27 Mayıs 2016 Cuma

Mendilim İri Dallı


"Mendilim iri dallı
Ucunda lira bağlı
Her kime gönül versem
Yâr başım sana bağlı"

***

Mendil deyince şimdilerde aklımıza, paket içinde satılan kâğıt mendiller gelse de, kumaştan yapılma mendiller çok önemli yer tutmuş tarih boyunca, kültürümüzde. Nurettin Albayrak’ın Ansiklopedik Halk Edebiyatı Sözlüğü’nden öğrendiğimize göre bunlar, kullanım yerlerine, şekillerine göre isimler almış: Boyna ve alna bağlanana “çenber”, el silmeye yarayanına “destimal”, kenarı işlemeli havlu şiklinde olanlara “makrama”, gözyaşı, el, burun silmeye yarayanına “mendil”, yağlı elleri ve dudakları silmekte kulanılana “yağlık”, oya yahut işlemeli nakışlarla süslenmiş olanlara “çevre” denmiş.

Türk kültür hayatında, yakın zamanlara kadar mendil, rengi, işlemesi, gönderen veya gönderilen kişi, kumaşı, büyüklüğü, sanat değeri bakımından büyük öneme sahipti. Kadınlarla erkeklerin kullandığı mendiller aynı değildi. Kadın mendilleri daha küçük, kenarları ve yüzeyi nakışlı, oyalı, dantelalıydı. Eskiden kadın kıyafetlerinde mendiller, üstlüğün göğsüne ya da omuz başına elmas başlı bir iğneyle tutturulmak suretiyle, ilgi çekici bir aksesuar olarak kullanılırdı.

Modern erkek kıyafetinde ceketin sol üst tarafındaki küçük cebe, daha çok beyaz keten veya ipek bir mendil, ya uçları yaprak gibi dökülmüş, ya da derli toplu katlanmış biçimde yerleştirilirdi. Günümüzde de farklı renk ve desenlerdeki mendilleri, aynı şekilde kullananlar var.
Okul ve evrak çantalarının kullanılmadığı eski günlerde, mahalle mektebine giden ilkokul çocukları kitaplarını cüz keselerinde, yani boyunlarına astıkları kumaştan yapılma keselerde taşır, yetişkinlerse mendile sararlardı. Özel olarak yapılan kitap mendilleri başka işlerde kullanılmaz, kenarlarına ve ortalarına bilginin kutsal olduğunu vurgulayan güzel sözler, arapça ve Farsça beyitler, kıtâlar işlenirdi.

Çoğu el emeği göz nuru olam mendiller, hatıra diye saklanan hediyelik eşya arasında uzun süre varlığını devam ettirmiş, genç kızların çeyizlerinde vazgeçilmez eşyalardan biri olmuş.

Hepsi bu kadar değil. Mendiller, renkleri ve işlemeleriyle çeşitli mesajlar verirmiş. Beyaz renk teslim olmanın, siyah hüzünlenmenin, pembe mutluluğun, kırmızı öfkenin, yeşil hayata bağlılığın ifadesiymiş. Bununla beraber, sevdalıların gizlice haberleşmesini sağlayan renk şifreleri de varmış mendillerin. Mesela:

Eflatun mendil: “Yarın evin önünden geç, mektup vereceğim.”
Mor mendil: “Hayatım senindir.”
Pembe mendil: “Pek hoşuma gidiyorsun.”
Fıstıkî mendil: “Dikkat et, komşular görebilir.”
Beyaz mendil: “Seni seviyorum.”
Kenarları sarı mendil: “Bir-iki gündür hastayım, bundan dolayı çıkamadım.”
Kenarları pembe mendil: “Sensiz yaşayamıyorum.”

Ayrıca “mendil sallamak”, “Peki, dediğin olsun,” anlamı yanında, sevince ve neşeye işaret ederdi. Trenle, vapurla, uçakla seyahate çıkışlarda da veda anlamına geliyordu elbette. Mendili ortasından tutup göstermekse, “Bu akşam bekleyeceğim,” demekti.


Türk halk edebiyatında mendil, ya sevgilinin işleyip güzel kokular sürerek yolladığı güzel bir hatıra, ya da gözyaşı silmeye yarayan bir ıstırap, çile, hasret sembolü olarak yer almış. Şu İstanbul türküsünde olduğu gibi:

“Mendilimin yeşili
Ben kaybettim eşimi
Al bu mendil sende kalsın
Sil gözünün yaşını”

Bir Erzincan türküsünde de şöyle denmiş:

“Papucum yele yele
Ben düştüm gurbet ele
Yedi mendil çürüttüm
Gözyaşı sile sile”

Giresun Bulancak yöremize ait bir mânide de, şöyle deniyor:

“Ben armudu dişlerim
Sapını gümüşlerim
Sevdiğimin ismini

Mendilime işlerim.”

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Bir Sözlüğün Yeniden Basımı: Reşad Ekrem Koçu -Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü


Reşad Ekrem Koçu denince akla önce, meşhur İstanbul Ansiklopedisi gelir. Büyük bir yayıncılık ve yazarlık macerası olarak anılan bu ansiklopedi maddi imkânsızlıklar sebebiyle “g” harfinde, “Gökçınar” maddesinde kalmış, bitirilememiş. Yeni baskısını yapmaya kimsenin yanaşmaması yüzünden, söz konusu ansiklopedi adeta bir efsane kisvesine bürünmüş durumda.

Aslında Reşad Ekrem Koçu’nun birbirinden ilginç daha birçok eseri var. Koçu, kitaplarının yanısıra yüzlerce makale de yazmış ve henüz tüm metinlerinin kapsamlı bir dökümü bile çıkarılmış değil. Doğan Kitap yakın zaman önce, 1905’te doğup 1975’te ölen bu popüler tarih yazarının önemli eserlerinden Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü’nü yeniden bastı. İlk baskısı 1967’de Sümerbank Kültür Yayınları tarafından yapılan sözlük, alanındaki ilk çalışma olması bakımından önem taşıyor ve gerek içerdiği bilgiler, gerekse anlatımındaki renklilikle ilgi çekiciliğini koruyor. Aslında ilgi çekiciliğini korumak sözü isabetli değil: bu eserin yazılmasının üzerinden geçen yarım asırlık zaman, onu daha okunası, daha önemli kılmış demek daha doğru.





250 sayfalık sözlük, ağırlıklı olarak Osmanlı dönemi İstanbul’unun, bir miktar da Anadolu insanının giyim ve süslenme unsurlarını tanıtıyor. Osmanlı padişahlarından tutun, Karadenizli balıkçılara, simitçilere, yeniçerilere, İstanbul “yosma”larına kadar figürler boy gösteriyor kitabın sayfalarında. Yazar önsözde, bu figürlerden bahisle şöyle diyor:

“Bu sözlüğü resimlendirirken, belki tenkit edilebilirim, el ile yapılmış şirin resimleri fotoğrafa tercih ettim. Resimlerin bir kısmı bu sözlük için suret-i mahsusada yapıldı, bir kısmını da kendi arşivimden aldım, ki onlar da nezaretim altında suret-i mahsusada yaptırılmış mülkiyetim altında resimlerdir. Fakat emek istismar etmedim, onlardan, arşivimden sözlüğüme, akademik bir hediye olarak faydalandım. Bu hususu bilhassa kaydediyorum.”

“Şirin resimler”in eşlik ettiği metinler, artık Topkapı Sarayı müzesi gibi yerler haricinde görmemizin, bilmemizin mümkün olmadığı giyim eşyalarını tanıtıyor bize. Mesela “arâkiye”nin tiftikten yapılmış ince, hafif bir külâh, “çakmak papuç”un burnu sivri ve yukarıya kıvrık eski bir ayakkabı, “kaşıklık”ın ise yeniçeri serpuşu “börk”ün önüne eklenmiş ve bir kaşık yahut kuş tüyü konulan parça olduğunu öğreniyoruz.

Koçu’nun sözlüğü eşyaları tanıtmakla kalmıyor, tarihin ilginç vakalarından da haberdar ediyor bizi. Örneğin 18. yüzyılda birkaç kez, kadınların sokakta açık saçık denilebilecek kıyafetlerle, aşırı süslü ve erkekleri tahrik edecek şekilde dolaşmalarının yasaklandığını, fakat yasakların bu durumun önüne geçemediğini okuyoruz. Az sayıda olmakla birlikte çağdaş giyim örneklerine de yer veren Koçu, bazı yorumlarıyla gülümsetiyor bizi. Yazara göre blucin, “Amerika’da imal edilip dünya yüzüne yayılmış, … bilhassa erkek pantalonları hali vakti yerinde ailelerin garabet düşkünü oğulları ile amele, işçi ve ayak takımı arasında çok rağbet görmüştür.”





Sözlükteki çoğu maddeyi şiirlerle, koşmalarla süsleyen Reşad Ekrem Koçu, blucin maddesinin sonunda da, “çağdaş büyük halk şairi Ali Çamiç Ağa”nın kıtasına yer veriyor:

“Üç kız geçti önümden
Güldüler sinsi sinsi.
Kurt kocamış nideyim,
Ömrün iki ellisi.
Horoz gözüm çöplükte,
Seçsem dedim hangisi.
Sordum şu pir gönlüme,
Dedi blucinlisi.”

Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü’nü yazarlara, çevirmenlere, radyoculara, tüm okurlara ve “sözlüksever”lere hararetle tavsiye ederim.

Künye:
Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü
Reşad Ekrem Koçu

Doğan Kitap, Kasım 2015

(TRT Radyovizyon dergisinin Nisan 2016 sayısında yayımlanmıştır.)