28 Haziran 2016 Salı

Yedi


Bir haftanın yedi günden oluşması tesadüfî değil; yedi sayısı kutsal bir nitelik taşıyor. Ta eski Babil’de ve Sümerlerde “yedi kat gök” ve “yedi kat yer altı” inancı vardı. Bu inanç Anadolu’ya da taşınmış. Çok utandığımızı anlatmak için hala, “yerin yedi kat dibine girdim” demiyor muyuz? Sadece bu değil, pek çok deyim var ülkemizde, yedi sayısıyla ilgili. “Yedi iklim dört bucak dolaşmak” diyoruz mesela... Birinin olmadık bahanelere sığındığını anlatmak için, “yedi dereden su getirdi” diyoruz... Yaygarayı anlatmak için, “yedi mahalleyi başımıza topladı” deyimini kullanıyoruz... Söverken, “yedi ceddini, yedi sülaleni...” diye başlıyoruz lafa. Bu deyimlerin üretilmesinde, yedi sayısının sonradan unutulmuş kutsallığının gizli bir etkisi var. Gelin, rahmetli Maçka’lı araştırmacımız İsmet Zeki Eyüboğlu’nun yazılarından öğrenelim, eskilerin yedi rakamıyla ilgili inançlarını...

Anadolu-Yunan mitolojisiyle başlayalım. Bu mitolojide yedi müzik perisinden bahsedilir. Bunlara “yedi musalar” denir. Musa sözcüğünden, bugün kullandığımız musıki türemiş...

Şaman inancına bakarsak, Tanrı’ya varan yol üzerinde yedi engel bulunduğunu görürüz. Bunları aşan kişi, onun katına ulaşır. Yine bu inanca göre Tanrı, yeryüzünde ilkin yedi kişi yaratmış. Bunların kemikleri kamıştan, etleri topraktanmış...

Yahudi inancına göre, Tanrı evreni altı günde yaratıp, yedinci gün dinlenmiş. Cumartesiye denk gelen bu gün, Yahudiler hiçbir iş yapmaz, dinlenirler.

Nuh tufanı anlatısını okursak görürüz ki, Nuh peygamberin yaptığı gemi yedi bölmelidir...

İslam inancına göre de, kıyamet günü Medine ilinin yedi kapısı olacakmış. Kâbe’de Mescid-i Haram denen caminin de yedi minaresi olduğu söyleniyor. Bu cami, bütün müslümanlarca çok kutsal sayılır.

Yine islam inancına göre, ölenler yedi arşın beze, yani kefene sarılır.

Öte yandan İlkçağ Anadolu inançları arasında, “yedi uyurlar”ın  önemli bir yeri var. Bunlar sonradan İslam inancına da girmiş, “Ashab-ı Kehf” olarak anılmaya başlanmış. Yedi Uyurlar’ın yattığı savunulan çeşitli mağaralar var. Hangisinin gerçek olduğu bilinmiyor. Bunlardan biri, geçtiğimiz günlerde basında da yer almış, din alimleri mağaranın Kur’anda anlatılana uyduğunu belirtmişlerdi.
Yedi rakamıyla ilgili adet ve inanışlar bitmiyor. Zâhiri mezhebine göre, köpeğin su içtiği kabın temizlenmesi için toprakla yedi kez ovulması gerekir. Bedevî tarikatında müritlere şeyhin verdiği bir şerbete , “Yedi Türlü Şerbet” denir. Bu şerbet yedi türlü nesneden yapılır. İsmâiliye mezhebinde Yedi İmam inancı  var. Hurûfi inançlarına göre de Fazlulah Hurûfi, düşüncelerini yaymak için yedi kişiyi görevlendirmiş. Bunlara Yedi İmam ya da Yedi Derviş deniyor...

Ve İslamdaki genel bir inanç ve gerçek: Günde beş vakit kılınması farz kılınan namazda, alın, iki el, iki diz, iki ayağın başparmakları olmak üzere gövdemizin yedi ögesi yere değiyor.

Gelelim tavâf, yani yedi kez dolaşma geleneğine...  Eskiden Yahudiler, “Kamış Bayramı” dedikleri bayramda, tapınaklarda toplanır, mihrabın çevresinde yedi kez dönerlerdi. İranlılar, Hintliler, Romalılar ve Budistlerde de böyle bir din töreni var. Müslümanlar da, hac ibadetinde, Kâbe’nin çevresini yedi kez 
dolaşırlar. Yine hac sırasında müslümanların, Safâ ile Merve adı verilen yerler arasında yedi kez gidip gelmeleri gerekir. Bu, insanın gücü yettiğince yapması gereken bir koşmadır...

Ayrıca, Arap takvimine göre yedinci ayın yirmi yedinci günü, Mekke’de anneler için özel bir tören düzenlenir. Bu törende anneler, çocuklarını “zemzem” dolu bir kaba batırır, yıkarlar...

Tükettik mi yedi rakamıyla ilgili inanışları? Hiç biter mi, daha çok var. Ama biz sözümüzü, Karadeniz kıyılarında söylenen bir türküyle bitirelim. Bu türküde, yedi kadınla evlenen bir erkekten bahsedilir. Şöyledir türkünün sözleri:

Tonyalıyım Tonyalı
Alırım yedi karı
Biri gider ahıra
Biri sağar sığırları
Biri tutar ışığı
Biri sallar beşiği
Biri gider ormana
Biri gider suya
Biri oynar benimle...


Hiç yorum yok: