28 Haziran 2016 Salı

Fındık Sabunu


“Fındık yeşil çotanak
Dalında salkım saçak
Yeşil giysi içinde
Kahve rengi yavrucak

Harmanda yığın yığın
Güneş dostu fındığın
Çalışır çoluk çocuk
Sesi ninni tırmığın

Ayran yapar yayıklar
Kızlar fındık ayıklar
Harmanın kenarında
Titrer ince bıyıklar

Yüklensin arabalar
Seksen okka çuvallar
Fındık hazır olunca
Şenlensin çarşı pazar”

Kutay Larçın, mâni şeklinde alt alta sıraladığı dörtlüklerle, yöremizin kıymetli ürünü fındığı böyle anlatmış. Karadeniz denince akla gelen birkaç imgeden biri fındık. İnsanımız için bir geçim kaynağı, bu topraklar üzerindeki varoluşunun temel unsurlarından biri. Tek başına yendiği gibi, gıda sanayiinde kullanılıyor, çeşitli ürünlerin bileşimine giriyor; fındık yağı olarak yemeklerimizde de kullanılıyor.

Geçmişe baktığımızda, fındıktan sabun bile yapıldığını görüyoruz. 1914-1918 yılları arasında, Birinci Dünya Savaşı zamanı, Osmanlı İmparatorluğu’nda pek çok şeyde olduğu gibi, sabun yapımında kullanılan zeytinyağı konusunda da yokluk söz konusuymuş. O günlerde Ruslara karşı savaşan Üçüncü Ordu’nun ihtiyaçlarının birçoğu, Trabzon Valisi Cemal Azmi Bey ve Karadenizlilerin gayretleriyle karşılanmaktaymış…

Bu kıvrak zekâlı insanlar, sabun sıkıntısının çözümünü de, fındıkta aramışlar; sabun için gerekli olan yağı, fındıktan elde etmeye niyetlenmişler. Ticaret ürünlerinden alınan vergiler, yani öşür karşılığında devlete verilen fındıklar, depolara yığılmış olarak öylece durmaktaymış. Sabun imalatında kullanılacak diğer maddelerden biri olan kireç de, bölgede bol miktarda mevcutmuş. Sadece sabun sodasına ihtiyaç varmış ki, o da İstanbul’dan temin edilecekmiş.

Bunun üzerine işe girişmişler ve mükemmel sonuç almışlar. Fındık sabunu, en kaliteli zeytinyağı sabunundan farksızmış. Bunun üzerine Cemal Azmi Bey, 2 Ağustos 1915 tarihinde Dahiliye Nezareti’ne bir telgraf çekmiş ve ürettikleri sabun hakkında bilgi vermiş. Sabunun numunelerini de, ayrıca postayla göndermiş. Kazanlarda haftada 5 bin kilo sabun üretebildiklerini, şayet İstanbul’dan sabun sodası gönderilir ve sabunu kurutmak için havalar da sıcak giderse, öncelikle 50 bin kilo ve ilaveten 25-30 bin kilo sabun daha üretebileceklerini belirtmiş. Bu şekilde Erzurum’daki ordunun tüm ihtiyacını karşıladıkları gibi, istenirse İstanbul’a dahi sabun gönderebileceklerini söylemiş.

Harbiye Nezareti cevabi yazısında, Trabzon Valiliği’nin istediği sodanın sevkıyatına hemen başlandığını bildirmiş. Fındık ayrıca, asker için iyi bir gıda olduğundan, depolardaki tüm fındıkların sabun için kırılmaması, 200 bir kilonun da İstanbul’a gönderilmek üzere askeriyeye teslim edilmesi istenmiş. Böylece fındık, memleketin zor günlerinde her şeyinden faydalanılan bir ürün olmuş.

Yazar Adnan Yıldız’ın tarihi belgelere dayanarak verdiği bu bilgilerin ardından, yine bir fındık güzellemesiyle, Arif Hikmet Par’ın dizeleriyle bağlayalım sözümüzü. Karadeniz uşaklarına selamlarımızla.

“Yine yeşerdi fındık dalları
Yüzü güldü uşakların
Sis çökmesin don vurmasın
Ocağımızda ateş yemeğimizde yağ
Paketimizde cıgaradır fındıklarımız

Bir gelsin sağlıcakla Ağustos sıcağı
Alın terimizle filizlensin dileklerimiz
Ne bankaların önünde bekleşelim
Ne ağaların ceplerine baksın gözlerimiz

Bu yıl dallar öyle yüklü
Çuval çuval yığılacak fabrika önlerine
Meydanlarda karayağız tanecikler oynaşacak
Güneşe candan verecek kendini yudum yudum
Bize sağlık bize neşe getirecek fındıklarımız

Acep ne olacak yârin halları demiyeceğiz
Yâr fındık gibi cömert olacak
Gözümüzde fer dizimizde kuvvet
Olgun kayısılar gibi şuruplaşacak.”


Hiç yorum yok: