27 Haziran 2016 Pazartesi

Karadeniz'de Sepetçilik


“Sepetumun ipleri
Keseyi omuzumi
At kara peştemali
Bi goreyum yuzuni…”

* * *

Karadenizlinin fındık dallarından örerek yaptığı sepetlerin,  geniş kullanım alanı var bölgede. Bu yaygınlık, elbette bölgenin coğrafi durumundan kaynaklanıyor. Arazi dağlık olduğundan, yakın zamana kadar, yerleşim birimleri arasındaki ulaşım dar patika yollarla sağlanıyordu. Sadece kıyı yolu motorlu taşıtların işlemesine elverişliydi. Yine arazi durumu nedeniyle at ve kağnı arabaları da kullanılamadığından, kuşaklar boyu, çeşitli sepetlerle taşıma işinin yürütülmesi gelenek halini aldı. Her ne kadar son yıllarda araba yollarının yapılması, taşıma işinde motorlu araçların kullanılması sayesinde, el ve sırtta taşıma büyük ölçüde azaldıysa da, bütünüyle ortadan kalkmış değil. Özellikle çay ve meyve toplama ihtiyacı, geleneğin devamını gerekli kılmış.

Sepetler geleneksel olarak, evin odalarında ve dışarıda, belli başlı yerlerde toplu halde yapılan çalışmalarla örülür. Bu niteliğinden ötürü, sepetçilik bir aile sanatı olmuş. Dededen, babadan gelip, kuşaklar boyu devam etmiş.

Bir el sanatı sepetçilik; bir marifet. Birbirine bakarak öğreniliyor; daha doğrusu sepetçiler, sanatı topluca çalışarak birbirlerinden öğreniyorlar. 4-5 kişi biraraya geliyor, biri çubuğu çıkarıyor, öbürü örüyor. Bir usta günde 3 sepet yapabiliyor.

Sepetin ana maddesi, fındık çubuğu. Geçmiş dönemlerde, daha doğrusu çay ekiminden önce Rize’nin Çayeli yöresinde geniş fındıklıklar varmış. Onun için, sepet örenler malzeme sıkıntısı çekmezmiş hiç; ihtiyaç duydukları fındığı çevreden, kendi fındık bahçelerinden sağlayabilirlermiş. Ancak zaman içinde, fındıklıkların çaylığa dönüşmesi yüzünden bu imkan kalmamış durumda. Bu sebeple fındık çubukları başka yerlerden gelmeye, 30-40 adetten oluşan bağlar halinde sepetçilere satılmaya başlamış.

Sepet yapımında iki alet kullanılır: “Tahra”, bir diğer adıyla “nacak”; yani  baltanın küçüğü. Bir de bıçak. Nacak, fındık çubuğunun ağaçtan kesilmesi için kullanılır. Çubuğun bölünmesi ve soyulması içinse, bıçak vardır. Elin kesilmemesi, parmakların yırtılmaması için, bıçağın gövdesiyle sapı arasına bez sararlar.



Sepet, fındık çubuğunun örülmesiyle yapılır. Erkekler kadar, kadınlar da görür bu işi. Çubuğun  ucuna yakın kısmı bıçakla kertilir, çubuk ayrnı yerden dizde bükülür, yine aynı yerden kesilerek uzun ve yassı şeritler çıkarılır. Bu şeritlere Trabzon yöresinde “zon” ya da “öz”, Rize yöresinde “tomaç” derler. Şeritlerin bir tarafında yahut kenarlarında renkli kabuk kalır. Bunlar bıçakla yontulur, temizlenir, böylece her yanı beyaz hale getirilir. Eğer yontulmazsa kabuk olduğu gibi kalır, böylece şeridin bazı kısımları renkli olur. İsteyenler şeridi bu şekilde örerler, Böylece sepet renkli, süslü bir nitelik kazanır.

Şeritler çıkarıldıktan sonra fındık çubuğunun ortasında kalan yuvarlak kısmın adı, Rize yöresinde “istami”dir. Bu da ortadan ikiye ayrılır, böylece iki tane istami çıkar. Sepetin örülmesine, yukarıdan başlanır, İstami, yukarıdan aşağıya iner. Sepetin altına, dip tarafına, sağlamlaştırmak konulan iki ayağa “topuk” veya “dip” adı da verilir. Bu ayaklar, sepetin yere konulmasını sağlar.
           
Örme işi bittikten sonra sepete ip takılır, iplerin ucu topuklara bağlanır. İpler iki omuzdan geçirilip, sepet sırta asılır.

Sepette neler taşınmaz ki... Satmak için pazara götürülen meyve, sebze, yağ, peynir, pekmez... Çarşıdan, kasabadan alınan gaz yağı, tuz, un, şeker, giyecekler... Boy boy olur sepetler. Çay sepetleri büyüktür, sırta alınır. Gübre sepetleri de sırtta taşınır, ama daha küçük olur. Sepetlerle 100, hatta 120 kiloluk yükler taşıyanlar vardır...


 Her sepet sırtta taşınmaz. Mesela küçük sepetler vardır, elde taşınır. Sonra “Tiyeter” vardır; küçük, ama uzun bir sepettir. Yukarıdan aşağıya doğru daralır, dipte sivri bir şekil alır. Bunlar üzüm toplamada kullanılır. Rize yöresinde üzüm asmaları, ağaçlara bağlanır. Böylece asmalar ağaçların üst dallarına kadar uzanır. Bu sebeple, üzüm toplamak için ağaçlara çıkılır. İşte bu esnada, asmalardan koparılan salkımlar tiyetere doldurulur.


“Çehter”, sepetin büyüğü; gözleri geniş. Yaprak taşımakta kullanılır. Taş zeminli ahırlarda, hayvanların altına, üşümesinler diye yaprak sererler. Fındık, kızılağaç ve öteki ağaçlardan dökülen yapraklar toplanır, çehtere doldurulup ahıra taşınır. Bu yapraklar hayvan dışkısına karışınca, tarım alanında gübre olarak kullanılır; verimi artırır. İşte böyle; türlü türlü, çeşit çeşit sepetler var yöremizde. Dedik ya, şimdilerde kaybolmaya başlasa da, aslında bir aile sanatı sepetçilik. Sepetçiler toplanır, bir araya gelir, eşlenerek, birbirlerine bakarak sepet örerler... Bu sırada yârenlik eder, şakalaşırlar. Bir yandan iş görürken, bir yandan hoşça vakit geçirirler... Gelenek böyle. 

Trabzonlu yazar Mustafa Reşat Sümerkan ve Rizeli araştırmacı Süleyman Kazmaz’ın bize sunduğu bilgilerden yararlanarak, Karadeniz’deki sepetçiliğe değinmeye çalıştık...


Hiç yorum yok: