23 Haziran 2016 Perşembe

Dağlar


“Başı duman pâre pâre
Yol ver dağlar yol ver bana
Gönlüm gitmek ister yâre
Yol ver dağlar yol ver bana”

Dağlar, Türk halk edebiyatının bütün ürünlerinde, ta destanlar döneminden beri en çok kullanılan tabiat motiflerinden biri. Yüce dorukları, Gök Tanrı’ya en yakın noktalar olduğundan, eski Türkler tarafından kutsal bir varlık olarak nitelenmiş. Türkler Anadolu’ya gelip yerleştikten sonra da, eski inançlarının etkisiyle, efsanelerde, halk hikâyelerinde, masallarda, türkülerde, mânilerde, deyimlerde dağ motifine yer vermeye devam etmişler. Büyük ve Küçük Ağrı dağları, Evrenli, Süphan, Anamas, Hasan ve Çökelez, efsanelere konu olmuş dağların sadece birkaçı. Bakın Dadaloğlu, bir güzellemesinde nasıl da övmüş dağları…

“Dinlen ağ'lar birem birem söyleyim
Arşı çarşı gider yolun var dağlar
Kamalaklı kar'ardıçlı sekiler
Selvili söğütlü şarın var dağlar

Binboğa'yı dersen dağların beyi
Görüken Soğanlı hani Koçdağı
Aladağ Bakırdağ Bulgar'ın tayı
Erciyes ulunuz pîrin var dağlar

Âhir Dağ'dan gördüm Maraş elini
Engizek'te derler ilin çoğunu
Gezdim seyreyledim Konur dağını
Göğsü gök ördekli gölün var dağlar

Dadaloğlu'm bunu böyle diyeli
Üçyüz altmış altı dağı sayalı
Burnu hırızmalı katar mayalı
Kol kol olmuş gelir elin var dağlar”

Destandan halk hikâyelerine geçiş dönemi ürünü olan Dede Korkut hikâyelerinde, dağ motifi önemli yer tutuyor. Sonraki dönemde dağlar önemini hep korumuş. Kerem, Aslı’sına kavuşmak için Elcevaz Dağı’na seslenir. Tepesi dumanlı Ağrı Dağı’ndan kendisine yol vermesini ister; âşığın halinden anlayan Ağrı Dağı’nın dumanı çekilir, Kerem ile Sofu yollarına devam ederler. Emrah’ın Selvihan’a ulaşması için en büyük engel, aşılması çok zor olan karlı dağlardır. Ferhat, Şirin’e ulaşmak için dağları delerek suyu şehre akıtır. Hurşit, kendisinden kaçırılıp Karadağ’a götürülen sevgilisine ulaşmak için yüce dağlar aşar. Sürmelibey, Telli Senem’in peşinden Çukurova’ya inmek için, geçit vermeyen dağları geçer.

“Diledim ki nazlı yâre gideyim
Çevirdi her yandan yolumu dağlar
Garip kaldım gurbet elde n’ideyim
Kırdı kanadımı kolumu dağlar”

Masallarımızda kendine “Kafdağı” adıyla yer bulan dağlar, mânilerde de, tıpkı türkülerdeki gibi, birçok yönüyle anılır. Mesela,

“Dağların başı kardır
Gamlı yüreğim dardır
Adam dertsiz olur mu
Herkesin derdi vardır”

Yahut,

“Dağlarda gezer oldum
Okuyup yazar oldum
Ben bir güzel uğruna
Kuruyup gazel oldum”

Kur’an-Kerim’de dağların, yeryüzünün kazıkları olarak sapasağlam çakılıp dikildikleri. Allah’ın insanlar için dağlarda oturulacak konaklar yaptığı ve dağlarla ilgili daha birçok özellik bildiriliyor. Hz. Muhammet’in, kendisine vahiy gelmeden önce ibadet ve tefekkürle vakit geçirdiği ve ilk vahyin geldiği mağaranın bulunduğu Hira Dağı’nı, Müslümanlar kutsal kabul ediyor.

Yine, müslümanların hac farizası esnasında yerine getirmekle yükümlü bulundukları “vakfe”nin gerçekleştirildiği yer olan, Arafat Dağı da kutsaldır. Yunus Emre de mevlasına seslenmek için, dağların aracılığına başvurur…

“Dağlar ile taşlar ile
Çağırayım Mevlam seni
Seherlerde kuşlar ile
Çağırayım Mevlam seni

Gökyüzünde İsa ile
Tur dağında Musa ile
Elindeki asâ ile
Çağırayım Mevlam seni…”


Hiç yorum yok: