16 Haziran 2016 Perşembe

Çâh-ı Zenahdân


Birçoklarımızın çenesinde hafif bir çukurluk bulunur hani. O çukurluğa, divan edebiyatımızda sevgilinin güzellik unsurlarından biri gözüyle bakılıyor. “Çâh-ı zenahdân” deniyor adına. “Çâh” kuyu, “zenahdân” çene demek; yani bu söz “çene kuyusu” anlamına geliyor. Divan şiirinde “Çâh-ı zenahdân” bazen bir kuyu, bazen de bir zindan olarak karşımıza çıkıyor. Bu zindana girenler, saçlardan yapılma zincirlerle bağlanıyor. Âşık, delilik veya mecnunluk belirtisi gösterdiği için bu zindana atılıyor. Çünkü aşk acısından azad olmanın yolu, tutsaklıktan geçiyor.

“Çâh-ı zenahdân” divan şiirinde bir kuyu olarak ele alındığında, çoğu zaman “Çâh-ı Babil”, yani Babil kuyusuyla birlikte geçiyor. Babil kuyusu, işledikleri günahlardan ötürü ceza alan Hârut ve Mârut adlı meleklerin, kıyamet gününe kadar saçlarından asılı kalacakları kuyu. Babil’de bulunduğuna inanılan bu kuyu, divan şairleri tarafından bir büyü kaynağı olarak görülür; sevgilinin bu kuyuda Hârut ile Marut’tan büyü talim ettiğini söylerler. Onun için, sevgilinin özellikle gamzesi, gözleri veya kaşları, büyücülükte Çâh-ı Babil’den aşağı kalmaz. Nedîm şöyle der:

“Gamze-i fettânını koydun ki yıkdı âlemi

Bahse dalmışken çeh-i Bâbil’de câdûlarla sen”


Hiç yorum yok: