16 Haziran 2016 Perşembe

Yusuf Ziya Ortaç'ın "Portreler" Kitabında Hasan Âli Yücel


Eski milli eğitim bakanlarımızdan, değerli kültür adamı, yazar ve şair Hasan Âli Yücel. Tercüme Bürosu’nun, Köy Enstitüleri’nin, nice kitabın ve ansiklopedinin ortaya çıkmasını sağlayan kişi ve ünlü şairimiz Can Yücel’in babasıydı. “Hayatta ben en çok babamı sevdim” dizesinin yer aldığı meşhur şiir, onun anısına yazılmıştır, bilindiği gibi. Ünlü edebiyatçımız Yusuf Ziya Ortaç, şimdilerde baskısı bulunmayan “Portreler” isimli kitabında, pek çok kültür adamının yanısıra, Hasan Âli Yücel’i de tanıtmıştı. Bu yazıyı alıntılamak istiyorum:

“İnsan nasıl ölür, bilir misiniz?... Ansızın bir sendeleyişle, bir kalp duruşuyla değil. Annesinin ölümüyle, babasının ölümüyle, dostlarının, sevdiklerinin, kafa ve gönül arkadaşlarının ölümleriyle her gün birer parça, birer parça...

Benim bir Ahmet Haşim’im vardı: Güzeli beraber tadar, çirkinden beraber iğrenir, beraber güler, beraber kızar, beraber acırdık. Sevincim onun da sevinciydi, öfkesi benim de öfkem!

Benim bir Mithat Cemal’im vardı: Yalnız vücutlarımızla iki ayrı insandık. Bütün bir yaz, Anadolu Klübü’nün bahçesinde, neşemiz tek kahkaha olurdu. Şimdi yıllardır onsuzum. Mithat Cemal’siz bahçede dost gözlerle baktıklarım kimlerdir bilir misiniz?... İhtiyar ağaçlar!

Sanırdım ki bu ikisinin ölümü kadar acı dost ölümü olamaz. Olurmuş!... İşte Hasan Âli Yücel’in ölümü...

O, benim mektep arkadaşımdı. Vefa idadisinde beraberdik. Zeki, çalışkan, hırslı bir öğrenciydi. Sonra, Birinci Dünya Savaşında birbirimizi kaybettik. Yalnız bir gece, eski Gaziantep mebusu rahmetli İshak Rafet’in zengin akraba konağındaki sofrasında konuşarak, dertleşerek ve türküler, destanlar, nefesler okuyarak geçirdiğimiz bir gece, hala yıldız yıldız gönlümdedir. Asıl dostluğumuz bu üç dört saatlik kadeh arkadaşlığından sonra başlamıştır.

Kafası kadar gönlü de zengin insandı. Okurdu ve yazardı. Düşünürdü ve duyardı. Doğuyu da tatmıştı, Batı’yı da... Çağının ünlü bir güzeline yazdığı şarkıyı dinleyin:

Sen bezmimize geldiğin akşam neler olmaz?
Aşkın beni sermest ediyorken keder olmaz,
Ölsem de senin uğruna canım heder olmaz,
Sen bezmimize geldiğin akşam neler olmaz?

Dalgın ve ilahi, eriten bir bakışın var,
Bir anda bütün ruhumu birden yakışın var,
Karşımda periler gibi nazan akışın var,
Sen bezmimize geldiğin akşam neler olmaz?

Bu iki dörtlük bile, Yücel’in nasıl bir kalb adamı olduğunu anlatmaya yetmez mi?



Bir memleket gezisinde, Atatürk onu da yanına almıştı. Yeni insanlar vardı bu yolculukta. Atatürk, onları çeşitli konularda konuşarak deniyor, tartıyordu. Bir akşam, sofrasındakilere sormuştu:

“Sıfır nedir?”
Yücel’in cevabı şu oldu:
“Sizin huzurunuzda ben!”

Bu imtihan gezisinde, Hasan Âli, sıfır almayan tek yolcudur sanırım.

Yücel’in politika hayatı, Milli Eğitim Bakanlığıyla başarılar içinde geçmiştir. Karanlık topraklarımızın ilk fecri Köy Enstitüleri, Köy Okulları, Kız Sanat Enstitüleri, bir kitaplık dolusu klasikler tercümesi, opera, İnönü Ansiklopedisi... Bırakınız tümünü, bir tanesi bir insanı bahtiyar etmeye yetmez mi?"


Hiç yorum yok: