz, Yomra Fen Lisesi’ndeki öğrencilere şiir konulu bir konferans vermişti, ben de dinleyenler arasındaydım. Hilmi Yavuz, kendi şiir anlayışını ve neyin şiir olup neyin olmadığını hayli dolambaçsız biçimde açıklarken, hocası Behçet Necatigil’in şiirlerinin yanısıra, Orhan Veli’nin de şiirleri arasında kıyaslamalarda bulunmuştu. Orhan Veli’den seçtiği şiirleri değerlendirirken, “İstanbul’u dinliyorum” şiirdir, ama “Yazık oldu Süleyman Efendi’ye” şiir değildir, gibisinden fikir beyanları olmuştu. Sarsıldığımı hatırlıyorum. Herhalde en az on bir-on iki yıl geçti ama o sözler ve içimdeki sarsıntı hiç hatırımdan çıkmadı.

Sözün kendisi kadar, söyleyeni de önemlidir şüphesiz. Söz sahibi Hilmi Yavuz gibi Türk şiirinin otorite kabul edilen bir ismi olduğu vakit, söz farklı bir ağırlık kazanır. O ağırlığı, geride duran, henüz dile getirilmemiş ama söylenen sözü desteklemek üzere dille dimağ arasında bekletilen sağlam argümanlar sağlar. Şimdi merak ediyorum, bunca zaman sonra, Hilmi Bey'in talebesi olan bir şairin kaleminden çıktığını gördüğüm sözlerin gerisinde, hangi argümanların ağırlığı var:

“Orhan Veli’nin çabalarıyla şiir, sokağa ‘düşürülmüştü’ şimdi onun süreği ‘şairler’ ve sözde ‘şiir okurları’ tarafından ayağa düşürülüyor.”

Açalım sözlüklerimizi, bakalım “sokağa düşmek” ne demek oluyor? İki anlamı var:
1)    (kadın) kötü yola düşerek orta malı olmak;
2)    (bir şey) çoğalıp değerini yitirmek.

Söz sahibi kişi şair olunca, bu anlamların ikisini de düşünerek yazdığını düşünmek lazım. Şöyle anlamak kaçınılmaz oluyor: Orhan Veli, şiiri bir kadın misali orta malı (açık ifadesiyle fahişe) haline getirmek için çaba göstermişti. Onun çabaları sonucu şiir çoğalmış, namus yoksunu, kıymetsiz hale gelmişti. Böyle anlıyorum. Kelimenin “düşürülmüştü” diye tırnak içinde yazılması, böylece bir söz oyunu yapılıyor izlenimi verilmesi, durumu değiştiriyor mu, emin değilim.

Cümlenin ikinci kısmı, “(şiir) şimdi onun süreği ‘şairler’ ve sözde ‘şiir okurları’ tarafından ayağa düşürülüyor.” ifadesi de sıkıntılı: “Sürek” kelimesinin üç anlamı var sözlükte: 1) Süren, devam eden zaman. 2) sf. Hızlı süren, hızlı giden. 3) hlk. Satmak için pazara götürülen hayvan sürüsü. Ercan Yılmaz’ın kullandığı şekliyle sürek, Türkçenin dilbilgisi açısından, ancak üçüncü sıradaki anlamda kullanılıyor olabilir: “Satmak için pazara götürülen hayvan sürüsü.”

Ercan Yılmaz hem edebiyat öğretmeni, hem şair ama ben yine de burada bir dil hatası yaptığını düşünüyorum; çünkü kendisinin Orhan Veli ve onun izinden gidenler için düşünceleri ne kadar olumsuz olsa da, herhalde onlara böyle bir sıfatı uygun göremez. Hatta eminim, kendisi ne açık açık Orhan Veli’nin şiiri fahişe seviyesine indirdiğini söylemek istemiştir, ne de şairin takipçilerine hakaret etmenin peşindedir. Ama kullandığı kelimeleri iyi seçmemiştir.

Gelgelelim, işi kelimelerle olanın, kelimelerin ustası Orhan Veli’nin hatırasına hürmeten, ondan ve sevenlerinden bahisle söylediklerini birkaç kez düşünerek, tartarak seçmesi zorunlu. Orhan Veli’nin şairliğine gerçekten hürmeti olmasa bile.

Bu noktada müsaadenizle, önümde açık duran Ana Britannica ansiklopedisi Orhan Veli hakkında ne diyor, aktarmayı arzu ederim: Acaba ozan gerçekten şiiri sokağa mı düşürmüş, yoksa başka bir şey mi yapmış? Bakın şöyle yazıyor:

“Orhan Veli, eski edebiyatı, özellikle aruzu çok iyi bilen, hece şiirinin inceliklerini kavramış … genç bir sanatçı olarak dikkati çekti. … Orhan Veli ve arkadaşlarının Türk edebiyat tarihinde ‘Garip’ hareketi ya da ‘Birinci Yeni’ diye anılan … çıkışları sözcük hiyerarşisini ve parıltılı sözcüklerin egemenliğini yıktı. Sokaktaki adamı ön plana çıkardı. … Orhan Veli’yi değerlendirirken şiirinin geçirdiği aşamaları göz önünde tutmak gerekir. O tek bir şiir yazmamış, durmadan aramış, yeni biçimler denemiş ve bunu yaparken de hem kendini hem de Türk şiirini ileriye götürmüştür. Türk edebiyatına en büyük katkısı da şiiri seçkin sınıflara özgü olmaktan çıkarıp ‘demokratikleştirme’sidir.”

Bilhassa bu son cümle önemli kanımca: Orhan Veli’nin şiire özünde ne yaptığını pek güzel özetliyor.

Ruhu şad olsun.


Hiç yorum yok: