29 Haziran 2016 Çarşamba

Akıl ve Aptallık


İnsanı hayvandan ayırt edenin aklı olduğu söylenir. Aklımız, dünyayı değiştirecek işler yapmamızı sağlıyor. Yine aklımız sayesinde, evrendeki her şeye bir isim koyuyoruz. Kavramlar oluşturuyoruz; her kavramın bir de zıddı var. Beyazın zıddı siyah, iyinin zıddı kötü, sıcağın zıddı soğuk, hızın zıddı yavaşlık, gücün zıddı zayıflık, aklın zıddı ise aptallık. Zıddı olmayan kavramın, kendisi de olamıyor. Güneş batınca gece çöktüğü için, gündüzün varlığının farkındayız. Akıllı olduğumuzu, ancak aptal olanlara bakarak anlıyoruz. Hayatımızı aklî kural ve sistemler üzerine kurduk. En akılcı olduğu düşünülen toplum düzeninde, demokraside yaşıyoruz.

Gelin görün ki, insanî aklın temelinde bir bit yeniği var... Hani bir atasözü şöyle der: “Akılları pazara çıkarmışlar, herkes kendi aklını beğenmiş.”. Bu söz ne kadar doğru; hayatımızla ilgili konularda karar alırken başkalarından etkilensek bile, nihayetinde kendi belirlediğimiz doğrultuda hareket ederiz. Bir başka insanın bizden daha akıllı olduğunu kabul etsek bile, çoğu zaman, kendi bildiğimizi yapmayı tercih ederiz. Bir bakıma, akılla aptallık atbaşı gider. Eylemimizi akılla gerçekleştirsek de, bu eylem çok aptalca olabilir. Kendi aklını fazla beğenmektir bunun nedeni. Aklımızı o kadar çok beğeniriz ki, bu aklın nerede tıkanıp, aptallığın başladığını göremeyiz bir türlü. Aptallık Ansiklopedisi” adlı kitabın yazarı Hollandalı Matthjis van Boxel’e göre, hiç kimse kendi aptallığının farkına varacak kadar akıllı değildir.

Aptallık Ansiklopedisi’nin yazarına göre, insanı hayvandan ayıran şey üstün aklı değil, aptallığı. Aptallık, insanın, kendi kurduğu hayallere inanmaktaki ısrarında ortaya çıkıyor. Aklı olmayan bir hayvandan farklı olarak insan, aynı taşa defalarca kafasını çarpar. Geçmişten ders almaz ve aynı hataları sonsuza kadar tekrarlar durur. Aklın itici gücü, aptallığı aşma çabasıdır aslında. İnsanın olduğu her yerde, akıl kadar aptallığı da bulmak mümkün.  Hepimiz, akıllı olduğumuz kadar aptalız da. Aptallık, tek başına çok tehlikeli değil; hayvanların aptallığı kendileri ya da çevreleri için önemli bir sorun teşkil etmiyor. Asıl tehlikeli olan, insanlarda olduğu şekliyle, aptallığın akılla birlikte ortaya çıkması. Bindiği dalı kesen Nasreddin Hoca’yı ele alalım. Hoca, dalı kesmek için ne yapmak gerektiğini, aklı sayesinde biliyor. Bir testere alıp dala sürtmeye başlıyor. Eylem sonucuna ulaşıyor, dal kesiliyor. Gelin görün ki, Hoca da kendini yerde buluyor. Burada, akılla aptallığın bir araya geldiğini görüyoruz ki, asıl tehlikeli olan işte bu.

Akılla aptallığın biraraya gelişini hayatın her alanında görmek mümkün. Otomobili ustaca kullanan, ama trafik kurallarına uymayan sürücüde; dairesini pırıl pırıl temizleyip güzel eşyalarla donatan, ama binanın dış sıvasını yaptırmayan ev sahibinde; dünyanın en büyük kültürel ve askeri gücüne sahip olan, ama bu gücü bir Ortadoğu ülkesi üzerinde barbarca kullanan işgal devletinde... Çağdaş seçim sistemleri, sistematik aptallıklara zemin hazırlayabiliyor. Halk yığınları ne kadar cahilse, bu cehaletin doğurduğu aptallıktan nasiplenenler o kadar mutlu oluyor. Marşlarla, hamâsi sloganlarla, kaba simgelerle, sokak ağzını yansıtan bir üslupla yürütülen propagandanın temelinde çoğu zaman basit bir mantık bulunuyor: “Bu memlekette dört kişiden üçü gazete okumaz. Demek ki karşımızda ne söylesek inanacak 30 milyonluk bir seçmen kitlesi var.”

Hepimiz aptallık ederiz; aptallık yanlış yapmak değil, yapılan yanlışta diretmek. Hiç kimse kendi aptallığının farkına varacak kadar akıllı olmadığından, yaptığımız yanlışları bir türlü düzeltemiyoruz ve bu durum böyle sürüp gidiyor...


Hiç yorum yok: