21 Eylül 2016 Çarşamba

41. Ölüm Yıldönümünde Bedri Rahmi Eyüboğlu


Ona, Karadeniz’den çıkmış en ünlü kültür insanımız desek, yanlış mı olur? Bedri Rahmi, Trabzonlu Eyüboğlu sülalesinin bir ferdi olarak, Giresun’un Görele ilçesinde dünyaya gelmiş. Genç yaşta ayrıldığı memleketine, otuz sene dönmemiş ama, köklerinden de kopmamış. Yazıda, şiirde, resimde nice güzel eser vermiş. Dizeleri on yıllarca dillere dolansa da, “Ne zaman bir köy türküsü duysam, şairliğimden utanırım,” diyecek kadar kıymet vermiş halk kültürüne, Anadolu’nun kültür varlığı karşısında hayranlıkla, tevazuyla eğmiş başını.

Bugün onun 41’inci ölüm yıldönümü.

***

Maçka yöresinin çok sevilen, şair yaratılışlı kişilerinden Eyubzade Hamdi Efendi’nin oğlu Rahmi Bey’le, bölgenin ileri gelen ailelerinden Serdar kızı Lütfiye Hanım’ın ilk çocukları, “Sarıoğlan” diye sevdikleri Sabahattin Rahmi’ydi. Ali Bedrettin adını verdikleri ikinci çocuklarıysa, “Karaoğlan” lâkabının hakkını verecek kadar esmerdi. 1911’de, bugün Giresun’a bağlı olan Görele’de dünyaya gelen Ali Bedrettin’in Ali’si, zamanla unutuldu; Bedrettin Bedir’e, Bedir de “Bedri Rahmi”ye dönüştü…

Rahmi Bey’in kaymakamlık görevi nedeniyle, aile sık sık yer değiştiriyordu. Kütahya, Ankara ve Artvin’de bulundular. Rahmi Bey 1925’te Trabzon milletvekili seçilince, bu ile yerleştiler. Bedri Rahmi burada, Trabzon Lisesi’nde okudu. Aileden gelen bir edebiyat ve şiir alışkanlığı vardı. Ancak zamanla derslerine ilgisini kaybetti. Matematik öğretmeni Şerif Bey bir gün onu bütün okulun önünde, çarpım cetvelini ezbere sayamadığı için azarlayınca, okulla bağı iyiden iyiye koptu. Babası, eğitimini tamamlaması ve üniversiteye devam edebilmesi için, onu İstanbul’a göndermeyi kararlaştırdı. Böylece Bedri Rahmi, arasını soğuttuğu Trabzon’dan bir bir gidiş gitti ki, otuz sene geri dönmedi…

1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girdi. Bir yandan da, ilk tutkusu olan şiirle ilgilenmeye devam ediyordu. 1931’de akademiden ayrılarak, Avrupa yollarına düştü Bedri Rahmi. Ağabeyi Sabahattin Eyuboğlu, kendi bursunu onunla paylaşarak, kardeşini Lyon’a götürmeyi göze almıştı. Daha sonra. muazzam bir resim atölyesi olarak gördüğü Paris’e geçti Bedri Rahmi. Burada ilk büyük aşkı Ernestin’le tanıştı. Bu Romen kızı, 1936 senesinde, Bedri Rahmi’nin karısı olacak ve “Eren” adını alacaktı…

Yine 1930’lu yıllarda, altı genç Türk ressamı, “D” grubu olarak adlandırılan bir grup oluşturmuşlardı. Bedri Rahmi’ni adı da uzun yıllar, Cumhuriyet tarihinin bu ilk önemli sanat hareketiyle anıldı. Ama nedense resimlerine hep üvey evlât muamelesi yapar, onlardan “pisliklerim, lekelerim, piçlerim” diyerek, güzelim eserlerini acımasızca eleştirirdi. Buna karşılık, şiirlerine hiç kıyamazdı. 1941’de ilk şiir kitabı, “Yaradana Mektuplar yayımlandı. “Karadut” adlı ikinci şiir kikabı, 1948’de çıktı. Eşi Eren Hanım’ın adını bile duymak istemediği bu şiir kitabına esin veren kişi,  Mari Gerekmezyan isimli bir sanat öğrencisiydi.

1940-1946 yılları arasında, Bedri Rahmi-Eren Eyuboğlu evliliğinin arasına, “Karadut”un gölgesi düştü. Bedri Rahmi ise aşkını saklamaya, gizlemeye asla tenezzül etmedi…

1946’da aniden yakalandığı tüberküloz ve menenjit, Karadut’u alıp götürdü. Eve gözyaşlarıyla dönen Bedri Rahmi’yi teselli eden, yine Eren Hanım’dı. Ölümünden önce ve sonra Karadut’u yüzlerce kez resmetti Bedri Rahmi. “Ben öldükten sonra da yaşaması gerek. Bir kitapta, bir şiirde, bir resimde” diyordu…

Bedri Rahmi, 50’li yıllarda ilgisini halk sanatı ürünlerine, ilkel kavimlerin sanatlarına yöneltmişti. 1960’lardaysa, halk sanatlarından kopup, göz kamaştırıcı renklere yöneldi; kendi deyişiyle, “renklere bulaştı”. Bulaştığı o renklerle yüzlerce, binlerce, has renkli yazmalar üretti. Bir yazısında şöyle diyor:

“Has renklerin bir kısmına İstanbul yazmacılarında rastladım. Onlara kavuştuğum zaman o kadar sevindim ki, günlerce üstüm, başım, elim, yüzüm has renklere bulandı. Yalnız üstüme, başıma değil ciğerime kadar işlediler. Gündelik hayatıma, konuştuğum dile karıştılar."


Bedri Rahmi Eyüboğlu, 1970’lerde, toplumsal içeriği ağır basan yapıtlara yöneldi. 1975 yılının 21 Eylül’ünde, Kalamış’taki evinde, kanser hastalığı yüzünden hayatını kaybetti. Tüm şiirleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan, “Dol Karabakır Dol” adlı kitapta toplandı.